Dağınık bir yapboz!

Aşka Doğru (Kora Yayın); “kara roman”, “casus romanı” gibi alt türleriyle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra giderek melezleşmiş polisiye romanda, bu melezleşmenin ve edebi olarak da zenginleşmenin bir örneği. “İşte suç, işte fail!” dediğimiz anda elimizden kayıveren “işte”lerle dolu bir kurguda sorgulanan aşk-aşık, suç-suçlu, hak-haklı ilişkilerinin öyküsü... Canan Al’ın kaleminden psikolojik çözümlemeleriyle dikkati çeken, iyi kurgulanmış, sürükleyici bir polisiye.

29 Nisan 2021 Perşembe, 00:03
Abone Ol google-news

18. yüzyılın ikinci yarısında buhar gücüyle çalışan makinelerin üretime katılmasıyla başlayan Endüstri Devrimi, üretimin ve bağlı olarak sermaye birikiminin artmasına ve burjuvazinin ortaya çıkmasına yol açtı. İnsanların büyük üretim alanları olan fabrikaların etrafında toplanması, beraberinde kentleşmeyi ve burjuva sınıfı önderliğinde gerçekleşen Fransız Devrimi de kent sosyolojisini doğurdu.

Kapitalist toplum, kültür ve yaşamının bir ürünü olan roman türü, kırsaldan kente yaşanan göçle birlikte cinayetin ve bir bütün olarak suçun da taşradan kente taşınmasıyla polisiye alt türünü yarattı. Kentleşme ve kent yaşamıyla birlikte suç da çeşitlendi, bununla birlikte polisiye romanların temel konusu suç temelli hikâyeler de çeşitlenip zenginleşti.

Polisiye roman zaman içinde kendisine ait bir yapı inşa ederken giderek kendi okurunu da yarattı. Daha çok orta ve alt orta sosyokültürel düzey okurun ilgisini çeken polisiye romanın kurgusu bir suç, çoğunlukla bir cinayet odağında gelişir. Kurgunun başında okuyucuya genellikle bireysel bir cinayetle birlikte o cinayeti işlemesi olası kişiler ve her birini şüpheli kılacak ipuçları sunulur. Adım adım atılan düğümlerle okurun merakı yükseltilir.

Böyle bir kurgu içinde yazar, karakterlerin kişiliklerinde ve iç dünyalarında derinleşmeye değil, ipuçlarının zekice birleştirilmesine, olay halkalarının birbirine ustaca ilmeklenmesine yoğunlaşır. Suçun üzerindeki giz perdesi, çoğunlukla ilgili emniyet görevlisi, cinayet masasından bir ekip veya özel dedektif, az da olsa romanın yan karakterlerinden meraklı biri tarafından kaldırılır. Roman failin yakalanması ve cezalandırılmasıyla okurun merakı giderilerek son bulur.

Amerikalı öykücü ve şair Edgar Allan Poe'nin 1841'de yayımlanan Morgue Sokağı Cinayeti, polisiye romanın ilk örneği kabul edilir. Türün en çok tanınan örneği ise Sir Arthur Conan Doyle tarafından yazılan Sherlock Holmes serisidir. Türk edebiyatının ilk polisiyesi de 1884'te Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınan Esrâr-ı Cinayât'tır.

“Kara roman”, “casus romanı” gibi alt türlerini de yaratan polisiye, türün üstatlarından Van Dine'nin çıkardığı 20 maddelik polisiye roman kalıbını zamanla kırmaya başlamış ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra giderek melezleşmiştir. Belli bir sosyal arka plan edinerek; toplum, sanat, tarih, psikoloji, spor gibi farklı konu alanlarına yönelmiş; karakterleri de olay örgüsü kadar önemseyip çok yönlü ele alarak edebi niteliği yükselmiş olan polisiye türü, bu melez yapısıyla görece sınırlı okur çevresine entelektüel okuru da dâhil etmiştir.

Canan Al'ın Kora Yayın etiketiyle yayımlanan Aşka Doğru adlı üçüncü romanı, işte bu melezleşmenin ve edebi olarak da zenginleşmenin bir örneğini sunuyor okura. Öğretmen, okul yöneticisi, yüksek lisans öğrencisi, çeşitli eğitim projelerinin mimarı ve uygulayıcısı Canan Al, kalemi işlek ve çalışkan bir yazarlarımız. Nehir Amara adını da kullanan Al, bir yandan da edebiyat dergilerinde yazılar, şiirler yayımlıyor. 2010'da Biraz Daha Işık başlıklı dosyasıyla Cemal Süreya Şiir Yarışması'nda Başarı ödülü kazanan yazarın ilk romanı Kendi Diliyle Ağlamak 2007'de yayımlandı. Politika, iş, dinsel çatışmalar, terör ve tabi aşk ile suçun iç içe örüldüğü ikinci romanı Araf ile polisiyeye iddialı bir giriş yapan Al, son romanı Aşka Doğru’yla iddiasını kanıtlama yolunda önemli bir adım atıyor.

Aşka Doğru’da Canan Al, geleneksel kalıplarını fazla sarsmadan, geldiği yerde kalarak klasik polisiyeyi “melezleştirmeyi” tercih ediyor. Oysa bu noktada daha cesaretli davranabileceğini, yazarın saydığımız edebiyat deneyimine bakarak söyleyebiliriz. Al’ın donanım ve birikimi polisiyeye psikolojik bir derinlik ve sosyal bir boyut kazandırmaya yeterli malzeme sağlayacak boyuttadır.

Romanın olay örgüsü, kronolojik bir zaman zincirinin çizgisel akışıyla ilerlemiyor; örgü bir yapbozun parçalarının sıra gözetmeksizin birbirine eklenmesi biçiminde gelişiyor. Son parça yapbozda boş kalan yerine konulduğunda büyük resim ortaya çıkıyor. Üstelik yapbozun her parçası üçüncü kişinin, yani yazarın dışarıdan yaklaşımı ve gözlemci bakış açısıyla yerine konmuyor. Karakterler karşılıklı oyun oynar gibi ya da bir iskambil oyununda el sırası geldikçe kâğıdı ileri süren oyuncu gibi yapbozun kendisindeki parçasını resme ekliyor.

Karakterlerin birinci kişili anlatımlarıyla ilerleyen romanda yazar, bu tercihiyle onları okurun karşısında oturttuğu sanık sandalyesinde sorguluyor. Roman kişilerinin ifade veren şüpheliler gibi sunulması, hem polisiyenin gereksinim duyduğu şüpheyi çoğaltıyor hem de okuru bir cinayet duruşmasının içine dâhil ederek onda gerçeklik duygusunun sürekliliğini sağlıyor. Ayrıntılarda yoğunlaşan betimlemelerse polisiyede önemli olan detay bilgisi konusunda okurun dikkatini uyanık tutuyor. Ancak çokluk iki ana karakterin art arda söz aldığı romanda, az da olsa diğer iki yan karakterde olduğu gibi diğer kişiler de oyuna aynı biçimde dâhil edilseydi, belki de bir polisiye romanın en çok gereksinim duyduğu kuşku ve merak daha da çoğalabilirdi.

Bunun bir başka yararı da yan karakterleri de iki ana karakter gibi psikolojik derinlikle ve sahihlikle okura aktarmak olurdu. Yanı sıra ana hikâye, çeşitli alt hikâyelerle desteklenir; hatta genel olarak polisiyelerde çok önemsenmeyen ve burada da bir eksiklik olarak saptadığımız sosyal arka plan daha görünür hale gelebilirdi. Bunu gerçekleştirmek, bunca ayrıntı bolluğuna sahip Canan Al için hiç de zor değildir.

Zengin aile, avukat, psikiyatrist, şirket yöneticisi birkaç çalışanıyla Aşka Doğru’nun kişi kadrosu orta ve üst orta sınıfın üyeleridir. Gerçi Canan Al, onların bu sınıfsal konumlarıyla değil, olay örgüsüne eklenmeleriyle ilgilidir. Kimdir bunlar? Yaz, psikolojik sorunlarıyla boğuşan bir psikiyatr! Yakın geçmişte bir hastasıyla tanımlamakta zorluk çektiği duygular içinde olmuş. Şimdi o hastasıyla üniversiteden arkadaşı David arasında sallantıda yaşıyor ve kendi terapisini yapmaya çalışıyor. Turan, içinde bir karadelik, ruhu öldürme arzusuyla dolu. Tedirginlik içinde ve yakın geleceğine dair sorularına anlamlı hiçbir yanıt oluşturamadan adım adım eski psikiyatristini izliyor. David, ABD merkezli şirketin Türkiye ayağı sorumlusu. Yaz'la üniversitede tanışmışlar ve duygusal yakınlıkları olmuş. Şimdi iş bahanesiyle sık sık Türkiye'ye gelip Yaz'ı görmek istiyor, Yaz’sa istekli değil; bu yüzden Sosyal Hizmetler'de çalışan Meral'e yakınlaşıyor. Ferid, Yaz'a ilgi duyan, bu yüzden onu cinayet failleri listesinden çıkarmak isteyen; ama kafasında katil adaylarının durmadan yer değiştirdiği komiser yardımcısı. Burak Yalçın, Meral'in ailesinin avukatı. Kumar borçlarını ödemek için ondan para almış, hala alma peşinde. Serap, Meral'in mesai arkadaşı, Burak'ın sevgilisi...

Ve Meral, Aşka Doğru polisiyesinin maktulü; Yaz'ın ailesine ait on bin dönümlük bir arazi içinde yapılmış bir çiftlik evinde boğazında bıçak kesiğiyle ölü bulunmuş. Dolayısıyla Yaz başta olmak üzere, yukarıda sayılanların hepsi olağan şüpheli. Yine bu sayılan roman kişileri, ellerindeki yapboz parçalarını tek tek yerine koyarak büyük resme ulaşıyorlar. Geriye, kafası da duyguları ve yaşamı kadar dağınık Komiser Yardımcısı Ferid Özüder'in birkaç ayrıntıya dikkatle bakıp katili işaret etmesi kalıyor:

“Duş iyi gelmişti fakat yine de maktulle ilgili isimler kafamın içinde dönüp duruyordu. Yaz, Turan, David, Burak, Serap… Önümde iki senaryo vardı. Birincisi Yaz, Turan, David ve maktulün taraf olduğu hikâye… İkinci senaryo ise Burak, maktul, Serap ve Yaz arasındaki ilişkiye aitti. Sadece diğer üçünün Yaz’la ne gibi bir bağlantısı vardı, hâlâ bulmuş değildim… Burak para için, Serap kıskandığı için… bu cinayeti işlemiş olabilirlerdi. Bu doğruysa neden Yaz’ın evinde bulunmuştu ceset?”

Aşka Doğru, psikolojik çözümlemeleriyle dikkati çeken, iyi kurgulanmış, sürükleyici bir polisiye.

Aşka Doğru / Canan Al / Kora Yayın / 261 s. / 2021.