Doğa ve kültür saldırı altında

AKP iktidarının dünya görüşü ve eylem planı hem doğayı hem de kültürü hedef almış görünüyor. Bir yandan HES, termik santral projeleri, dahası, işsizliği ve ekonominin dibe vuruşunu gizlemenin kestirme yolu olan ‘dev inşaat’ uygulamaları, ‘doğa’nın soluk alma yollarını tıkıyor. Öte yandan da Cumhuriyetimizin 91 yıllık birikimi olan sanat kurumları ve mekânları hedef alınıyor.

11 Kasım 2014 Salı, 11:49
Abone Ol google-news

Bilirsiniz, önce ‘doğa’ vardı. Sonra, insanoğlu ‘kültür’ü oluşturdu. ‘Sanat’, tüm uygarlıklarda ‘kültür’ün bir türevi olarak çıktı ortaya. Günümüzde, Fazıl Say gibi ustaların dinletileri; orkestraların, opera, bale, tiyatro topluluklarının etkinlikleri; ressamların, yontucuların, mimarların ürünleri ‘kent kültürü’ne damga vurdu. Yaşamın en vazgeçilmez unsuru ise, Gezi serüveni boyunca anlatılmaya çalışıldığı gibi, doğa ile kültür arasındaki uyuşumdur.

AKP iktidarının dünya görüşü ve eylem planı hem doğayı hem de kültürü hedef almış görünüyor. Bir yandan HES, termik santral projeleri, dahası, işsizliği ve ekonominin dibe vuruşunu gizlemenin kestirme yolu olan ‘dev inşaat’ uygulamaları, ‘doğa’nın soluk alma yollarını tıkıyor. Öte yandan da Cumhuriyetimizin 91 yıllık birikimi olan sanat kurumları ve mekânları saldırı altında.

 

Sanatçılar kıskaçta mı?

İBBŞT’de Nisan 2012’de başlatılan operasyon, Cumhuriyet döneminde kurumlaşan sanatlara karşı, 2013 ve 2014’te de sürüyor. DOB, DT ve Devlet Senfoni Orkestraları’nı ortadan kaldıran, yerine ‘sıkıdenetim’ güdümündeki, ‘özelleştirilmiş’ sanat uygulamalarını bastıran TÜSAK (Türkiye Sanat Kurulu) yasa taslağı bir buçuk yıldır sanatçıyı da sanatseveri de huzursuz ediyor. Gezi olayına destek çıkan sanatçılar cezalandırıladursun, Ankara’nın kültür etkinliklerini 40 yıldır barındırmış olan Şinasi ve Akün sahnelerinin ihaleyle satılması da sık gündeme gelen, yoğun tepki alan bir konu. İstanbul AKM’nin ve Emek Sineması’nın yok edilmesine karşı verilen onca savaşım sonuçsuz kalıyor.

2014 yazından bu yana olaylar hızlanıyor. İrfan Şahinbaş Sahnesi’nin bulunduğu araziye özel bir şirketin birkaç kez -silahlı saldırının da söz konusu olduğu-müdahalesi sonucunda ağaçlar dozerle yere indiriliyor.

Dönem başında ise İstanbul DT’deki ‘Güneş Batarken Bile Büyük’ ve ‘Geçtim Ama Tiyatrodan’ adlı oyunların repertuvardan kalkmasının Bakanlıkça istenmesi, tam da bu aşamada asaleten ataması yapılmayan genel müdür vekili Mustafa Kurt’un istifası/istifaya zorlanması, ardından genel müdürlüğe, ‘DT geçmişi olmayan’, TÜSAK yanlısı Nejat Birecik’in ‘dışardan’ vekaleten atanması, sonra da ülke düzeyinde yönetici konumunda olan DT sanatçılarının istifaları, toplu protestolar birbirini izledi.

Sonunda, Şinasi ve Akün sahnelerinin kaşla göz arasında ‘gizli ihale’yle satılması ve aynı aşamada Ankara DT yapımı ‘Macbeth’ oyununun kasım programından çıkartılması, oyunun kaldırıldığı söylentisinin yalanlanması ve bunca olaydan sonra ‘yalanlama’nın etkisiz kalmasıyla bugüne ulaşıldı.

 

Shakespeare’den korkulur

Baskıcı bir tutumla gerçekleştirilen bu ‘geriye gidiş’ eyleminde kullanılan taktik, araya uzunca ‘geçiş’ dönemleri konup, öfkeli tepkilerin soğutulması ve Akün, Şinasi sahnelerinin satışında görüldüğü gibi, beklenmedik bir anda sonuca ulaşılıvermesidir. Sözgelimi, satılan iki sahnenin 2014-15 döneminde yine Devlet Tiyatroları’nın kullanımında olacağı belirtilmiş. Shakespeare’den korkulmadığını göstermek için de ‘Macbeth’ yerine, programa İstanbul DT yapımı ‘Hamlet’ konulmuş.

Oysa Shakespeare’den korkulur. Üstat, yazarların kelle koltukta yaşadığı bir rejimde, gözlemlediği tarihsel sürecin özünü yapıtlarına ince ince işlemiştir. Devlet ‘erk’ini elinde tutmak için binbir suç işleyen kral katili Macbeth’in yerini, Hamlet’in katil amcası Claudius alsa da, Shakespeare’in sözü değişmez: Yükselme hırsı uğruna insanlık düzenini çiğneyen, sonunda acı bedeli ödeyecektir.

En önemlisi, ‘işlenen suçun büyüklüğünün’, yapıtlarda ‘doğanın da tepkisiyle gösterilmesidir.’ ‘Kral Lear’ ve ‘Macbeth’de işlenen ‘fırtına’ motifleri, toplumsal suçların doğanın düzenini de altüst ettiğini gösterir. Shakespeare, doğa-kültür uyuşumunun önemine vurgu yapmaktadır.

 

‘Doğa’yı ve ‘kültür’ü yok etmek

Shakespeare’in 450. doğum yılında, ‘kültür’ün kentlerimizde aldığı darbeler sürerken, Soma’da termik santral yapımı için 6000 zeytin ağacı dozerler altında kaldı. Siyasal ‘erk’ ile uyuşum sağlamış şirketler ne doğayı ne de kentleri rahat bırakıyor.

Aynı aşamada, Bebek’te ve Kuzguncuk’ta iki yabandomuzu izlendi. Hayvancıklar doğal ortamları inşaat alanına dönünce kente sığınmışlardı. Kültür yapılarının ve kurumlarının yıkımı karşısında kentliler ne yapmalı?

Durum vahimdir. Bu topraklarda ‘doğa’ ve ‘kültür’ adım adım yok ediliyor. Bedeli ağır olacaktır.