'Cehennemin dibine gitsinler!'

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, terör örgütü üyelerinin ülke dışına çekilmesine ilişkin, "'Niye gidiyorsunuz? Daha karpuz kesecektik" deme imkanımız mı var? Cehennemin dibine gitsinler. Gidiyorlarsa bizim buna sevinmemiz gerekmez mi?"dedi.

09 Mayıs 2013 Perşembe, 18:01
Abone Ol google-news

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Koç Üniversitesi'nin Rumelifeneri'ndeki yerleşkesinde bir araya geldiği öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Çözüm sürecine ilişkin bir soru üzerine Arınç, terörün 35 yıldan bu yana Türkiye'nin acısı olduğunu belirterek, 4 aydır Türkiye'de karakolların basılmadığını, şehit cenazeleri gelmediğini, sokakta bombaların patlamadığını, karnında çocuğuyla Batmanlı kadınların can vermediğini anlattı.

Arınç, terör örgütü üyelerinin ölmek, öldürmek için geldiğini kaydederek, "Onlara dışarıdan verilen talimat 'Şunu yapacaksın. Yapamadığın takdirde buraya dönersen, biz seni öldüreceğiz' talimatıdır. Şemdinli'de, Yüksekova'da, Van'ın bazı ilçelerinde böyle olmuştur. Kurtarılmış bölgelerde bir paçavrayı sallandırmak için binlerce insan gönderilmiştir, karşılığı da verilmiştir" dedi.

Abdullah Öcalan'ın 1999'da yakalanmasının ardından eylemlerin durduğunu, çekilme kararı verildiğini hatırlatan Arınç, "Çekilirlerken, suikast, bombalama, şu, bu, birbirlerini yediler, biraz da başkaları işin içine karıştı, tekrar örgüt eylem yapma kararından vazgeçmedi. 2002'den sonra, biz geldiğimizden itibaren örgüt, bazen çok bazen az eylemlerine devam etti. Yüzlerce, binlerce şehidimiz, gazimiz var. Bunların içerisinde sadece güvenlik güçleri değil, kadın, çocuk, masum insanlar da var" diye konuştu.
Arınç, terörü bir sonuç olarak almak, teröre yol açan sebeplere bakmak ve Türkiye'nin neler yaşadığı, hangi kırılma noktalarından geçtiğine dikkat etmek gerektiğine işaret ederek, "Bu bataklık kurumadıktan sonra da terör mutlaka başka ülkelerde olduğu gibi her zaman kendisini hissettirecek" ifadesini kullandı.

Şehit cenazelerine katıldığını ifade eden Arınç, hiçbir şehit cenazesinde "Benim oğlum şehit oldu, bütün gençler şehit olsun", eli, ayağı kopmuş, gözü çıkmış hiçbir gaziden "Madem ki benim gözüm çıktı, elim koptu, kolum kırıldı, herkesin gözü çıksın, herkes bir tarafından eksik olsun" ifadelerini duymadığını aktardı.

Arınç, kendisine, "Bunu yapanların cezasını verin", "Öyle bir çözüm bulun ki bundan sonra kimse ağlamasın" denildiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

"İstihbarat, eylem ve operasyon konusunda asker, özel harekat, hepsi en önemli işleri yapıyorlar ve bugüne kadar yakalanmayan yakalanıyor, kimisi de etkisiz hale getiriliyor. Etkisiz hale getirilen terörist sayısı olarak 2012 yılının rakamı bin 400'e yakındır. Bu övünülecek bir şey mi, bu sayıları vermek insanı ferahlatıyor mu? Hayır, o noktada da değilim. Terörist bildiğiniz insana bu kadar zarar verdirmişsiniz ama iş bitmemiş. İş, sokağa kadar gelmiş dayanmış, ölümüne cinayet yapmaya dayanmış. Demek ki sayıları azalsa da bu eylemlerin devam edeceği görülüyor. Devrimci halk savaşı, şusu, busu, 2010, 2011, 2012 hedefleri, 2012 final yılı onlara göre ama bu zayiatlarla finali kendileri yapma noktasında kaldılar. Bu eylemleri, terör hareketlerini sonlandırmak için sadece güvenlik önlemleriyle değil, ekonomi, siyasi, toplumsal bazı noktalarda da gelişmeler olsa, faydası olmaz mı? Bize göre olur.

Kültürel haklar, bir insanın kendi kimliğini rahatlıkla ifade etmesi, anadilin öğrenilmesi noktalarında da bazı haklı talepler ret ve inkar edilirken geçmişte, bugün karşılansa, bunun elbette bize bir getirisi olmaz mı? Örgüt de zor durumdaysa -biz böyle hissediyoruz- dış destekleri azalıyorsa, içeride de halkın onlara nefreti giderek artmışsa, zayiatları giderek çoğaldıysa, bu işten bir ölçüde kaçmayı, uzaklaşmayı, ayrılmayı temin edecek noktaya gelmişlerse, acaba Öcalan'dan istifade etmek mümkün değil mi? Öcalan'dan istifadeyi ben yapmadım, Başbakan da yapmadı. Bununla görevli olan kurum Milli İstihbarat Teşkilatı. İstihbarat, geçmişte de hükümet yetkililerinin, askerlerin, güvenlik güçlerinin irtibat kurduğu adamla terörü bitirme noktasında bir temas kurdu. Bu temas gelişti."

"Çok daha güzel günler göreceğiz, güneşli, güzel günler"

Bülent Arınç, "örgütün eylem yapmaması" ve "Türkiye'deki silahlı unsurların yurt dışına çıkması" talepleri olduğunu belirterek, "Şimdi o başladı veya başlıyor. Bir sürecin sonlanması bizim için önemlidir. Çok nazik bir işin içindeyiz. Nerede kopacağını bilemediğimiz, nerede tersine döneceğini tahmin edemeyeceğimiz bir noktadayız. İyi niyetle yola çıktık. Örgütün silah bırakması, buradan gitmesi bizim için önemlidir" dedi.
Habur'da 2009'da çok büyük terslikler yaşandığını, çok büyük terbiyesizlikler yapıldığını ancak gelinen noktada büyük oranda halk desteği alındığını söyleyen Arınç, "Türkiye'de herkes huzur hissetmeye başlamışsa, Cudi dağlarına artık piknik yapmaya gidenler oluyorsa, Munzur kenarlarında insanlar daha özgür yaşadıklarını hissedebiliyorlarsa, Hakkari'nin sokakları adeta bir bahar havası yaşıyorsa, sadece İstanbul'da, İzmir'de, Bursa'da değil, her yerde bu huzurdan dolayı bir sevinç meydana çıkmışsa, buna sevinmemiz lazım. Kötü bir şey yapmıyoruz ki. Yine güvenlik güçlerimiz işlerinin, görevlerinin başında. Yine eylem yapmaya kalkarlarsa, önce önlemeyi sonra da hesabını sormayı kendilerine vazife biliyorlar.

'Niçin eylem yapmıyorsunuz?' diye onlara kızacak halimiz mi var? 'Niye gidiyorsunuz, daha karpuz kesecektik' deme imkanımız mı var? Cehennemin dibine gitsinler. Gidiyorlarsa, buna bizim sevinmemiz gerekmez mi? Şehitlerimizin yasını tutalım ama her gün bunları söyleyerek alacağımız hiçbir nokta yok. Özgür, birlikte, kaynaşmış bir ülke olarak, etnik farklılıkların bir zenginlik olduğu, bin yıldan beri bu topraklarda birlikte yaşadığımızın bilincine varacaksak, bundan sonra silahlara veda edilecekse, 'Silahlar sussun, artık siyaset, fikirler konuşsun' diyen bir adama, 'Sen böyle deme, eylemlere devam diye talimat ver' diyecek halimiz mi var? Geldiğimiz nokta, iyi bir nokta. Çok daha güzel günler göreceğiz, güneşli, güzel günler."

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Türkiye'de iki sınıf var, ikisi de kötü; Atatürkçü geçinenler, Atatürk'ten geçinenler. Benim ikisine de ihtiyacım yok. Yeri ve zamanı geldiğinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar büyük, ne kadar önemli, Türkiye için ne büyük bir şahsiyet olduğunu söyleyen, bundan gurur duyan bir insanım ama bunun ticaretini yapacak değilim" dedi.

İnsanların yaşam tarzlarına müdahale etmediklerini vurgulayan Arınç, "Bunlar, şablon suçlamalardır. Biz bunları hak etmiyoruz. Benim bir inancım, bir hayat tarzım var. Bu, benim için çok önemlidir. Başkalarının inancı, yaşam biçimleri de benim için aynı şekilde saygıya değerdir" dedi.

Arınç, Anayasa'daki "Gençliğin Korunması" ve "Ailenin Korunması" maddelerine değinerek, "Anayasa'yı ciddiye alırsanız, alkol, uyuşturucu kötü şeyler. Bunlardan dolayı gençlerin korunması gerektiği, benim de inandığım bir konudur. Bunun için de kurallar, alınacak tedbirler vardır. Bu tedbirler alınması gerektiğinde de hükümetler, ülkeyi yönetenler, mutlaka bir şeyler yaparlar" şeklinde konuştu.

Bir soru üzerine Arınç, "Mustafa Kemal Atatürk, niye bize rahatsızlık versin? Bu, peşin bir ön yargıdır. Ön yargıyı çözmek de atomu parçalamaktan daha zor. 'Atatürk'ü peygamberleştirelim, ondan her konuda bahsedelim, her ağzımızı açışımızda mutlaka Atatürk'ten başlayalım'... Böyle bir tabulaşmayı da kabul etmem doğrusu. Büyük bir lider, Türkiye'nin milli mücadelesinde başarıya ulaşmış, devrimleriyle Türkiye'de bir dönüşüm sağlamış bir insan. Ben, ona bırakın hakaret etmeyi, ona saygı duymazsam, kendime yazık etmiş olurum. Ben, bazılarının yaptığı gibi sahtekarlık yapıp, Atatürk'ten geçinenler sınıfından değilim. Türkiye'de iki sınıf var, ikisi de kötü; Atatürkçü geçinenler, Atatürk'ten geçinenler. Benim ikisine de ihtiyacım yok. Yeri ve zamanı geldiğinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar büyük, ne kadar önemli, Türkiye için ne büyük bir şahsiyet olduğunu söyleyen, bundan gurur duyan bir insanım ama bunun ticaretini yapacak değilim" şeklinde konuştu.

"Bütün Türkiye ateş altında' filan demeyelim"


Bir öğrencinin, üniversiteyi ziyareti nedeniyle aşırı güvenlik önlemleri alındığını söylemesi üzerine Arınç, konunun kendisiyle ilgili olmadığını, güvenlik güçlerinin bazı ihbarlar üzerine bu tür tedbirler almış olabileceğini belirtti.

Türkiye'de 174 üniversite olduğunu ve bu üniversitelerin pek çoğunda insanları taciz etmek üzere "seyyar mangalar" olarak hareket eden birileri bulunabildiğini kaydeden Arınç, "Koç Üniversitesi'nde alınan tedbirler sizi sıkmış olabilir. Bu geçici rahatsızlıktan dolayı sizden özür dileyelim, emniyetimiz adına" dedi.

Arınç, 6-7 senedir bütün yargıçlara, savcılara öncelikli olarak AB müktesebatını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarını uygulamalarını söylediklerini aktarırken, 3. ve 4. yargı paketlerinin tamamen AİHM davalarına yönelik olduğunu söyledi.
Bülent Arınç, şöyle devam etti:

"Bizim hukukumuzu, bu müktesebat çerçevesinde değerlendirecek bir anlayışın da güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bazı aşırı milliyetçi düşünceler, geçmişten kalan tortular, 'AİHM ne karışıyor bizim işimize? Biz bildiğimizi yaparız' anlayışıyla, karşımıza kararlar getirebiliyor. Sadece Fazıl Say hakkında verilen kararı genelleştirerek, 'Bütün Türkiye ateş altında' filan demeyelim. Evet, o bir karardır. Eskiden Orhan Pamuk davası bir karardır, Hrant Dink kararı bir karardır. Şimdi belki Balyoz, belki Ergenekon davalarındaki mütalaalar, verilen kararlar eleştirilecektir. Bu, Türkiye'nin bir diktatörlük haline geldiğini göstermez. Bu, bir taraftan bir sancıdır, bir de geçiş noktasıdır. Siyasi konularda da farklı farklı şeyler düşünülebilir."

"Bazen de öyle bir şey söyleriz ki 10 sene düşünseler bulamazlar"

Başbakan Yardımcısı Arınç, Ürdün Kralı Abdullah'ın Türkiye'deki demokrasi anlayışıyla ilgili sözlerine karşı yaptığı "Bu adamın böyle söyleyeceğini, Anıtkabir'deki gözyaşlarından anlamıştım" değerlendirmesine ilişkin bir soruya, "O gün gazetecilerle topluluk halindeydim. 'Arkadaşlar, size bir cevap vereyim ama ne anlama geldiğini siz düşünün' dedim. Onlar daha düşünüyorlar. 40 yıllık siyasetin içinde bir insan, her gün anayasa maddesi okur gibi konuşacak halimiz yok ki. Bazen patavatsızlık yaparız, bazen de öyle bir şey söyleriz ki 10 sene düşünseler bulamazlar. Bu da onlardan bir tanesi. Dolayısıyla düşünmeye, yorumlamaya devam. Twitter, Facebook ne için var? O, benim demek istediğimi anlamış, iki gün sonra 'Ben böyle bir gazeteye, böyle bir söz söylemedim' dedi" karşılığını verdi.