Cumhuriyet salt bir rejim değil, devrimdir

Temel mesele inkılabın / devrimin hedefini yeterince kavramamış oluşumuzdur. Elbette burada bütünsel bir eleştiri ve özeleştiride bulunmaktayım. Bu ülke ve bu toplum bütün doğal yeraltı ve yerüstünü zenginliklerinden çok ama çok daha değerli bir cevhere kavuştuğunun hâlâ yeterince farkında değildir.

29 Ekim 2020 Perşembe, 05:30
Cumhuriyet salt bir rejim değil, devrimdir
Abone Ol google-news

Dr. Ali Haydar FIRAT

İLETİŞİM BİLİMCİ

İnkılabın hedefini kavramış olanlar daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır. Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyet devrimi postmodern ve oryantalist yaklaşımların zaviyesinden bakmadan (bu bağlamda egemen dünya siyasal ve kültürel hegemonyasına en büyük meydan okumadır) Batı dışı modernliklerin sabitlenen konumlarını yerle bir eden bir medeniyet bileşkesi ve tahayyülüdür. O sebeple gözden kaçırılan, görmezden gelmemizi istedikleri gerçeklik egemen “Hakikat Rejimlerine” karşı Cumhuriyetin devrimci mücadelesi ile kurduğu yeni bir “insanlık durumudur.” Bu durum içeride ve dışarıda anlatılamamıştır. Özellikle mazlum milletler, emperyalizm ve kapitalizmin sömürdüğü, dinsel ortodoksiye ve de otoriter rejimlere mahkûm ettiği Doğu toplumları Cumhuriyetçi meydan okumaya dahil edilememiştir.

TARİHSEL BİR SORUMLULUK

Ancak bugün geç kalınmış değildir; çünkü çok ciddi bir Cumhuriyetçi müdahaleye ihtiyaç bulunmaktadır. İkinci yüzyıl bu yeni ihtiyaca göre kurgulanmak durumundadır. İçeride ve dışarıda cumhuriyetçi bir atılıma ihtiyaç bulunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yüzyılını geride bırakırken ve ikinci yüzyılına girmek üzereyken Cumhuriyetin her alanda muhasebesinin yapılması, tartışılması ve insanlığa, ülkeye, topluma katkılarının ortaya çıkarılması tarihsel bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bu çaba aynı zamanda İkinci yüzyıla ilişkin yeni bir vizyonun hazırlanması noktasında çok büyük bir imkân sunacaktır. Cumhuriyet salt bir rejim değildir. Büyük devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk onu kurgularken, düşüncesinde üretirken ve de yaşama geçirirken onu bir yaşam biçimi olarak meydana getirmiştir. Siyasal bir rejim kategorisine indirgemek Cumhuriyetin dayandığı temelleri yok saymak anlamına gelecektir. Atatürk, Orta Asya’daki yaşam pratiklerini, Anadolu medeniyetlerini ve de uygar dünyanın bileşkesini oluşturan düşünce ve pratiklerin bir sentezini yapmıştır. O nedenle halkımıza en uygun rejim Cumhuriyettir demiştir. Çünkü cumhuriyet dediğiniz dünyanın içine, evrensel insan hakları, çağdaş dünya normları ve de hukuk sistemleri, kadın erkek eşitliği, planlamacı ve kalkınmacı ekonomi, kendi kendine yeten bir toplum girer.

GELECEK TASARIMIDIR

Kant aydınlanmayı insanın kendi aklını kullanma yeteneği olarak tanımlarken aslında cumhuriyet tam da Kantçı anlamda toplumumuzun özgür iradesiyle düşünme hakkını kazanması ve bir anlamda düşüncesinin özgürleşmesidir. Temel bir eleştiri ya da vurgu yapmanın yeridir. Cumhuriyet geçmiş bir rejim değildir, cumhuriyet bir gelecek tasarımıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz cumhuriyet anmalarının salt geçmişe dönük bir nostalji çerçevesinde yapılması onun gelecek iddiasına vurulmuş bir darbedir. Toplumun, kurumların, aydınların bu hatta tutulması bilinçli bir kuşatmanın sonucudur. Çünkü bu indirgeme onun devrimci yönü ve ruhuna yönelik bir yok sayma; bölgedeki başka halkları ve devletleri etkileme imkânını ortadan kaldırmak üzere emperyal bir paranteze alma çabasıdır. Cumhuriyet Anadolu, Ortadoğu ve Kafkasya, Balkanlar ve de Akdeniz coğrafyasında etkisi çok büyük, ama sürekli bir biçimde sınırlandırılmak istenen bir büyük devrimdir. Özellikle İslam coğrafyasında cumhuriyete ilişkin oluşturulan algı o büyük değişim ve dönüşümün önünü kesmek ve halklar arasında eşit yurttaşlık ilkesinin gelişimine ket vurmak üzerine kurulmuştur. Bu nedenle “Cumhuriyet bitti” tezi sürekli işlenmektedir. Cumhuriyet daha anlaşılmadan, derinliği görülmeden, tarihsel ve toplumsal anlamı içselleştirilmeden onun bittiğini düşünenler, tartışanlar ve yazanlar bugün artık şunu görüyorlardır: Bir büyük dip dalgası olarak halkın içinde devrimin ateşi her geçen gün büyüyor. Çünkü kimsesizlerin, erdem ve fazilet sahibi bireylerin ortak düşü ve gelecek ışığıdır cumhuriyet...

BUGÜNÜN ZORUNLULUĞU

Türkiye mevcut durumu, imkânları, insan potansiyeli ile bu devrimi yeterince ve gerektiği gibi taşıyamamıştır. Bu durum devrimin bittiği anlamına gelmez, zira devrim devlete değil topluma emanet edilen; ya da toplumsallaştırılan bir içerikle kurgulanmıştır. Türkiye’de devletin Atatürk’ün ölümünden sonra idare-i maslahatçı bir çizgiye kayması, yeni devletin devrimci politik iradeden ayrı bir kurumsal işleyişle dünya dengesi içine oturtulması bu büyük devrimci atılımı sıradanlaştırmıştır. Ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda çok büyük etki yaratacak bir potansiyel taşıyan cumhuriyet devrimi anlatılamamıştır. Başta Ortadoğu halklarına bu devrim anlatılabilseydi başka bir bölgesel düzen kurulabilirdi. Elbette ki devrimin ihracından söz etmiyoruz. Sadece farklı toplumları etkileyecek bir potansiyelin harekete geçirilmemesinden söz ediyoruz. Siyasal düzeyde yurttaşlığı, ekonomide planlı kalkınmayı, eğitimde fırsat eşitliğini ve bilimselliği, sağlıkta dünya ile yarışacak bir kaliteyi, teknolojik atılımı, tarımsal üretimi, niteliksel akademik sıçramayı hedef alan bir büyük devrim, her alanda kendi kendine yetebilen bir ulus yarattı. Bugün yeni bir yüzyıla girerken cumhuriyeti her alanda hegemonik bir konuma taşımak, ülkenin içinde bulunduğu sorunları yurttaşlık temelinde çözmek, bölgesel sorunları egemenlik hakları ekseninde ele almak, içeride ve dışarıda barışı egemen kılmak Cumhuriyetin önceliği, bugünün zorunluluğudur. Herkesin yeniden ve de çok güçlü biçimde yüzünü cumhuriyete döndüğü bir zaman dilimindeyiz. Bir kez daha zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü haklı çıkarmıştır. Zaten bütün devrimciler zamanlarını aşan bir büyük değişimin sürekliliği içinde hep var olurlar. O var oluş, bu ülke ve toplumun yegâne kurtuluşudur.