Ünlü olmanın şımarıklığına kapılmayan Pekmez, bizi kırmadı, sorularımızı yanıtladı:
- Pekmez seni tanıyalım? Kimsin, necisin?
- Ben küçük bir sıpayım. Yapayalnızdım, yaralıydım. Annem yoktu, babam yoktu. Geçen Mayıs ayında Beytepe’de sokakta buldular. Çankaya Sahipsiz Sokak Hayvanları Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirdiler.
- Adını kim koydu?
- Veteriner ağabey ile ablalarım koydu. Onlar vitamin verdiler, ilaç verdiler bana. Çok iyi baktılar. Arpayla, samanla beslediler. 45 günde iyileştim. Şimdi büyüyeceğim, üç-dört yılda eşek olacağım.
- İyi bir hedef gibi gözükmüyor bu. Bizde eşeklik sövmeden sayılır.
- Ya ne olmamı beklerdiniz? Kötü yürekli, dayakçı, küfürcü, gaddar bir insan mı? Ondan çok var bu dünyada. Ben eşek olmakta kararlıyım. Hem biz eşekler, sabırlıyızdır, dayanıklıyızdır. Dahası, çok alçakgönüllüyüzdür.
- Size niye hep kötü gözle bakarlar o zaman?
- Eski Mısırlılardan kalma bir alışkanlık olsa gerek. Yüzümüzü, kötülük tanrısı Typhon’a benzetirlermiş. Oysa, tanrıları insanlar yaratır, sonra da o tanrılara göre tüm canlıları ve doğayı iyi-kötü diye ayırmaya kalkarlar. Ne garip değil mi? O yüzden, ben eşekliğimden hoşnutum. Bırakın eşekliğim baki kalsın.
- Sen büyüyünce kimin eşeği olacaksın?
- Nasrettin Hoca’nın. Söylesene, dünyada bizden söz eden, bizimle bütünleşmiş onun gibi kaç kişi var ki?
- Korkuların var mı?
- En çok köpeklerden korkuyordum. Ama barınakta iki köpekle arkadaşız şimdi. Kardeş kardeş geçinip gidiyoruz.
- En sevdiğin şey?
- Havuç. Bir de barınaktaki kumluk alanda kum banyosu yapmak.