Degaje çeneler

Bize uzak, yakın fark etmiyor. İçimizdeki o ses bize hep ne gerek diyor, hep de başkasına denk geliyor. Az biraz sevdiklerimiz, kolay ve rahat kızabildiklerimiz daha çok duyuyor, sesimiz daha gür onlara çünkü.

22 Ağustos 2021 Pazar, 10:27
Degaje çeneler
Abone Ol google-news

Bayılıyoruz eleştirmeye, çekiştirmeye, bir fiskos haline bürünmeye. Bir bilirlik, bir eminlik, bir kendi dışındakini itmişlik haline örtünmeye. Benim kararlarım. Benim yaptıklarım, tecrübelerim. Benim düşündüklerim şahane. Oh ne ala, ne ala, benim en birinci benim. Bir tane. 

Alışıyoruz kendimizde görmemeye, duymamaya. Tabağı kırsak da, yine de sofraya koymaya. Başkalarının çocukları. Başkalarının eşleri. Arkadaşının koşulları. Tanımadıklarının şartları. Karşılaşmadıklarının yolları. Bize hiç dokunmayan tarafları. Biz, güçlüyü, zengini malı ile, dar gelirliyi davranışı ile. Ama hep bir sebep ile. Uzata uzata anlattığımız nedenleriyle, yeriyoruz tane tane. İyi biliyoruz biz bu tenkitleri. 

Bize uzak, yakın fark etmiyor. İçimizdeki o ses bize hep ne gerek diyor, hep de başkasına denk geliyor. Az biraz sevdiklerimiz, kolay ve rahat kızabildiklerimiz daha çok duyuyor, sesimiz daha gür onlara çünkü. Duvarların kalın olması da yetmiyor, bağırıyoruz. Güzel örneklerimiz hep kendimize dair. Biz olsak hiç yapmıyor, hiç söylemiyor, geçmiyoruz kıyısından kusurların. O yüzden bizim çocuk değil, suçlu çocuk hep başkasının. İş arkadaşımız bizden daha çok çalışmıyor. Komşu eşiyle sürekli kavga ediyor. Yardımcı iyi yıkamıyor bulaşıkları. 

Yanı başımızdakilere de geliyor sıra. Kızımız hep dağınık, oğlumuz havai, kocamız unutmuş yine o özel günü. Bütün sitemler kelli felli, kendimize dokundurduklarımız hep torpilli. 

Yardım yapıyor adam. Yapacak tabi. Yardım yapmıyor adam. Gözü doysun emi. Evlenir kadın. Çocuksuz hayat mı olur? Evlenmez adam. Yaşam sürer mi bekar? Dövme yaptırır, saçma.  Seyahate çıkar, gereksiz. Uyur, fazla. Yer, az. Siz hiç kaldırımda, çizgilere basmadan yürümeyi denediniz mi? Ve basmamak için ayaklarınızı yamuk yumuk bastınız mı taşlara? Deli sanmasınlar diye gizlice baktınız mı etrafınıza. Bir salamadık kendimizi şöyle boşverlere.  

Bir otorite gibi, salonun en üst koltuklarında ayrılmış gibi izleriz oyunu. Biz kritik avcıları, biliriz bütün kılıfları. Sahneye her gün başkaları çıkar. Başka deneyimler, başka yollar, başka duygular, şartlar koşullardan geçmiş, geçmekte olan birilerinin sözüne, diline kolayca sızarız. Kendi doğrularımızı fütursuzca başka bedenlere sokarız. Eminiz çünkü. Çok da kesin. Başarırız. Ama olmuyor işte. Başarı konuşmakla sınırlı kalıyor. Kimisi büyük geliyor, kimisi küçük. Kiminde kol dışarıda kalıyor, kiminde ayak görünmüyor. 

Bütün hikayeler aynı değil ki. Doğarız ve ölürüz. Aslında budur tek ortak noktamız. Arası bambaşkadır herkes için. Eleştiride bulunulan istisnalar kendini haklı bulmasın, herkes de kendini istisnaya koymasın elbet. Herkes her şeyi biliyor aslında, bu kadar enerjiyi kucaklamak delilik. 

Kabullenici olmayı unuttuk. Dinginliği. Sakin kalıp durmayı. Doğayı dinlemeyi. Müziğe ses vermeyi. Bir resim çizmeyi. Komşunun selam vermeyen ergeni, beğendiğin şarkıcının kıyafeti, garsonun suratsız, taksicinin geveze, kasiyerin yavaş olmasıyla dalıyoruz uykuya. Sonra sabah uyanamıyoruz. Yastık rahatsız. Gece çok yedik. İşlerimiz hep ters. Hava da ne kapalı, değil mi? Değil işte. Bizim çenemiz degaje.