ÇATIŞMADA ÖLDÜRÜLMÜŞ BEDENİN ÇIPLAK TEŞHİRİ BU HANGİ AHLAK?

Çatışmada öldürülmüş bir kadını çırılçıplak soyarak sokakta teşhir eden, bununla da yetinmeyip onunla "ölü aslan ve sırıtan avcısı" pozunu vererek sosyal medyaya servis edenler aslında neyi tüm çıplaklığıyla teşhir etti?

23 Ağustos 2015 Pazar, 15:07
Abone Ol google-news

1990’larda sosyal medya yoktu. Yakılan, zorla boşaltılan köylerden anında haber alamamıştık. Asit kuyularında yakılan cesetler, yedirilen dışkılar, “Ne yaptı lan bu devlet size?” diye azarlanarak kurşunlanmak için köy meydanlarına dizilen köylülerin fotoğrafları internete düşmedi. Binlerce cana mal olan çatışmalarda “ölü ele geçirilen” örgüt üyelerinin kulaklarından, burunlarından yapılan koleksiyonların görüntülerine de ulaşamadık. Gazeteler de yazmazdı. Bunlar bizim kulaktan kulağa korku ve endişeyle dinlediğimiz, birilerinin "şeref" hikayeleriydi. Tecavüz ise belki en yaygını, yine en az konuşulanıydı. 

Şimdi o korkunç hikayeleri, aynı yöntemlerle yeniden yazıyor birileri. Geçmişten tek farkı, sosyal medya sayesinde çoğundan anında haberdar olmamız. Bazen videolar, bazen fotoğraflar, bazen de sadece yardım çığlıklarıyla, ülkenin saatlik çatışma haritası internetten izleniyor. Ama sosyal medya sadece bilgi değil, dezenformasyon, manipülasyon, provokasyon alanı da. Bazen güç gösterisi, tehdit, gözdağı... Geçen hafta, bu ikincisinin dehşet verici bir örneğiyle küçük dilimizi yuttuk. İntikam naralarıyla servis edilen fotoğrafta, bir kadının ölü bedeni vardı. Sokağa atılmıştı. Yüzüstü, çırılçıplaktı; üzerindeki tek giysi gözündeki bant ve akan kanıydı. Etrafındaki yüzleri görünmeyen erkek bacakları, dükkanın önünde vazo kırılmış da süpürgeyi getirecek arkadaşlarını bekleyen esnafa ya da bastıkları evin koltuğuna teklifsizce yayılıp lahmacun yiyen polise aitlermiş gibi rahattı.

İnsan olanı pek çok açıdan yaralayan fotoğraftaki kadının 10 Ağustos'ta Muş Varto'da çıkan çatışmada öldürülen PKK üyesi, Ekin Wan olarak bilinen Kevser Eltürk’e ait olduğu açıklandı. Muş Valiliği de bu bilgiyi doğruladı. “Ölü ele geçirildiğine” göre görüntü ve servis, devletin ilgili birimlerine aitti. İddialar korkunçtu. Bedenini gömülmeden önce görenler, işkence edildiği ve boynuna ip bağlanarak sürüklendiğine dair izler olduğunu söylediler. Ama kötü muamele, dayak ve işkenceyi aşan bir noktadaydık. Böyle bir görüntüyü servis etmeyi yaratan bir akla sahip olabilmek için, önce bu "prodüksiyonu" yapabilecek fıtrat gerekiyordu. Belki de dipteki son noktaydı burası. Sokakta herhangi bir nedenle ölmüş "giyinik" insanların üzerini bile gazete kağıdıyla kapatan ince görünümlü kaba geleneğe sahip Türkiye, bu fotoğrafta en ufak bir ahlaki çabayı kadraja almamıştı. Tersine, amaç göstermekti. Neyi? Artık kendini hiçbir şekilde savunamayacak bir kadının, erkeklerce hoyratça soyulmuş bedeni üzerinden devletin/Türk’ün gücünü? Düşman’a gününü? Vatanın bölünmez bütünlüğünü? Peki bütün bunların, askerle çatışmaya girmiş de olsa bir kadının çıplaklığıyla ilgisi neydi? 

 

KADIN BEDENİ SAVAŞTA BİR CEPHE

Kadın bedeni, tarih boyunca tüm çatışmalı ve fark etmez çatışmasız ortamların da konusu. Meclis’te bile bütün küfürlerin kadın bedeni üzerinden edilmesinden tutun, o bedenden çıkan kahkahanın, o bedene giyilen giysinin, hatta o bedenin sahibine ait olmasının, daima birilerini germesine kadar, hep fetih öznesi. 2005 yılına kadar Türkiye hukuku, kadın bedenine karşı işlenen suçları bile kendisine değil, ailesine ya da topluma, onların namusuna işlenmiş sayıyordu. Devlet ve toplum, kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olamaması için elinden geleni yaptı, hâlâ da yapıyor. Dünya tarihi de doğu-batı, kuzey-güney ayrımı olmaksızın, erkeklerin yaptığı, kadınların ganimet ya da ödül olduğu savaşlarla dolu. Toprak ve kadının kaderi aynı; birini ele geçiren diğerinin de sahibi olduğunu düşünüyor. Tabii ki erkek olan düşmana güç göstermek için, sürekli geliştirilen silahların yanı sıra, insanoğlunun ortaya çıkışından itibaren en ufak bir evrim geçirmeye ihtiyaç duymamış silahını, penisini kullanıyor. Ve buna Batı’da "zafer", Doğu’da "dava", Ortadoğu’da "Allah yolu", Türkiye’de "vatanseverlik" deniyor. Kadınlara "stratejik bir araç" olarak tecavüz ediliyor, alınıp satılıyor, hediye ediliyor. Aşağılanan bile onlar değil, düşman erkekler "kadınları" üzerinden cezalandırılıyor hesapta. Amerika, Almanya, Belçika, Bosna, Vietnam, Bangladeş, Ruanda, Afganistan, Irak, Suriye ve dünyanın sayısız bölgesinde kadınlar, hep bu kirli savaşların kurbanı oldu. Tüm saldırganlar muhtemeldir ki Vietnam’daki Amerikalı asker kafasındaydı: “Onlar insan değilmiş gibiydiler. Ya pisliktiler ya komünist ve biz haklıydık.” 

ULUSLARARASI SAVAŞ SUÇU

Oysa çok zor olmuştu ama 2002'deki antlaşmayla kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi savaşlarda kadınlara yönelik cinsel şiddeti savaş suçu olarak kabul etmişti. Ne kadar berbat olursa olsun savaşın bile "ahlaki" kuralları var. Savaş suçları listesi çok uzun ve içlerinde “insanlık onuru” önemli bir yer tutuyor. Ama dünya hâlâ bildiğimiz dünya. Bazen bir devlet bir başkasına, bazen de düşman bellediği kendi vatandaşına karşı "savaş suçu" işleyebiliyor. Ekin Van’a yapılanı da bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Ama erkeğin evde karısının, kızının, dışarda başka kadınların hayatını karartan o en evrilmemiş içgüdüsünü vatan koruması bahanesiyle kutsamak, değil. 

Olayın bir korkutucu yanı da bu ahlaki dipin sosyal medyada korkutucu düzeyde destekçi bulması… Mahkeme görmediği için bilmiyoruz, suçlu ya da suçsuz, ölü bir kadın bedenine karşı uluslararası hukuka, hatta kendi yasalarına göre çok suç işlemeyi, cinsiyetçiliği geçelim, insan sormadan edemiyor: Hani dillerden düşmeyen toplumsal ahlakımız, merhametimiz, İslami değerler! Hani kadın sağken eteği azıcık açılınca kıyameti koparanlar, hani ‘edep’ kursları açanlar? (Pardon, o kurslar da kadınlar içindi) Peki ya kutsal mahremiyetimiz, ölüye saygı, vicdan, günah, hani “Allah çarpar” nerede?