Cüppeli veya İstanbul Sözleşmesi

Kadına şiddeti önlemeyi öngören sözleşmeyi kimler tartışmaya açtı?

23 Temmuz 2020 Perşembe, 21:09
Cüppeli veya İstanbul Sözleşmesi
Abone Ol google-news

İstanbul’un Fatih’teki Çarşamba semtinde doğar Ahmet Mahmut Ünlü. 1990’da Fatih Hak ve Hizmet Vakfı’nı kurar. İsmailağa Camisi’nde dersler verir. 1997’den beri kendi risalelerini yazar. 99 depremindeki açıklamaları nedeniyle 14 ay hapis yatar. 12 Ekim 2011’de Karagümrük Çetesi operasyonuyla gözaltına alınır, tutuklanır, bir yılın ardından tutuksuz yargılanmak üzere tahliye olur. 2016’da suçlamalardan beraat eder. Cüppeli Ahmet, birçoğumuz için enteresan bir magazin figürü. “Cüppeli yine ne demiş” diye bıyık altı gülerek bakarız çoğu zaman. Aslında Cüppeli, İsmailağa Cemaatinin toplum önündeki figürü. İsmailağa, iktidara epeyce yakın cemaatlerden biri. 

Murat Yetkin, İsmailağa cemaati ile İstanbul Sözleşmesi bağlantısını şöyle özetliyor: “Cemaatin internet sitesinde 6 Temmuz günü yayımlanan bildiride, 2011’de o zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ilk imzayı atmış olduğu sözleşmenin İslami değerlere ‘savaş açma’ hüviyeti taşıdığı da öne sürüldü. Cüppeli Ahmet Hoca’nın da mensubu olduğu İsmailağa bildirisinde sözleşme ‘kadına yaratılış amacının aksine misyonlar yüklediği’ ve bu yönüyle ‘ahlaki yapımızı ve ecdadımızdan bize intikal eden aile medeniyetimizi yıkmayı’ hedeflediği iddia edildi.”

İLK İMZACI TÜRKİYE

İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesi. 12 Mart 2020’de ilk imzacı Türkiye. 46 ülke sözleşmeye imza attı. Ve bildiğiniz üzere, uluslararası sözleşmelerin ülke içindeki yasaları bağlayıcı bir konumu var. Türkiye’de bu sözleşmenin yasal izdüşümü 6284 sayılı kanun. Bu kanuna göre: “a) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir. b) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir. c) Bu kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz.”

İstanbul Sözleşmesi’nin mimarlarından Prof. Dr. Feride Acar, 2015 - 2019 yılları arasında Avrupa Konseyi’nde GREVIO başkanlığını da yürüttü. Acar, “Sözleşme kadına yönelik şiddetin bir insan hakları ihlali olduğunu söylüyor. Türkiye, sözleşmeden imzasını çekerse bu ilkelere, değerlere bağlı kalmayacağını göstermiş olur. Bu da kanımca öncelikle kadınlar, şiddet gören tüm insanlar ve ülkemiz için çok yanlış olur...” diyor.

AKP’nin geçmişinden gelen birçok isim de İstanbul Sözleşmesi tartışmaya açıldığı için tepkili. Sözleşmeyi savunan isimler yavaş yavaş görevlerinden alınmaya başlandı bile. 

AKP MYK SONRASI

14 Temmuz 2020 tarihli AKP MYK’sinden gelen kulis haberlerine göre, bazı üyeler sözleşmeyi eleştirerek kadının beyanı esas alınarak erkekler için verilen evden uzaklaştırma kararlarının aileleri parçaladığını, kadının beyanının erkeği potansiyel suçlu gösterdiğini savunmuş. İsmailağa tarikatının açıklamasında da “İstanbul Sözleşmesi İslam’ın himaye etmeyi hedeflediği değerlerimize savaş açma hüviyetini taşımaktadır. Zira ilgili sözleşme içeriği bakımından Rabbimizin bize emir buyurduğu aileye yönelik düsturlar, Peygamber Efendimizin (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) aile yapımıza dair öğretileri ve İslam tarihi boyunca Müslümanların kökleşmiş aile medeniyetini tarumar edecek bir keyfiyeti haizdir” ifadeleri yer alıyor.

Elbette “kadının beyanı esastır” ve uygulanan şiddetin dini değerler ile bir bağlantısı yoktur. Aileyi dağıtan kadına uygulanan şiddettir. Bakalım, bu cepheden Cüppeli ve ahalisi mi kazanarak çıkacak yoksa uluslararası hukuk ile kadınlar mı?