Çağlar Çorumlu: Sonuna kadar yolumuza devam edeceğiz

Oyuncu Çağlar Çorumlu, “Bir tiyatro sahibi olarak ayakta kalmanın gerçekten çok zor olduğunu söyleyebilirim. Kiralar, personel ücretleri, faturalar, sigortalar… Gerçekten çok zor direniyor insanlar. Pek çok arkadaşımız tiyatrosunu kapattı” diyor.

25 Mayıs 2021 Salı, 13:00
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: Vedat Arık

GAİN’in yeni dizisi “Ayak İşleri”nde rol alan Çağlar Çorumlu son yıllarda komedyen denildiğinde akla ilk gelen isimlerden. Kendisini yaygın bir üne kavuşturan “Güldür Güldür”den bu yana çok yol kat eden yetenekli oyuncuyla pandemi koşullarında mesafeli bir söyleşi yaptık.

Çağlar Çorumlu henüz 43 yaşında ve meslekte de daha 20 yılını doldurmadı ama onun için ustalık çağında desek hiç de yanılmış olmayız sanırım. Daha Şehir Tiyatroları’ndaki oyunlarda rol aldığı ilk yıllarda bile adı sık sık çalınırdı kulağıma ve özellikle de meslektaşları tarafından yeteneği öve öve bitirilemezdi. Sonra “Güldür Güldür” ile şöhreti Türkiye’nin her yerine yayıldı ve izleyici de onu bağrına basmakta hiç gecikmedi. Ama Çağlar Çorumlu başarıyı bulduğu yerde takılıp kalmaktan ve kendini tekrar etmektense sürekli farklı arayışlara girmeyi tercih etti ve kendi kurduğu tiyatroda Türkiye’de hiç oynanmamış oyunları sahnelemeye başladı. Başarılı oyuncu ile kısa bir süre önce GAİN’de başlayan yeni dizisi “Ayak İşleri” vesilesiyle bir söyleşi yaptık ve onu daha yakından tanımaya çalıştık.

GAİN için çekilen “Ayak İşleri” ile başlayalım isterseniz. Öncelikle dijital platformla çalışmanın ne gibi avantajları var sizce?

Caner Özyurtlu bundan yaklaşık 3 ay önce beni aradı projeden bahsetti ve senaryoyu gönderdi. Okuduğumda çok beğendim ve ertesi gün hemen arayarak projede olmak istediğimi söyledim. “Ayak İşleri” macerası böylece başlamış oldu. Dijital platformların varlığının bu tarz projelerin artması ve hayata geçmesi için önemli olduğunu düşünüyorum. Hem de bir konuyu uzun uzun anlatmak yerine çok daha kısa zamanda çok daha etkili işleyebilmenizi sağlıyor. Özellikle komedi türü için 15-20 dakikalık bölümlerin çok daha etkili olduğunu düşünüyorum. Birinci bölümden onuncu bölüme kadar hikâyenin ve karakterin nereden nereye evrildiğini bilmek işinize daha hâkim olmanızı sağlıyor. Bu anlamda teknik ekibin, oyuncuların ve yönetmenin performansını ve konsantrasyonunu en üst düzeyde tutabilmesine olanak sağlıyor. Benim de takip etmeye çalıştığım GAİN’in iyi içerik üreten bir platform olması benim için önemli unsurlardan biriydi.

İzleyici ne bulacak “Ayak İşleri”nde? Daha önceki işlerinizden farklı görünüyor.

“Ayak İşleri”nde bugüne kadar yaptığım işlerden daha fazla aksiyon var, en büyük farkı o diyebilirim. Burada daha önceki işlerimden farklı olarak daha sert ve acımasız ama zaman zaman da vicdanının sesine kulak veren Vedat Yorulmaz karakterini canlandırıyorum. Vedat yaptığı işin hakkını veren, kendi tarzıyla işlerini halletmeye çalışan bir adam. Evren (Güven Murat Akpınar) gelene kadar da işinde başarılı, yaptığı işi çok fazla sorgulamayan, kendini işine adamış bir insanken Evren’in gelişiyle hayatında bir çok şey değişmiş oluyor. Aslında bu 10 bölümlük hikâyede Vedat ile Evren’in olaylara yaklaşım farkı ve aralarındaki çatışmayı görüyoruz. Güven Murat Akpınar ile de çok iyi anlaştık, çok iyi paslaştık. İyi bir ensemble oluşturduk diye düşünüyorum Caner, Murat ve Volkan Öge ile. Tüm ekip arkadaşlarımız da çok özveriyle çalıştılar gerçekten. Aksiyon sahnelerindeki patlamalar, çatlamalar yer yer bizi korkuttu da çünkü teknik meseleler bazen sizin kontrolünüz dışında gerçekleşebiliyor ama bu aksiyon bölümleri gerçekten çok iyi halledildi. Çok sağlam bir ekip çalıştı bu anlamda da. Seyirciyi ne bekliyor? Seyirciyi gerçekten iyi çalışılmış, iyi düşünülmüş bir aksiyon-komedi bekliyor. Her bölümün maksimum 20 dakika olması seyirciyi hikâyeden koparmayacaktır diye düşünüyorum.

Bir dönem “Güldür Güldür” ekibiyle çok popüler işlere imza attınız. Daha sonra ayrıldınız ama hâlâ sizin “Güldür Güldür”deki bazı skeçleriniz internette çok izleniyor. Neydi o ekibin sırrı sizce?

Beş sezon oynadım “Güldür Güldür”de. Birbirini çok iyi tanıyan, tiyatro disipliniyle çalışan, iyi provaların yapıldığı bir işti “Güldür Güldür”. Bu anlamda iyi çalışılmış dört başı mamur bir iş ortaya çıkıyordu. Herkes senaryoya ve birbirine çok saygılıydı çünkü bence komedide en önemli şey neye hizmet ettiğini bilerek, geneli iyi anlayıp ona göre davranabilmek. Çünkü herkes ben komik olayım dediği zaman aslında kendinizi de işi de yaralamış oluyorsunuz. Yazarı, yönetmeni, oyuncuları ve teknik ekibi ile ne yaptığını gerçekten iyi bilen bir ekip ile çalıştım. Çok sıcak bir işti. Halkın yaşadığı hikâyeler, hepimizin yaşadığı sorunlar olduğu için herkesin kendinden bir şeyler bulduğunu söyleyebiliriz.

“Ayak İşleri”nde seyirciyi gerçekten iyi çalışılmış, iyi düşünülmüş bir aksiyon-komedi bekliyor 

TİYATROMU KURMAK İÇİN AYRILDIM

Şehir Tiyatroları’nda 5-6 yıllık bir oyunculuk maceranız oldu. Neden ayrıldınız ŞT’den?

Şehir Tiyatroları’nda 2008-2013 yılları arasında altı sezon çok güzel oyunlarda, çok güzel ekipler ile çalışma fırsatı buldum. “İstanbul Efendisi”, “Şark Dişçisi”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Marat-Sade” oyunları yanında “Karagöz Geri Döndü” adlı çocuk oyununda oynadım. Bir oyuncu olarak çok heyecan duyduğum, mutluluk verici anlar yaşadım. Şehir Tiyatroları’nda yevmiyeli çalışıyordum. Kadroya girebilmem için konservatuvarlı olma şartı aranıyordu. Bu sebeple ileri oyunculuk yüksek lisansı yaparsam kadro verebileceklerini söylediler. Bahçeşehir Üniversite’sinde ileri oyunculuk yüksek lisansı yaptım ama yine de kadro ile ilgili bir gelişme olmadı. Çocuk oyunu ile beraber haftada dokuz, ayda 30’un üstünde temsilde rol alıyordum. Artık maddi ve manevi zorlanmaya başlamıştım. Kimseyi mağdur etmemek için de makul bir süre önce ayrılacağımı ilgili kişilere bildirmiştim. Kendi tiyatromu kurma düşüncesiyle Şehir Tiyatroları’ndan ayrıldım ve 2014 yılında “Tiyatro Oyun ve Performans Sahnesi” TiyatrOPS’u kurdum.

SONUNA KADAR DEVAM EDECEĞİZ

Son yıllarda hem “Übü Hep Übü” hem de bir hayli ilginç bir deneme sayılabilecek Rodrigo Garcia imzalı “Yorgun Cümleler Günlüğü” sizin farklı bir yönünüzü izleyiciye sunan işler oldu. Bunun gibi başka projeler gelecek mi, var mı ayrıntılar?

Saydığınız bu iki oyun ve TiyatOPS’un ilk oyunu olan “Big Shoot”un ortak özelliği Türkiye’de temsillerinin ilk defa TiyatrOPS’da yapılmış olmasıdır. Yeni yazarları, yeni fikirleri ülkemize tanıtmak, yeni oyunlar, yerli-yabancı yazarlarla çalışmak beni çok heyecanlandırıyor. Bir tiyatroyu ayakta tutmak gerçekten zor ama bütün zorluklara rağmen sonuna kadar yolumuza devam edeceğiz.

Çok farklı bir karakter oynamak ister miydiniz sinemada? Ya da mesela çok çalışmak istediğiniz bir yönetmen var mı?

Tabii her oyuncu akılda kalan sıra dışı rolleri oynamak ister. Fakat sırf çok farklı diye, sıra dışı diye bir projeyi kabul etmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu karakterin senaryonun içinde, hikâyenin içinde nasıl kurgulandığı nasıl ifade edildiği benim için çok önemli. Ben kendimi çok şanslı hissediyorum bugüne kadar çok iyi yönetmenlerle çalışma fırsatı buldum. İyi senaryo ve iyi yönetmen ile çalışmak bir projenin iyi çıkması için bence çok önemli. Oyuncunun sınırlarını zorlayan, yeni şeyler öğrenebileceğim yönetmenlerle çalışmayı ben de çok isterim.

PANDEMİ DÖNEMİNİ NASIL GEÇİRDİ? 

Pandemi döneminin ilk kapanmasında çok sıkıldık, evde hamur işlerine, tadilat işlerine, müziğe, spora tutunduk. Pandeminin büyük bir kısmında ise çalıştım. Bu dönemde çalışmak ruhsal anlamda ayakta tuttu diyebilirim. Setlerde her türlü tedbir alınıyor, testler yapılıyor fakat set ekibinin ve oyuncuların birbirine yakın ve birbirleri ile temas halinde olması sebebiyle riskli bir iş grubu. Umarım aşılamada kısa zamanda bizim sektörümüze de bir öncelik verilir. Tiyatrolar en çok zarar gören yerlerden oldu, tiyatrocular en çok zarar gören meslek gruplarından oldu.

HAYATA ESTETİK KATAN SANAT DESTEKLENMELİ

Belediyeler destek olmaya çalışıyorlar ama maalesef bu sürekli hale gelemiyor. Yerel yönetimler ya da devlet tarafından desteklenmesi gerekiyor tiyatrocular ve müzisyenlerin. Çünkü ne olursa olsun biz kamuya iş yapıyoruz, halka, topluma iş yapıyoruz, kültürümüzü hem geleneksel anlamda yaşatmaya çalışıyoruz hem de modern dünya ile entegre olmuş bir şekilde hareket etmeye çalışıyoruz. Çok uzun tartışılması ve konuşulması gereken bir konu bu... Dernek ve sendikaların biraz daha yetki ve söz sahibi olması gerekiyor. Hayatın her anında, her yerinde bize kolaylık sağlayan, yol gösteren, dolaylı-dolaysız herkesin işine yarayan, bireyleri eğiten, hayatımıza estetik katan sanatın (hangi dalı olursa olsun) herkes tarafından desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. 

TİYATRO İLGİSİ NE ZAMAN BAŞLADI?

Ortaokulda oyuncu olacağım dediğimde neredeyse yılda bir tiyatro oyunu sergilenen Merzifon’da yaşıyordum. Ailem sağ olsun gelen oyunlara bilet alıyordu benim için. Hep tiyatro kollarına katılan çocuktum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Turizm ve Otelcilik’ten mezun olunca 23 yaşımda oyuncu olma hayali ile İstanbul’a adım attım. Maltepe’den Kadıköy’e giderken gördüğüm Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim almak için şansımı denemeye karar verdim. Çok çalıştım. Herkes bir oyun hazırlarken sabaha kadar oturup üç oyun hazırlardım...

YA OYUNCULUK OLMASAYDI?

Benim A, B, C, D planlarım hep oyunculuk üzerineydi. B planı diyemeyiz ama oyunculuk yapamasaydım yine oyunculuk yapabilme hayallerimi gerçekleştirebilmek için turizm sektöründe olabilirdim. Heves ettiğim şeylere gelirsek müzisyen olmayı, bir enstrümanı çok iyi çalmayı çok isterdim ya da dansçı olmayı çok dilerdim. Fakat genel anlamda oyuncu olunca aslında bunların hepsini yapabiliyorsunuz. Müzikallerde şarkı söyleyip dans edebiliyorsunuz ya da çeşitli performans projelerinde bunları yapabiliyorsunuz.