Dijital toplumda emek

“Küresel Dijital Ekonomide Emek” adlı kitabında Ursula Huws, yaşanan değişim ve dönüşümlerin teknolojik, kültürel ve siyasal boyutlarını mercek altına alıyor. Emeğin sosyalleşmesinde sosyal medya, cep telefonları ve tabletlerin başat konuma gelmesiyle toplumsal yaşamların tümüyle değişmesi de çok çarpıcı bir tartışma olarak yer alıyor kitapta. Yazara göre sosyalliklerin piyasa tarafından sömürgeleştirilmesi, yalnızca yeni bir kâr kaynağı olmakla kalmayıp toplumsal hayatların dokusuna hasar vererek gelecekteki dayanışmanın temellerini baltalıyor.

29 Eylül 2020 Salı, 10:46
Abone Ol google-news

GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR

Prof. Dr. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.

İktisadi, siyasi, teknolojik ve kültürel yapılarda ani ve köklü değişimlerin gerçekleştiği bir dönemden geçiyoruz. Yaptığımız iş, yaşadığımız kent, sosyalleştiğimiz insanlar ve sosyalleşme biçimlerimiz değişip dönüşüyor. Bizler de oradan oraya savrulurken anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Yirmi birinci yüzyıl kapitalizminde emek ve yaşam ne ifade ediyor?

Küresel Dijital Ekonomide Emek adlı kitabında Ursula Huws, bu temel soruya yanıt arıyor. Huws, yeni metalaştırma alanlarının kapitalizmi dönemsel bunalımlardan sağ çıkardığını vurguluyor. Bu alanların kapitalizme yenilenmiş bir dinçlik sağladığının ve emekle ilişkisini taze şartlarda kuracağı süreçler yarattığının altını çiziyor.

DAHA FAZLA KÂR İÇİN DENETİM

Kitap, Ursula Huws’un 2006-2013 arasında yazdığı makalelerden oluşuyor. Bunlar, yaşanan değişim ve dönüşümlerin teknolojik, kültürel ve siyasal boyutlarını mercek altına alıyor. Her makale, yaşananlara dair bir boyutu daha yakından sorgulamaya imkân veriyor.

Kitapta emeğe dair en önemli saptamalardan biri, meslekî kimliklerin yok olması. Bu noktada, Huws’un şu sorusu oldukça çarpıcı: “Gelecekte insanlar bize, ‘Ne iş yapıyorsunuz?’ diye sorduğunda ne cevap vereceğiz?”

Günümüzde işverenler, dijital okur-yazar, kendi kendini motive eden, iyi takım oyuncusu, sosyal becerili, istihdam edilebilir, girişimci insanlar istiyor. Bu beceriler, yeterlilikler ve yetenekler nasıl bir araya getirilirse getirilsin istikrarlı meslekî kimlikler tanımlamaz. Tek istenilen gerek duyulduğunda işe alınabilecek, gerek duyulduğunda işten atılabilecek işçi arzıdır.

Emeğe dair Huws’un yaptığı bir başka saptama ise işlerin sabit, gezgin ve bölüntülü doğasıdır. Bu süreç kimin hangi işi, nerede, ne zaman ve nasıl yaptığı ile ilgilidir.

Kentlerdeki sabit işler (lokanta, taksi, vb.) göçmen emeğine, gezgin (mobil) işler ise uluslararası siber bir işçi sınıfının oluşumuna işaret ediyor.

Bölüntülü iş ise sabit ve gezgin işlerin karmaşık bir araya gelişi olarak karşımıza çıkıyor. Evden internet üzerinden çalışan kadının işinin arasına uykudan uyanan çocuğunun girmesi gibi.

Düşünsel faaliyetin metalaşması da en çarpıcı gerçekliklerden biri olarak vurgulanıyor. Bilim ve teknoloji ile yaratıcılık piyasa koşullarında daha fazla kâr için denetleniyor ve sanat işçileri, her geçen gün, kendini büyük şirketlere ya da bürokrasilere gittikçe daha fazla yalvarır ve övünür hâlde buluyor.

Kitapta, emeğin kamu hizmetlerinin metalaşması ile içine girdiği süreç de etraflıca irdeleniyor. Kamu hizmetleri olarak devletin sunduğu hizmetler, işgücünü yeniden üretme açısından sermaye için şüphesiz işlevsel bir rol oynar.

Diğer yandan ise emekli maaşı, ücretsiz sağlık ve emeklilik hizmetleri, işsizlik ve hastalık yardımları emekçi sınıfın uzun süreli mücadelesinin kazanımlarıdır. Bu hizmetleri piyasaya açmanın ise çok geniş kapsamlı ve boyutlu etkileri vardır.

“SİBERTARYA” KAVRAMI

Emeğin sosyalleşmesinde sosyal medya, cep telefonları ve tabletlerin başat konuma gelmesiyle toplumsal yaşamların tümüyle değişmesi çok çarpıcı bir tartışma olarak yer alıyor kitapta.

Sosyalliklerin piyasa tarafından sömürgeleştirilmesi, yalnızca yeni bir kâr kaynağı olmakla kalmayıp toplumsal hayatların dokusuna hasar vererek gelecekteki dayanışmanın temellerini baltalıyor.

Değişimleri saptamadaki gücü, kaleminin kıvraklığı bir yana Huws, sona doğru şöyle bir tespit yapıyor:

“Karl Marx tarafından kullanılan ‘sınıf’, ‘meta’ ve ‘emek’ terimlerini de kapsayan en temel kavramlara yeni tanımlar bulmamız gerek gibi görünüyor.”

Yazar bu tespitiyle son dönemin en tartışmalı sürecine de katılıyor. Emek-değer teorisinin geçerliliği, üretken emek-üretken olmayan emek ayrımı, proletaryanın yerine prekaryanın önerilmesi bu alanın en sıcak tartışmaları. Huws, bu tartışmaların içine katılmakla kalmıyor, “sibertarya” diye bir kavram da öneriyor.

Kuramsal geleneklerin gücü, sahip oldukları kavramların sosyal gerçekliğini açıklamasında yatar. Kavramlar, farklı zaman ve mekânlardaki görünümlere göre değişmez, bilakis bu görünümleri açıklamak için oradadır.

Bu noktada, Huws’un Marksizmin güncelliği için samimi çabasının yönü ve içeriği tartışmaya açıktır. Bu çaba, kavramları genişletmenin yeni sosyal koşulları açıklamaya katkıda bulunarak Marksizmi zenginleştirip Marksizmi emek-değer eksenli olmayan başka bir teoriye dönüştürme arasındaki ince çizginin ne tarafında durduğuna göre dikkatle ele alınmalıdır.

Küresel Dijital Ekonomide Emek kitabına dair son sözü Huws’a verelim:

“İşte bunlar” diyor yazar, “yirmi birinci yüzyılda emeğin sermayeyle yüzleştiği yeni görünümün özelliklerinin bazıları (...) umarım bu derlemedeki denemeler bu ilişkinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmakla kalmayıp aynı zamanda emeğin bunu yönlendirme yeteneğini geliştirebilecek birtakım yollar ve farklı varış noktalarına doğru yeni rotalar gösterebilir.”

Küresel Dijital Ekonomide Emek / Ursula Huws / Çeviren: Cemre Şenesen / Yordam Kitap / 208 s.