Diskdünya! Parodinin dağlarında...

Diskdünya serisi, 40 yıl önce başladığı edebi yolculuğunu bugün hâlâ (hem de maalesef artık “kaptansız”) sürdürebiliyorsa, bunu hiç şüphesiz özgünlüğüne, üslubuna, büyük konuları basitçe anlatabilmesine ve zamanının çok ötesindeki mizah anlayışına borçlu.

23 Kasım 2020 Pazartesi, 19:31
Abone Ol google-news

Fantastik edebiyat denince akla ilk gelen şeyler genellikle aynıdır: kahramanlar, büyücüler, cadılar, elfler... Uzun, edebi yıllar boyunca kodlanmış bu unsurlar, anlatıların içinde oradan oraya savrulurlar, kendilerini ya da kendilerini kendileri yapacak macerayı arar dururlar. Sonra bulurlar, dönüşürler, belki biraz ders verirler ve nihayetinde, okurlarının “kaçışlarına” yardım ve yataklık etmiş olmanın haklı gururunu yaşarlar.

“Kaçış edebiyatı” tabiri, fantastik edebiyatla iç içedir.

Neyse ki bu tabirin kötücül anlamları artık tedavülden kalkmış gibi. Eskiden, daha ziyade olumsuz manalar yüklenen bu tanımlama şimdilerde fantastikten bilimkurguya pek çok türün tanımsal çatısını oluşturuyor bile denebilir. Ve doğru ellerde kullanılırsa harika bir şeye de dönüşebilir: Hayal gücünü yüceltir, hemen her şeyi eleştirir; üstelik, mesajını doğrudan göze sokarak vermemesini de bilir.

41 KİTABA ERİŞEN SERİ

Bu eserlerin her biri, bu görevi kendilerine has yollarla gerçekleştirir: Kimisi yarattığı dünyanın harikalarıyla, kimisi harikulade betimlemeleriyle, kimisi baştan sona alegoriyle yapar. Diskdünya, baştan sona kahkahayla yapıyor.

“Uzak, elden düşme bir boyutta, düz olsun diye tasarlanmamış bir astral düzlemde, kıvrım kıvrım yıldız sisleri dalgalandı ve aralandı...” Neredeyse 40 yıl önce başlayan ve 41 kitaba erişen fantastik Diskdünya serisinin ilk cümlesi bu.

Devasa bir uzay kaplumbağasının kabuğundaki dört filin sırtında dönen, tamamen büyüyle işleyen, tepsi kadar düz bir dünya burası. (Ama inanın, Düz Dünyacıların tüm iddialarından daha gerçekçi fizik kurallarına sahip.) Ve fantastik edebiyata dair her unsur tabii ki burada da mevcut; fakat buradakiler biraz... farklı. Klişeden fersah fersah uzaklar. Çünkü bu dünya, onlarla dalga geçmek için var.

Örneğin burada da var kudretli sihirbazlar; hem de kadim bir üniversitenin yerleşkesinde, karanlık dehlizlerde. Yalnız, harekete geçebilmeleri için önce sofradan kalkmaları gerekiyor. Ya da epik kahramanlar, tıpkı tüm diğer epik kahramanlar kadar çoklar; fakat bir türlü alt edilemedikleri ve ölmedikleri için artık 90 küsur yaşındalar ve kahramanlık sektöründe emeklilik diye bir şey olmadığından, genellikle takma dişlerini taktıktan sonra dövüşüyorlar.

MUĞLAK BİR FANTASTİK!

Cadılar da var, tabii ki var. Lâkin buradaki cadılar, klasik masal cadıları gibi ille de “saf kötü” falan değiller; aksine, türün kendilerine biçtiği bu ötekileştirici kimliğe başkaldırarak çoğunlukla en erdemli rollere bürünüyorlar ve yeri geliyor, “Kadından sihirbaz olmaz!” diyen mizojinik erkeklerin ağzının payını fallik bir asa ile veriyorlar. Yani fantastik unsurlar, Diskdünya’ya gelince biraz muğlaklaşıyor.

Sör Terry Pratchett, ki kendisi pek çok edebiyatsevere göre hakiki bir şövalyedir, 1983’te serinin ilk kitabı Büyünün Rengi’ni yazdığında aslında tek amacı biraz eğlenmekti. Kendisi söylüyor bunu. “80’li yıllarda bir sürü kötü fantezi ürünü vardı,” diyor, “kara lordlar falan etrafta gani ganiydi. Bu konuyu ele alıp biraz eğlenme zamanının geldiğini düşünmüştüm...” Fakat sonra, kitaplarının hayli beğenildiğini görüyor ve devamını yazıyor. Zamanla, bu parodileştirme işinde iyice yetkinleşiyor da. Ve salt güldürmekten öteye geçerek, Hiciv Kasrı’nın kapılarını çalıyor.

TEK CÜMLEDE POLİTİK MESAJ

Böylece seri giderek büyüyor, büyü ise yer yer işin içinden çıkıyor. Diskdünya kendisini ve amacını aşarken fantastik unsurlar ikincil planda kalmaya başlıyor. İşte tam da bu noktada devreye yeni karakterler, olaylar ve hikâyeler giriyor.

Kocaman bir dünya burası ne de olsa: Üstünde tıpkı bizim Küredünya’mızdaki gibi dağlar, ovalar, şehirler, köyler, pislik içinde mahalleler, zenginler ve fakirler, üçkâğıtçı işportacılar, türcülük kurbanı ötekiler, yargı dağıtan adaletsizler, hiç yoluna giden Niyaziler; kısacası insana dair her şey var.

Pratchett bu damarı ustalıkla yakalıyor ve kitaplar ilerledikçe objektifini geniş açıya kaydırıyor. Ama yeri geldiğinde, teleskop kullanmayı da ihmal etmiyor: Tek bir cümlede bile, ölesiye politik bir mesaj vermeyi başarıyor.

MİZAH HER ZAMAN BAŞROLDE

Fakat unutulmaması gereken mühim bir nokta var burada: Pratchett’ın edebiyatında, başrolde her zaman mizah duruyor. Öyle “büyük” aforizmalarla, iddialı felsefi çıkarımlarla veya kapsamlı toplumsal eleştirilerle falan uğraşmıyor Pratchett, zira onlarla bile dalga geçiyor. Yani hayatı fazla ciddiye almadan, hayatı son derece ciddiye alıyor.

Tuhaf aslında... Yaşamayı ve yazmayı bu kadar seven, ciddiye alan birini erkenden, hem de sözcükleri bile unutturan bir hastalık yüzünden kaybetmek, hayatı bu kadar ciddiye almamak gerektiğini de tekrar hatırlatıyor insana.

Yine de, nispeten kısa yaşamına elliden fazla kitap, onlarca ödül, yüzlerce karakter ve milyonlarca hayran sığdırmayı başaran Pratchett için “erken gitti” demek de pek içimizden gelmiyor. Ki zaten, kendisinin de dile getirdiği gibi, “yarattığı dalgalar tümüyle yok olmadan hiç kimse bu dünyadan tam anlamıyla göçmüş sayılmıyor.”

FANTASTİK EDEBİYATIN AYKIRI ŞÖVALYESİ

Herhangi bir türü yeniden tanımlamak herkesin harcı değil, ama fantastik edebiyatın aykırı şövalyesi Pratchett, bunu başardığını on yıllar önce fazlasıyla kanıtladı. O yüzden biz fani okurlarına artık yalnızca onu okumaya devam etmek ve elbette fikirlerine kulak vermek düşüyor:

“En iyi fantezi yazarları, süslü püslü hokus pokus fantezileri yazmazlar; dünyanın işleyiş kurallarını değiştirirler ve sonra bu kurallara uyarak, büyük dikkatle, mantıklı bir biçimde yazarlar. Ve artık sihirbazlar, goblinler veya büyü, kesinlikle yeterli değil. O şeyleri zaten biliyoruz.

Biz artık, sihirbazların, genetik olarak değiştirilmiş ejderhalarla nasıl başa çıktıklarını ve cücelerin, gnomlara karşı gösterilen ırkçılığı nasıl yok edeceğini bilmek istiyoruz. Ve işte, yine Chesterton’a dönüyoruz: Belki de bu dünyayı anlamanın en iyi yolu, ona başka bir dünyadan bakmaktır...”

(Terry Pratchett’ın hayatı, eserleri ve sanatsal düşüncelerinin devamı için, düzyazılarının derlendiği Klavye Sürçmesi’ne göz atabilirsiniz.)

Diskdünya Serisi : Büyünün Rengi / Terry Pratchett / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 240 s.

Diskdünya Serisi : Fantastik Işık / Terry Pratchett / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 240 s.

Diskdünya Serisi : İlginç Zamanlar / Terry Pratchett / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 412 s.

Diskdünya Serisi : Eşit Haklar / Terry Pratchett / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 248 s.

Diskdünya Serisi : Kilden Ayaklar / Terry Pratchett / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 384 s.