Çocuk edebiyatının olmazsa olmazları

“‘Ne güzel bir öykü,’ dedi Alfons, ‘bence bir kitap olmalı, hem de resimli bir kitap’. ‘Niye ki?’ diye sordu Natali. ‘Böylece onu tekrar tekrar okuyabiliriz,’ diye yanıtladı Alfons."

08 Ağustos 2020 Cumartesi, 02:44
Abone Ol google-news

Çocuklar neden bir kitabı tekrar tekrar dinlemek isterler, nedir onları etkiyen? Bu soruya yanıt ararken karşımıza çıkan kavramlardan biri “çocuğa görelik” oluyor. Hem içerik hem de tasarım olarak çocuk gerçekliğini yakalayabilmenin önemini işaret eden bu kavram, çocukları ıslah etmeye soyunan biz yetişkinlerin boyunu aşıyor. Ebette çocukların ilgi ve gereksinimlerini anlamak, onların gelişimsel özelliklerini bilmek önemli. Ancak ejderhaların veya perilerin hâlâ var olduğuna inanabilmek, kaybolmuş bir oyuncağın ya da eve yeni gelmiş bir kardeşin bu hayatta başımıza gelebilecek en kötü şey olabileceğini görebilmek de gerekiyor.

Bu kavramın algılanışı kültürden kültüre de değişiklik gösterebiliyor. Örneğin Kuzey Avrupa’da yaşama dair her şey çocuk edebiyatına konu olabiliyor. Önemli olan o konunun çocuğa nasıl sunulduğu oluyor. Çocuğa görelik kavramının zamana bağlı değişim gösterdiği de kesin. Çocuğun dünyasına inebilmek, yaşadığı sorunları dert edinebilmek, yaşama dair bakış açısını yakalayabilmek için öncelikle mutlak doğrulardan kaçınmak gerekiyor.

Çocuk edebiyatının eğitim aracı olmadığı kabul ediyor olsak da bu durumdan tümden kurtulduğumuzu söylemek zor. Çocukça olmakla çocuksu olmak karıştırılıyor birbirine. En iyisi gelin hem bu kavrama hem de öbür unsurlara Daisy Hirst’ün Alfons ve Natali serisi eşliğinde birlikte bakalım.

BASİT VE ESTETİK!

Çocuk edebiyatında çocuğa görelik kadar bir başka önemli husus da basitlik ve yalınlıktır. Alfons, Bu Yaptığın Hiç Doğru Değil! kitabını elimize aldığımızda kapakta kullanılan üç ana renk ve oluşturulan sade kompozisyonun kitabın konusu hakkında ipucu vermesinin yanı sıra basit, sade, samimi bir öyküyle karşılaşacağımıza dair fikir de veriyor bize.

Sayfaları çevirdikçe bu fikrimiz güçleniyor. Sözün damıtıldığı, gözün yorulmadığı hakiki bir öykü okuyoruz. Sanki bir çocuğun elinden çıkmış gibi görünen sevimli resimler karakterlerin duygusunu güçlü bir şekilde aktarıp yazınsal kurguyu desteklerken okurda estetik bir haz yaratıyor.

Kitapta önce Natali ile tanışıyoruz. Çünkü aileye önce o katılıyor ama sonra Alfons da oluyor. Natali önceleri pek şikayetçi olmuyor bu durumdan. Hatta Alfons büyüyünce onunla birlikte bir şeyler yapmaktan bile hoşlanıyor. Mesela kuşlara isim koymaktan. Ne hoş bir ayrıntı öyle değil mi? Legodan kule yapmak ya da çizgi film izlemekten bahsetmiyor Hirst. Çocuğun yaşamdaki merakına ve yaratıcılığa ortak ediyor bizi. Alın size çocuğa görelik!

Natali ve Alfons haylazlık yapmayı da seviyorlar, öykü dinlemeyi de. Ama işler her zaman yolunda gitmiyor tabii. Çatışma da burada başlıyor. Natali sabırlı bir abla aslında ama onun da sabrının taştığı oluyor. Sizin hiç olmuyor mu? İşe giderken otomobilinizin lastiği patlıyor ve toplantıya geç kalıyorsunuz mesela... Akşam eve geldiğinizde ayaklarınızı uzatıp en sevdiğiniz diziyi izlemek istiyorsunuz ama dizi yayından kaldırılmış. Eşiniz ve çocuklarınız da hiç anlayışlı değil o gece.

İşte Natali için de durum buna benzer bir şekilde gelişiyor ve Alfons’u ranzanın altında en sevdiği kitabını yerken bulunca patlıyor. Patlıyor dediysem sadece yaptığının doğru olmadığını söylüyor küçük kardeşine. Sonra tüm öfkesini resme döküyor. Burada ise kendisini takip eden okura güzel bir öneri sunuyor kahramanımız. Natali banyoya girdikten sonra odada yalnız kalan Alfons işleri düzeltmeye çalışıyor. Ama odadan gelen sesleri duyan Natali endişeleniyor. Ya çizdiği resim gerçek olursa… Sorun kardeşler aralarında çözüyor. Natali’yi en çok etkileyen ise öfke dolu resmine kardeşinin yapığı eklemeler oluyor. Resimdeki her beladan Alfons’u Natali kurtarıyor. Bu oyunbaz öyküden sonra çoğu çocuğun resim yapmaya koşacağına şüphe yok. Peki biz yetişkinler ne yapıyoruz? Tabii serinin diğer kitaplarını almaya gidiyoruz.

SIRADAN VE ÖZGÜN!

Serinin kahramanları olan canavarlar kocaman gözleri, büyük ağızları, tek renk bedenleriyle özgün ve komikler. Özgünlük ve çocuğun gülme, umut etme gereksinimini karşılayabilmek ise çocuk edebiyatındaki bir başka önemli husus.

Serinin ikinci kitabı Kitapları Hiç Sevmiyorum Artık! adıyla hemen merak uyandırıyor. Çünkü ilk kitapta kardeşlerin bir koltuğa sığışıp babalarının kucağında öykü dinlemeyi ne çok sevdiklerini görmüştük. Aslında burada her çocuğun başına gelen, gelebilecek olan şey gerçekleşiyor ve Natali okumayı öğrenmeye çalışırken yaşadığı zorluk nedeniyle kitaplardan uzaklaşıyor. Önceleri Okumayı öğrenince dünyanın bütün öyküleri benim olacak.” derken ilk okuma kitabını açtığında gözü fena halde korkuyor.

Natali’nin bu güzel sözü ettiği sayfada metroda herkes bir şeyler okuyor. Büyük, küçük, yaşlı genç, engelli, köpek. Bu güzel söz diyorum çünkü Natali yazılan ve basılan her öykünün artık yazardan çıkıp okurun olduğunu çok güzel ifade ediyor. Salgın nedeniyle okulların açılıp açılmayacağı, açılırsa nasıl bir sistemin çocukları beklediği çok konuşuluyor. Özellikle de okula yeni başlayacak ve okuma yazmayı yeni öğrenecek çocukların ebeveynleri haklı olarak endişeliler.

Normal zamanda dahi oldukça sancılı olan bu süreçte hem çocuğa hem de ebeveynlere rehber niteliğinde bu kitap. Okuma serüveninde çocuğun yalnız bırakılmaması ve bilinenden bilinmeyene gidilmesini bir kez daha hatırlatıyor. Natali’nin okuma öğrenmekte yaşadığı zorluğa karşı çözümü yine iki kardeşin bulması karakterle özdeşim kuracak okur için cesaret verici. Açık ve devingen karakterler ise çocuk edebiyatında çok önemli. Natali ve Alfons’un yaratıkları öykü sonrası oluşturdukları kitaplar bu kez de çocuk okuru yazmaya heveslendirecektir.

Kitabın son sayfasında, etrafa saçılmış kitaplar arasında Natali kitap okurken Alfons ise yine bir kitabı kemiriyor. Görsel metindeki bu tür küçük ayrıntılar ise öykülere ayrı bir tat katıyor. Resimler sadece yazının söylediklerine hizmet etmeyip başka başka okumalar yapmamızı da sağlıyor. Bu da aslında çocuk edebiyatındaki resimli kitaplarda olması gereken önemli bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Serinin üçüncü kitabı Alfons, Tavana Çamur Sıçramış!'da ise bir apartmanın yedinci katında sıkılan iki kardeşin yaşadıkları yeri bir ormana çevirmeye çalışmalarına tanık oluyoruz. Üç kitaptaki konu da ne kadar evrensel değil mi? Alın size başka önemli bir husus.

Aslına bakarsanız apartman katlarına sıkışıp yeşile hasret olanlar sadece çocuklar da değil. Yarattığımız çevre ne kadar insana özgü ve yaşanabilir? Çocuk dünyasında yansıması farklı olabilir elbet ama çamura dokunma, dalından meyve toplama, toprağa basma ve yıldızları sayma isteğimiz ortak.

Birinci kitaptaki yeni duruma uyum sağlama ve duygularla baş edebilme, ikinci kitaptaki zorlukları yenme konusundaki azim ve üçüncü kitaptaki özgürlük konuları çocuk dünyasında cereyan etse de biz yetişkinlere de hitap etmiyor mu? Alın bu da son husus olsun.

Alfons, Bu Yaptığın Hiç Doğru Değil! / Daisy Hirst / Çeviren: Esin Pervane / Nesin Yayınevi / 2018 / 40 s. / 3+ yaş

Kitapları Hiç Sevmiyorum Artık! / Daisy Hirst / Çeviren: Esin Pervane / Nesin Yayınevi / 2019 / 40 s. / 3+ yaş

Alfons, Tavana Çamur Sıçramış! / Daisy Hirst / Çeviren: Esin Pervane / Nesin Yayınevi / 2020 / 36 s. / 3+ yaş