'Çelişkiyi görünür kılıyoruz'

'Çelişkiyi görünür kılıyoruz'

4.04.2013 08:33:00
Güncellenme:
Takip Et:
'Çelişkiyi görünür kılıyoruz'

13. İstanbul Bienali'nin küratörü Fulya Erdemci 'kentsel dönüşüm'le ilgili protestoları yanıtladı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği 13. İstanbul Bienali’nin başlığı “Anne Ben Barbar mıyım?”a karşılık “Anne Ben İnsan mıyım?” diye soruyor sivil inisiyatif Kamusal Sanat Laboratuvarı.

Kamusal Sanat Laboratuvarı ile kentsel dönüşüm mağdurları ve mahalle temsilcilerinden oluşan bir topluluk, geçenlerde bienalin İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampusu’nda yapılması planlanan “Kamuya Hitap Etmek” başlıklı panel etkinliğini protesto etmişti.

Çeşitli inisiyatifler tarafından “İKSV’nin izin verdiği ölçüde, ‘steril’ bir tartışma platformu” olarak tanımlanan kentsel dönüşüm konulu bienal ve etkinlikleriyle ilgili olarak sorularımızı bienalin küratörü Fulya Erdemci’ye yönelttik.

- Öncelikle kamusal programın “Kamuya Hitap Etmek” etkinliğiyle yapmak istedikleriniz, göstermek istedikleriniz neydi?
Bu programda, siyasi bir forum alanı olarak kamusal alanın en önemli bileşeni alternatif medya ve iletişim taktiklerinin paylaşımı, ifade ve basın özgürlüğü bariyerlerinin aşılması konularının tartışılması hedeflenmişti. Fakat bu tartışma bu eylemle engellendi.

- Bienal ve etkinliklerine tepki gösteren çeşitli inisiyatifler var. Bir uzlaşma sağlanamıyor? Sizce sorun ne?

Biliyoruz ki yerel örgütlenmeler ve sivil inisiyatifler homojen bir yapı ortaya koymaktan çok geniş bir siyasi görüş yelpazesinde sıralanıyor; sistem-dışı radikal eğilimler, paralel sistemler ya da üçüncü yolu benimseyenler, vs gibi. Biz en uç noktadaki inisiyatiflerin de seslerini duyurabilecekleri bir platform yaratmak düşüncesiyle “Kamusal Simya” programını hazırladık ve Şubat ayında gerçekleşen ilk etkinliğimize de çeşitli sivil toplum kuruluşlarını konuşmacı olarak davet ettik.
Bienal bu tür sivil oluşumlara megafon tutarak seslerini yükseltebilir, daha geniş kitleler tarafından, uluslararası sanat ortamlarında, basında duyulur kılabilir ve bunun kaydını tutabilir. Aynı şekilde, yerel bağlamla ilişkili projeler için yerel örgütlenmelerin uzun süreli angajman ve tecrübelerini sanatçılarla paylaşabilir, görünür kılabilir. Ya da ne yazık ki bu eylemde görüldüğü üzere, bienalin kamusal programı gibi kamusal siyasi forumlar, zaten çok sıcak olan politik ortamdaki gerilimi açığa çıkartarak, hedef haline de gelebilir.
13. Bienali’nin hedefi çelişkiyi görünür kılacak bir siyasi forum alanı yaratmaktı, ve aslında böyle bir alan da aktive edildi, işlemeye başladı diye düşünüyorum. Ama bence buradaki sorun, toplumsal değişim için yalnızca tek bir doğru yolun olduğunun ve hatta bunun da yalnızca kendi tekellerinde olduğunun düşünülmesi. Ben bu durumu politik duruşun diyaloğa ve değişime kendini kapatarak bağnazlaşması olarak görüyorum.

- Geçen günkü eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir provokasyon olarak nitelediniz sanırım...
Geçen günkü eylem bir Türkiye portresi olarak düşündürücü: içlerinde halen bizimle ve bienalin katılımcılarıyla görüşmeyi sürdüren bir yerel örgütlenme temsilcisinin de yer alması, yanlış bilgilendirilerek araçsallaştırılan ve oraya gerçek muhataplarla görüştüklerini sanarak gelen mahalleliler, yüksek dozda adrenalin, linç zihniyeti... Konunun gerçek muhataplarına seslenmenin riskli alanı yerine, sanatın izinli alanının istismar edilerek kolaya kaçılması. Türkiye gibi sansür ve oto-sansürün yaygın bir bastırma aracı olduğu bir ülkede Bienal’in uluslararası bir sistem olmasından kaynaklanan bağımsız platformunun ses ile kaba şiddet kullanılarak imhası.
Aslında, bu eylemle engellenen Adbusters Medya Vakfı ve Eren Erdem gibi katılımcıların bilgi ve düşünce paylaşımları. Sonuç olarak, bu eylemde ortaya konan söylemden çok daha radikal bir tartışmanın sansürlenmesi. Orada bulunan izleyicinin bilgi üretim ve paylaşım imkanlarının ellerinden alınması, hatta, bu eylemle ilgili konuşmak isteyen izleyicilerin susturulması. Bütün bunlar hepimizin daha çok düşünmesi, tartışması ve tekrar düşünmesi gerektiğini, yani bienalin açtığı bu tür açık kanallara ne kadar ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

- Bienal sponsorları arasında kentsel dönüşümde bire bir rol oynayan hatta kentsel dönüşümün başını çeken aktörlerin bulunması tepki çekiyor. İnisiyatiflerin eleştirisi de bu. Bu durum, bienalin kentsel dönüşüme etkisini nasıl etkiler?
Daha önceki bienallerin de ortaya koyduğu gibi, bu tür büyük ölçekli uluslararası sergiler, toplumsal katmanların farklı aktörlerini aktive ederek, hem hedeflenen hem de hedeflenmeyen zincirleme etkiler silsilesini harekete geçirebiliyor.
Örneğin son yıllarda çok konuşulan ‘sanat patlaması’, hiçbir devlet desteğin olmadığı ülkemizde özel sermayenin ve ticaretin sanat alanına akmasına, böylelikle de sanatın toplumsal olarak yaygınlaşmasına ve sanatçılar için bir yaşam alanı oluşmasına yol açarken, öte yandan ticari alanın dışında kalan sanatsal pratiklerin yaşam ve görünürlük alanlarını da daraltıyor. Yani ortaya çıkan tablo siyah-beyaz değil, onaylayacağımız ya da red edebileceğimiz tek bir sonuç yok. Bu etkileri doğru analiz etmek önemli.
Burada görünen bir bilgi eksikliğini gidermekte fayda var: Bienaller uluslararası etkinlerdir ve yapıldıkları kentlerin yönetimleri, devletler ve özel sponsorluklardan sağlanan maddi kaynaklarla gerçekleşirler. Bu bienaller farklı modeller ortaya koysalar da, hemen hepsinin ortak yönü bağımsız bir alt yapı üzerine inşa edilmiş olmaları. İstanbul Bienali bu anlamda rüştünü ispat etmiş ve dünya çapında kabul görmüş bir etkinlik. Diğer bienaller gibi İstanbul bienalinin küratör seçimi de, sanılanın aksine, sponsorlar ya da destekçiler tarafından yapılmıyor, bağımsız uluslararası bir sanat kurulu tarafından gerçekleştiriliyor.
Bienalin basın toplantısında da açıkladığım gibi, hem kavramsal çerçevenin belirlenmesinde hem de sanatçı üretimlerinde eğer bienal özerk bir alan açabiliyorsa, neden böyle bir paylaşım imkanını reddedelim? Buradaki amaç ve de başarı özel sermayenin kaynaklarının kamusal çıkarlar için kullanılması ve paylaşıma sunulması. Burada göz ardı edilmeye, hatta perdelenmeye çalışılan gerçek bu.
Şunu da unutmamak gerekir, bütün bunlar kolay elde edilmiyor, Bienalin gerisinde çeyrek asırlık bir tecrübe birikimi var. Ve bu da aslında, dünyayla paralel olarak Türkiye’de sanatın kendi özerk alanını yaratma tarihine de işaret ediyor. Bienalin kavramsal çerçevesinde ortaya konan muhalif görüşler ve yaratılmaya çalışılan siyasi forum Türkiye koşullarına rağmen, büyük çaba, mücadele ve emeklerle gerçekleşmekte. Bence bunu baltalamaya çalışmak, kamusal çıkara karşı bir eylemdir.

- Kentsel dönüşüm mağdurları, bienalin, mağdurun dilini kullanarak aslında mağdurun dilini gasp ettiğini söylüyorlar. Ne dersiniz?

Bu bienalin başlığında sözü geçen ‘barbar’ kelimesi aslında tam da bununla ilişkili. İki karşıt duruş arasına sıkışmışlığın aşılması, yeni öznelliklerin ve pozisyonların yaratılmasına ilişkin. ‘Barbar’ dili olmayan ve anlaşılmayan da demek. Bu anlamda ‘barbar’ bugün elimizdeki mevcut dil, teori ve formüllerle tanımlayamadığımız (çağıramadığımız) başka bir dünyanın mümkün kılınması için yaratmamız gereken yeni, var olmayan bir dile gönderme yapıyor. Yani bu bienal yeni dillerin arayışında. Bu anlamda, Bienalin kavramsal çerçevesinde ortaya konan görüşler ‘mağdur’un hakkını arıyor olabilir ama bu dili kullanmıyor, ayrıca bütün bu ‘mağdur edebiyatı’ klişelerini de yıkmaktan yana.

- Bienal kitapçığında yer alan bir soruyu yöneltmek isterim: Sanat, kentsel dönüşüme karşı doğrudan müdahale etme gücüne sahip mi?
Acil durumlar karşısında politik imgelemi açan sanat eserleriyle, daha çok güncel politik problemlere karşı duran aktivist eylemlerin yolları kesişebilir ama bunlar aynı cetvelle ölçülemezler. Birbirleriyle ilişki içerisinde olmalarına ve birbirlerinden öğrenmelerine karşın, işleyiş biçimleri, tecrübe alanları, etkileri ve süreçleri aynı düzen içerisinde değildir. Bu anlamda, bu sıcak aktüel politik ortamda, bienal kentsel dönüşümü sorgulayan farklı sivil oluşum, platform ve meslek kuruluşlarına destek vererek, dolaylı olarak etkide bulunabilir. Ama 13. bienal, kentsel dönüşümü ele almasına rağmen hemen bugün göze görünür bir etki ya da sonuç beklemiyor. Yani durum görünenden çok daha karmaşık ve dolayısıyla çok daha ciddi ve titiz analizler gerektiriyor. Bienalin kamusal programı da (bütün bu kabaca sansürleme çabalarına rağmen) bu analizleri yaparak, düşüncenin yolunu açmaya çalışıyor.