Dijital planla efsaneler kentine yolculuk

Büyük şehirde trafik, iş, koşturma, yetişme telaşı, hayat pahalılığı derken koca koca aylar, mevsimler ve yıllar geçiyor. Dönüp baktığımızda hatırladığımız sayılı anılar var. Bir iki gün de olsa büyük şehirdeki yaşamdan özellikle İstanbul’dan uzaklaşmak, yeni yerler görmek, keşfetmek insana çok iyi geliyor.

25 Haziran 2017 Pazar, 22:46
Abone Ol google-news

Gezi öncesi internetten ve cep telefonu uygulamalarıyla gezilecek yerleri ve yenilecek yemekleri planlamak büyük bir avantaj sağlıyor. Öncelikle akıllı telefonumuzdaki TripAdvisor programı ile Adana, Tarsus ve Mersin’deki en çok beğenilen yerleri, etkinlikleri ve restaurantları planlamakla işe başladık. Çıkardığımız listeyi günlere bölüp saat planlamasına geçtik. Facebook’tan takip ettiğimiz Mide Lobisi grubuna bir mesaj atarak gideceğimiz yerlerde nerelerde yemek yememizi tavsiye ettiklerini sorduk. Çıkan sonuçları eleyip kalanları programımıza dahil ettik. Bir iletişim firmasının yüzde 50 indiriminden yararlanıp aracımızı kiraladık. Havaalanına inip bir de kiralık araç derdine düşmeyelim dedik, ne de olsa vakit, kısa süreli gezilerde nakitti. Booking.com’un ülkemizde yasak olması nedeniyle alternatifi Hotels.com’un uygulamasıyla Mersin’de ikinci gün konaklayacağımız otelimizi bulduk. Adana Şakirpaşa Havaalanı’na indiğimizde önce aracımızı iki gün için 172 TL ödeyerek teslim aldık. İndirime karşın yerel firmalara göre yine de biraz pahalıydı ancak kurumsal olması nedeniyle bu yöntemi seçtik. Dışarı çıktığımızda ise bahçedeki palmiyeler bizi karşıladı. Ne de olsa İstanbul’da sıkça rastlamadığımız birşey. Akdeniz’de sıkça bulunsa da biz uzaylı görmüş gibi olduk. Mide Lobisi’ndeki tavsiye üzerine yemek yemeyi hedeflediğimiz yerler yine teknolojinin yardımıyla aramaya koyulduk. Cep telefonundaki “Harita” uygulamasına tavsiye edilen börekçi için yola düştük. Sağa dön, sola dön derken Adana’nın dar sokaklarında kayboluverdik. Hem açlık, hem de sabah agresifliğinden olsa gerek bulduğumuz ilk yerde karnımızı doyuralım dedik. Öyle de yaptık. Börekçi peşinde koştuktan sonra Adana’dan Tarsus’a geçmeye karar verdik. Bir de yol üzerinde ne görelim “Orası çok salaş ama kebapların tadı çok güzel” diye yorum yapılan yerler gerçekten çok salaş. Ben bakmam hijyene damak tadı önemli diyorsanız elbette tercih sizin.

Şahmeran’ın kenti

Efsanelerin peşine düşmek için Tarsus’a giderken bir süre eski yolu ardından otobanı kullandık. İki yol da oldukça rahat. Sürüş konusunda sıkıntı çıkarmıyor. Sadece yol üstündeki radarlara dikkat etmek gerekiyor. Tarsus’a girerken listesini yaptığımız yerleri önce bir kontrol ettik. En fazla 1-2 saatte gezeriz dediğimiz Tarsus’tan binbir hikâyesini keşfedip yaklaşık 8 saatte ayrılabildik.

Bezirgân sırıtışı yok

Tarsus’taki ilk durağımız St. Paul kilisesiydi. Ardından St. Paul’un yaşadığı evin kenarında bulunan St. Paul kuyusuydu. Aziz Paul Kuyusu, Hıristiyanlığın Batı Avrupa’ya yayılmasında büyük rol oynayan ve İncil’de “Müjdeleyici” olarak ismi geçen St.Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda ve Hıristiyanlar için önemli bir ruhani merkez olarak kabul ediliyor. Tarsus’taki turistik ören yerlerinde çalışanlar oldukça ilgili ve yardımsever. Kendi hazırladıkları fotokopilerle Tarsus’u tanıtmaya çalışıyorlar. Yakındıkları en büyük şey ise yerli turistin Tarsus’a gerekli önemi vermemesi. Öyle ki St. Paul’un kuyusunu görmeye gelenlerin çoğunun “Eee bu mu kuyu? Bu nedir” tepkisi hepsini çok üzüyor. Popüler turistik ören yerlerindeki gibi bezirgân sırıtışıyla kimse sizi bir şeyler satmak için rahatsız etmiyor Tarsus’ta bunun garantisini verebiliriz. Tarsus’ta adım başı şalgam suyu ve baklava satan seyyar satıcılar var. Biz de molayı “Atom” tabelası asıp şalgam suyu satan çocuğun küçük tabureli mekânında verdik. İki büyük şalgam suyu, bir limonataya 7 TL ödemenin verdiği şaşkınlıkla kentteki turumuza devam ettik. Gezi boyunca şalgam satılan yerin adının neden “atom” olduğunu verdiği enerji nedeniyle anlamış olduk. Tarsus’taki Antik Yol, 3-4 yıldır kapalı. Uzaktan gördüğümüz manzara ise pek iç açıcı değil. Kazı çalışmaları durmuş, eserler derme çatma şekilde duruyor.

Gizemli kazı

Yöre halkı oldukça yardımsever. Adres sorduğumuzda sıcakkanlı bir şekilde cevaplayıp gidilmesi gereken yerler hakkında da tavsiyelerde bulundular. Bir tanesi “Burada inşaat için kazılan yerlerin altından tarihi eserler çıkıyor. Burada her yer tarih” deyince biz de konuyu son günlerin güncel sır perdesini soruyoruz. Tarsus’ta bugünlerde bir kazı yapılıyor ve çevresinde uzun namlulu silahlarla nöbet tutuluyor. Konuyu yakından takip ettiklerini “CHP’li milletvekillerini bile sokmadılar. Danyal peygamberin hazinesi olduğu söyleniyor” cümlelerinden anlıyoruz. Sosyal medyadaki rivayetleri aklımıza getirip komplo teorilerimizi kendi aramızda bir bir sıraladıktan sonra Yılanların şahı Şahmeran’ın hikâyesini soruyoruz. Tarsus’un Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edildiği için yılanlar Şahmeran’ın hâlâ yaşadığını düşünsünler diye her gün Davulcu Pazarı’nda davulların çalındığını öğreniyoruz. Kentin ortasına yapılan Şahmeran heykelinde fotoğraf çektirip Tarsus Müzesi’ne geçiyoruz. Girişte Müze Kart geçerli, o yüzden para ödemedik. Çantamızı emanete bırakıp içeriye girdiğimizde küçük bir alan olmasına karşın içerideki eserler bizi adeta büyülüyor. Özellikle kırık başlı Afrodit heykeli dönüp dönüp baktıran türden. Bir mumyaya ait el ise tüylerimizi ürpertiyor. Ardından yol üstünde bugün kent merkezinde kalmış Kleopatra Kapısı’nı görüyoruz. Binlerce yıl önce Romalı General Antonyus tarafından sevgilisi Kleopatra için yaptırılmış. O zamanın limanının burada olması denizin şehrin içinde olduğu düşüncesi şaşkınlık verici.

Tarsus'ta mutlaka görülmesi gerekenler

-St. Paul Kilisesi

-St. Paul Kuyusu

-Tarsus Müzesi

-Kırkkaşık Bedesteni

-Tarsus Şelalesi

-Kleopatra Kapısı

-Makam- Danyal

-Eshab- Kehf Mağarası

-Antik Yol

-Tarihi Tarsus Evleri

-Şahmeran Heykeli

-Roma Hamamı

-Donuktaş Roma Tapınağı

 

Gençlik iksirini bulduk

Sıradaki Kırkkaşıklar Bedesteni, küçük bir Kapalı Çarşı görünümünde. Sıcaktan bunalıp kendimizi içeri attığımızda tüm esnafın kadın olduğunu fark ediyoruz. Tarsus’un genelinde olduğu gibi burada da kimse size birşey satmak için çabalamıyor. Bir iki takı alışverişinden sonra “Kleopatra iksiri, gençlik iksiri” yazılarıyla Serpil hanımın cafesine oturuyoruz. O kadar sıcakkanlı o kadar Tarsus’u seven ve anlatan biri ki Serpil hanım oradan ayrılmamız yarım saati buluyor. Bize Danyal peygamberi, Şahmeran’ı, eski Tarsus’u, yaptığı iksiri ve bizim gibi İstanbul’la boğuşan kızını anlatıyor. Hem yaptığı “Kleopatra iksiri”ni hem de “kaynar” havaların sıcak olması nedeniyle soğuk içiyoruz. Karışımın eski Tarsus’ta çocuk sahibi olanların misafire ikram etmek için yaptığını, sırf bunu içmek için ziyaretlerin yapıldığını söylüyor Serpil hanım. Baharatlardan yaptığı karışım gerçekten de birçok tadı içinde barındırıyor ve içimi de oldukça keyifli. Serpil hanım, Danyal peygamber için halk arasında bilinen rivayetleri de anlatıyor. Danyal peygamberin mezarının olduğu yere gidip dilediği bütün dileklerin gerçekleştiğini söylüyor. Aynı cafeyi İstanbul’da açalım tekliflerini reddettiğini söyleyen Serpil hanım, yaşına rağmen yüzünde kırışıklık olmamasını da her akşam içtiği iksirine bağlıyor. Sonraki duraklarımız Lokman Hekim’in mezarının bulunduğu söylenen Ulu Cami ve eski Tarsus evlerinin bulunduğu mahalle oluyor. TripAdvisor’da gezilecek yerlerin ilk sırasındaki Tarsus şelalesinde geziyi bitirmek için Tarsus’un içinden geçip yol alıyoruz. Yaklaştığımızda ucube bir otel bizi karşılıyor. Az ilerleyince ise şelalenin etrafını sarmış bazıları da üzerine konuşlanmış restoranları görüyoruz. Bir tanesinde mola verip hem karnımızı doyuruyoruz hem de dinleniyoruz. İki kişi için gelen hesap İstanbul ortalamasının oldukça altında. Yöreye özgü birçok meze menüde var. Salatadaki roka ve domatesin tadını alınca “Bize İstanbul’da sünger mi yediriyorlar” demekten kendimizi alamadık. Şelalenin altında kayalar oyularak yapılan oda mezarlar, yüksek debili suyun güçlü akıntılarına karşı koyamayarak büyük ölçüde tahrip olmuş. Söylentilere göre, Büyük İskender, burada yıkandıktan sonra zatürree olup, kısa bir süre sonra Suriye’de ölmüş. Şelale kenarına inip bol bol fotoğraf çekip Mersin yolculuğumuza koyulduk. iPhone ile ölçümlediğimiz 15 bin adımla gezdiğimiz Tarsus’tan aklımızda kalanlar zengin tarihi yapısı, efsaneleri, hikâyeleri, iksirleri, şalgam suyu, tatlısı ve sıcakkanlı yöre halkı oldu. Bir daha gelir misin deseler, evet Kırkkaşık Bedesteni’ndeki Serpil hanımın Kleopatra iksirini içmek ve güzel sohbetini dinlemek için bile gelinir.