Devlet, santrallara kirletme muafiyeti tanımıştı

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın termik santralların 2.5 yıl süreyle baca filtresiz çalışması kararını veto etmesinin ardından süreci Cumhuriyet'e değerlendirdi. Bozoğlu, "Devlet santralları özel sektöre satarken, ‘Biz size özel bir süre tanıyacağız, lütfen uzak durmayın gelin bunları satın alın’ yaklaşımıyla bir kirletme muafiyeti sağlamıştı" dedi.

04 Aralık 2019 Çarşamba, 13:53
Devlet, santrallara kirletme muafiyeti tanımıştı
Abone Ol google-news

Türkiye'nin çeşitli illerine dağılmış yaklaşık 15 termik santralın baca filtrelerinin takılmasını 2,5 yıl daha erteleyen kanun teklifi AKP ve MHP'lilerin oylarıyla kabul edilmişti. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis’ten geçen kararı dün veto etti. Filtre takılma sürecinin uzatılması için oy kullanan milletvekilleri, veto kararından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, veto kararı ve yaşanan süreçle ilgili Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

- Geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçen 15 termik santrala baca filtrelerinin takılmasını 2.5 yıl erteleyen kanun teklifi için milletvekilleri oy kullanılmıştı. Erteleme isteğinin sebebi neydi?

Aslında 2013 yılında ilk defa özelleştirilen termik santrallera çevre yatırımlarını yapmaları için süre tanınan bir muafiyet, bizim tabirimizle ‘kirletme muafiyeti’ tanınmıştı. Anayasa Mahkemesi iptal kararına rağmen düzenleme tekrar Meclis’ten geçmişti ve bu yılın Aralık ayı sonuna kadar bu süre tanınmıştı. Devletin elinde olan, geçmişte devletin yönettiği kömürlü termik santrallara devlet gerekli yatırımı yapmadı, filtre sistemleri takmadı, atık sahalarını doğru şekilde yönetmedi dolayısıyla zaten devlet yapmamıştı. Bunları özel sektöre satarken devlet, ‘Biz size özel bir süre tanıyacağız, lütfen uzak durmayın gelin bunları satın alın’ yaklaşımıyla bir kirletme muafiyeti sağlamıştı. Yeni yapılması planlanan, Meclis’te onaylanan ve Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen düzenlemeyle 2.5 yıl daha bu sürenin uzatılması öngörülmüştü. Çünkü bu şirketler, termik santrallar kendilerine sağlanan süre kapsamında ne iş termin planlarını uyguladılar, ne de çevresel anlamda bir yatırım yaptılar. Havayı, suyu, toprağı kirletmeye devam ettiler ve bu muafiyetin uzatılması bu anlamda öngörüldü.

- Bu termik santrallara gerçekten ihtiyacımız var mı?

Çevre Mühendisleri Odası olarak biz temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü iklim değişiklikliği ve iklim kriziyle beraber dünya, kömürlü termik santrallardan ve özellikle kömürden uzak durmaya çalışıyor. Bu anlamda Avrupa’da; İngiltere, Avusturya, Belçika gibi birçok ülke kararlarını verdi hatta Yunanistan dahi kömürlü termik santrallarden uzaklaşacağını 2025-2030  gibi hedefler koydular. Türkiye’nin de yenilebilir temiz enerji kaynaklarına yönelmesi gerekiyor. Bunun için de öncelikli yapılması gereken şey enerji verimliliği, enerji verimliliğini sağladığımız zaman sözünü ettiğimiz termik santralların yüzde 11 oranında elektrik enerjisi sağladığını biliyoruz, bunlara gerek kalmayacak.

YILDA 30 BİN İNSAN HAVA KİRLİLİĞİNDEN DOLAYI HAYATINI KAYBEDİYOR


- Filtresiz baca kullanımı 2.5 yıl daha devam etmiş olsaydı, neler olacaktı?

2.5 yıl sonra da bu santrallar bu yaptırımları bizim öngörümüze göre yapmayacaklardı. Çünkü bu zamana kadar bu konuda hassas davranılmamıştı, yeterince yaptırım yapılmamıştı. Dolayısıyla havayı, toğrağı, suyu kirtletmeye devam edeceklerdi. Bu muhafiyetin şu anda uzatılmıyor olması bu tesislerin çalışmayacağı anlamına gelmiyor, 1 Ocak tarihi itibari ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu tesisleri denetlemeli ve bu çevresel uyumu olmayan, çevresel mevzuata uygun olmayan bu tesislerin mutlaka durdurulmasının sağlanması gerekiyor. Türkiye’deki Çevre Kanunu ve Mevzuata göre kirleten tesisler zaten çalışamazlar. Bu tesislerin 1 Ocak itibari ile yatırımlarını yapıncaya kadar, Çevre Mevzuatına uyum sağlayıncaya kadar durdurulması gerekiyor. Ne yazık ki şu an OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) rakamlarına göre ve Türkiye’nin onaylanan rakamlarına göre yılda en az 30 bin insan hava kirliliğinden dolayı hayatını kaybediyor ve eğer durdurulmazsa, bu oranların hızlı bir şekilde arttığını göreceğiz. 3 bine yakın vatandaşın erken ölümle karşı karşıya kalacağını sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çalışmalarda görebiliyoruz. Yeraltı suları kirlenecek, şu anda tarım alanlarımızda hala üretilen o besinler içerisinde atıklar, kirli malzemeler ve ağır metaller bulunduğu için ne yazık ki sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor ve bu tehdit bu muafiyet uzatılırsa hızla devam edecek.

- Veto kararıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

1 Aralık tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde ifade ettiğimiz gibi ki buradan gerçekten Cumhuriyet Gazetesi’ne teşekkür etmek gerekiyor, bizim veto çağrımızı haberleştirmişti. Biz bu süreçte Meclis’ten geçtikten sonra da durmadık ve hem muhalefet partisi vekilleriyle hem de iktidar partisi vekilleriyle görüşerek mutlaka bu veto sürecinin yürütülmesi gerektiğini ifade ettik. Çünkü, Türkiye’de çok ciddi bir termik santral lobisi var. Bu lobi ne yazık ki siyaset alanında bürokrasiye ciddi baskılar yapmaya çalışıyor, bu lobiye karşı iktadırıyla muhalefetiyle kenetlenip çevre sorunlarını dert eden şekilde mücadele etmesi gerekiyordu. Dün sayın Cumhurbaşkanı’nın verdiği karar aslında beklentimizin hayata geçmiş olduğu anlamına geliyor. Siyasetçiler, bürokratlar, karar vericiler zaman zaman hatalı kararlar verebilirler, bu siyasetin doğasında var ama önemli olan bu hatalı karardan dönebilmektir. Bu da hiç kuşkusuz hem değerli basın mensuplarının, hem de sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve teknik insanların çabalarıyla, mücadeleriyle oldu. Gerçeği sayın Cumhurbaşkanı’na da iktidar partisi vekilleri, muhalefet partisi vekillerine de göstermiş olduk. Çok yerinde doğru bir karar olduğunu düşünüyoruz.

“VEKİLLER İÇİN SOMUT BİR DERS OLDU”

- Milletvekillerinin erteleme kararı için oy verip, veto kararından sonra da teşekkür etmelerini nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın vekillerin aslında bu yasalaşma sürecinde daha net bir tavır takınmalarını bekliyorduk. O süreçte kendileriyle aslında birçok kez temas kuruldu. Özellikle termik santrallerin bulunduğu kentlerdeki vekillerin o yasalaşma sürecinde mutlaka engel olmaları gerektiğini bekliyorduk. Devletin bütün kademelerinin bilgilendirmelerini, bu sıkıntıları anlatmalarını bekliyorduk ama bu konuya yeterince tepki veremediklerini gördük. Bunda da ciddi bir lobi baskısının olduğunu da zaman zaman çeşitli platformlarda duymuş oluyoruz. Sayın vekillerin kararlarından dönmüş olmaları Türkiye için olumlu, toprağımızın, havamızın korunması için olumlu ama bundan bir ders çıkartmak lazım. Bundan sonra Meclis’te yapılacak olan bütün Türkiye’yi ilgilendiren, doğayı, çevreyi riske atan çalışmalarda mutlaka ortak akılla hareket etmek gerekiyor. Muhalefetin ve iktidarın ortak çalışabilmesi gerekiyor, bizim gibi sivil toplum kuruluşlarını, meslek odalarını, demokratik kitle örgütlerini karar vermeden önce mutlaka dinlemeleri gerekiyor. Sanırım o vekiller için de somut bir ders olmuş oldu.


‘BEN YAPTIM OLDU’ YAKLAŞIMLARI BU ÜLKEYE ÇOK ZARAR VERDİ”

- Yasa veto edildi, bundan sonra ne olacak?

Yasanın veto edildiği duyuruldu, Cumhurbaşkanı’nın veto gerekçeleri içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar ve Anayasa’nın 56’ncı maddesi yani sağlıklı çevrede yaşama hakkı maddesine atıf yapıldığını görüyoruz ve bu çok önemli Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlara atıf yapmak, dolayısıyla hukuksuz bir kanun düzenlemesi aslında Cumhurbaşkanı’nın önüne gittiğini teyit etmiş oluyoruz. Bizim de söylemimiz zaten bu yöndeydi. Şu anda Meclis’e tekrar geri gönderildi bu düzenleme, Meclis’te tekrar tartışılacağı ve değerlendirileceği ifade ediliyor. Meclis tekrar görüşecek, tekrar bu kanun maddesi düzenlenerek yeniden Meclis’ten geçirilebilir ya da bu düzenlemeden vazgeçip 1 Ocak itibari ile bu tesislerin gerekli yatırımları yaptıktan sonra faydalanması düşünülebilir ya da üçüncü bir yöntem de bugün Paris İklim Anlaşması’yla beraber dünya kömür termik santrallardan uzaklaşmayı tercih ediyor ya da belki bu bizim için riskli olacak biz de artık özelleştirilen bu termik santralların yerine yenilebilir temiz enerji kaynaklarını koyacağımız bir yaklaşıma sahip olacağız. Kririk olan nokta bu santrallarda çalışanlar, işçiler, emekçiler var bu insanlarında mağdur edilmeyeceği bir dönüşüm sürecini de hayata geçirmek gerekiyor. Çünkü dünya bunu tartışıyor, bu insanlar da iş bulacak, yenilebilir temiz enerji kaynakları alanlarında çalışacak ya da enerji verimliliği alanında çalışacak yeni istihdam alanları yaratmamız gerekiyor ki bu insanlar da mağdur olmasınlar çünkü termik lobisi ne yazik ki insanları işten çıkarma tehditlerinde de bulunmuştu bu maddenin geçmesi adına. Dolayısıyla üç tane yöntem var ama bizim beklentimiz şu Meclis’te tekrar görüşülecekse bizlerin de davet edildiği, bu konuda hassasiyeti bilgi birikimleri olan kişilerin de tartıştığı ve çözüm odaklı bir yaklaşımla ortak akılla çalışmanın yapılması yönünde bir temennimiz var, dileriz bu şekilde yürütülür. Ben yaptım, oldu yaklaşımları bu ülkeye çok zarar verdi. Bu sadece merkezi hükümetlerde değil, yerel yönetimlerde de mevcut. Bu sıkıntıları yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. O yüzden ortak aklı çevre ve doğa için yaratmak lazım.


RÖPORTAJ: NAGİHAN YILKIN