Çetin, Cindoruk ve Öymen, başkanlık sisteminin 3. yılını değerlendirdi: Demokrasi kalmadı

Son 20 yılda Türkiye’yi yönetenlerin ‘ümmet ve hilafet’ hedefine yöneldiklerini söyleyen deneyimli siyasetçiler, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde her alanda gerileme yaşandığını söyledi.

24 Haziran 2021 Perşembe, 02:00
Çetin, Cindoruk ve Öymen, başkanlık sisteminin 3. yılını değerlendirdi: Demokrasi kalmadı
Abone Ol google-news

24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nin ardından 3 yıl geçti. Son 20 yılda Türkiye’yi yönetenlerin ümmet ve hilafet hedefine yöneldiklerini söyleyen deneyimli siyasetçiler Hikmet Çetin, Hüsamettin Cindoruk ve Altan Öymen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde her alanda gerileme yaşandığını söyledi. 

24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nin ardından devreye giren “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin 3. yılında Cumhuriyet’e konuşan Hikmet Çetin, Hüsamettin Cindoruk ve Altan Öymen, güçlendirilmiş demokrasi ve parlamenter rejim çağrısı yaptı. Türkiye’nin her alanda kötüye giden bir döngü içinde olduğunu kaydeden deneyimli siyasetçiler, “Birbirini izleyen farklı söylemler ve uygulamalar, durumun ne kadar vahim olduğunu her gün yeni yeni örneklerle gösteriyor. Türk Cumhuriyeti son yirmi yılda bir ümmet ve hilafet hedefine yönelmiş ve görülmemiş değişim yaşıyor” dediler. Çetin, Cindoruk ve Öymen, özetle şunları söyledi:  

ESKİ TBMM BAŞKANI VE DIŞİŞLERİ BAKANI HİKMET ÇETİN: 

Anayasa değişikliği ve 2018 seçimlerinin her alanda kötüye giden bir döngüye girdi. Tek kişiye dayalı bir sistem kuruldu. Her geçen gün tek bir kişinin daha fazla yetki kazandığı bir sürece girdik. Bizim için önemli şey sanayileşmedir. Sanayileşme olmadan işsizliği çözemezsiniz, istikrarlı büyümeyi ve kalkınmayı sağlayamazsınız, ihracatı da arttıramazsınız. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan fabrikaların ve tesislerin yenisi yapılmadığı bir yana hepsi satıldı ve özelleştirildi. Parlamento yok oldu ve işleyişi kalmadı. En önemli sorunlardan bir tanesi de toplumdaki kutuplaşma. Demokrasinin gereği sadece belirli sürelerde sandığa oy atmak değildir. Bir diyalog rejimidir; muhalefetiyle, iktidarıyla istişaredir. Türkiye’nin birliği beraberliği yaratılan kutuplaşma ile büyük bir yara almıştır. Bunlar dış politikaya da yansımıştır. Türkiye’nin birliğe bütünlüğe ihtiyacı var. Kutuplaşmanın ortadan kalkması gerekiyor. Bu süreçte siyasetin dili çok hazin bir duruma evrilmiştir. Böyle bir dil ve böyle söylemlerle hiçbir dönemde karşılaşmadım. Siyasette böyle bir dil olamaz. Bu çok yıpratıcı ve hazin bir dil. Parti liderleri bir araya gelemiyor. Hiçbir konuda ulusal birliğin gerektirdiği iş birliği sağlanamıyor. 

“ARADIĞIMIZ, GÜÇLENDİRİLMİŞ DEMOKRASİDİR”

ESKİ TBMM BAŞKANI HÜSAMETTİN CİNDORUK: 

Bir devleti bölmek için, yaşadığı süreci yapay zaman dilimlerine ayırmak, önemli bir tarihi yanlıştır. Yirmi yıldır iktidarda olanlar bunu yapıyorlar. Siyaset diline çevirirsek, Türk Cumhuriyeti son yirmi yılda bir ümmet ve hilafet hedefine yönelmiş ve görülmemiş değişim yaşıyor. Siyasal partiler yasasına göre örgütlenmiş siyasal İslam hareketi gerçekten son yirmi yılın genel seçimlerini kazanarak iktidarı sürdürüyor. Yüz yıllık Türk Cumhuriyeti’nin milli kimliğini değiştirme hedefine odaklanıyor. Kendi iktidar dönemine ‘Yeni Türkiye’ diyor. Türkiye, 23 Nisan 1920 de, Türk halkı tarafından kurulmuş milli bir devlettir. Cumhuriyetin kurucusu Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. İlk başkanı ve ordusunun Başkomutanı ilk Cumhurbaşkanı Atatürk’tür. Cumhuriyet bir Meclis devletidir. Türk halkı bu değerleri içtenlikle koruyor. Yüz yıllık süreçte, işleyen bir rejimin ara verildiği dönemler olmuştur. Ne var ki, kazanan her zaman yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Kaybedenler; cuntalar, Kurucu Meclis, Danışma Meclisi ve ara rejimlerdir. Bugün de aynı sona yaklaşıyoruz. Patates, zerzevat, aşı ile fotoğraf veren başkanlık görüntüsü, adresi ve anayasal dayanağı olmayan kabine özentisi kısa bir süre içinde bu ara rejim ile birlikte silinip gidecektir. 

Yeni Anayasa arayışları, bu sonucun ilk ışıklarıdır. Aradığımız, güçlendirilmiş demokrasidir. Kesintisiz sürdürülebilir Parlamenter Rejimdir. Bu sonuç için bir iç barışa gerek var. Cumhuriyet, dış ve iç politikada dayanıklı çıkmıştır. Her siyasi görüşün söylenebildiği ancak Cumhuriyetin temeline sadakatin paylaşıldığı bir iç barışa gerek var. Bu ortamda anayasal uzlaşma olmaz. Önce barışan Türkiye olmalı.

“İLK HEDEF DEMOKRASİ OLMALI”

ESKİ CHP GENEL BAŞKANI ALTAN ÖYMEN: 

Bugün, anayasa değişikliği ve yeni icat uygulama usulleriyle demokratik olmaktan çıkarılmış bir yönetim biçiminin sonuçlarını yaşıyoruz. Memleketi siyasetçiler mi yönetiyor, yoksa birtakım başka işlere karışmış siyaset dışı kişiler mi, belli değil. Birbirini izleyen farklı söylemler ve uygulamalar, durumun ne kadar vahim olduğunu, her gün yeni yeni örneklerle gösteriyor. Hepsinin temelinde tek adam rejimini getiren anayasa ile onun doğrultusundaki 2018 genel seçimi var. Siyasetin ve seçmenin ilk hedefi, demokratik adımlar olmalıdır. Tabii, o hedefi gerçekleştirme aşamasında bugünkü yanlış politikaların sonuçları olan ekonomik ve sosyal sorunların çözülmesi ile birlikte iç ve dış siyasetteki yanlış adımların düzeltilmesi de gerçekleştirilecektir. Ama o düzenlemeler, o birincil hedefe varılması, geciktirilmemelidir. Bugünkü durumda ortada Meclis var mı, yok mu belli değildir. Demokratik süreçte var olan yasama ve yürütme yetkilerinin çoğunu fiilen kaybetmiştir. İktidarın karşısında gensoru verilip sonuç alınması bir yana, milletvekillerince verilen soru önergeleri bile yok sayılmakta, zamanında cevaplandırılmalarına bile zahmet edilmemektedir. Bu sistemden çıkmanın yolu, önümüzdeki seçimde iktidardaki kişilerin önemli bir seçim mağlubiyetine uğratılmasıdır. Dün ikinci kez tekrarlanan İstanbul seçimlerinin yıl dönümüydü. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde alınan sonuçları tartışmalı hale getiren iktidar, İstanbul’da ikinci seçimin yolunu açtı. Sonuç olarak o seçimleri çok daha büyük bir farkla kaybetti. İktidarın önümüzdeki genel seçimlerde de o yenilgiyi Türkiye çapında yaşaması kaçınılmazdır. Türkiye’de demokrasi yanlısı bütün partilerin bir araya gelmesi gerekiyor. Çünkü, bugünkü iktidar partileri, artık, açık farkla kaybettikleri seçim sonuçlarını bile kabul etmemek gibi bir kötü alışkanlığa kapıldılar. Bunun ilk belirgin örnekleri 2015’teki genel seçimlerde görüldü. O zamanki Anayasa’nın ve seçim kanununun hükümlerini de yok sayarak, seçim yenileme yoluna gittiler. Ve o dönemdeki çıkan çeşitli olayları da kullanarak kurdukları ittifakla bugünkü sonuca ulaştılar… ‘Bugünkü sonuç’ derken, bugünkü yönetim biçiminin gerçekten demokratik ülkelerinin hiçbirinde var olmadığını gözden uzak tutmamak gerekir. Bu yönetim biçimi, olsa olsa, geçmişteki totaliter krallık veya padişahlık rejimlerine benzetilebilir ki, onlar da adı üstünde, demokrasi ile hiçbir ilgisi olmayan çağdışı diktatörlüklerdir.”