Doların ateşi ekonomiyi yakacak

Analistlere göre en son 3.12’yi aşan dolar/TL’de yükseliş sürecek. Bu durum borçların ve enflasyonun artmasına, yatırımların ise durmasına yol açabilir.

29 Ekim 2016 Cumartesi, 22:05
Abone Ol google-news

Dolar kuru, son günlerde rekor üstüne rekor kırarken, bu durum ekonomiyi tepeden tırnağa etkileyecek. ABD Merkez Bankası’nın faiz artışına yaklaşmasının yanı sıra artan siyasi, ekonomik ve jeopolitik risklerin etkisiyle dolar/TL en son 3.1273 ile yeni tarihi zirvesini gördü. Uzmanlara göre kurdaki artış sürecek. Peki, bu artış sadece dövizi olanları mı etkiliyor?

Domino etkisi

Türkiye gibi dış finansmana bağımlı ülkeler için doların yükselişi, her vatandaşı yakından ilgilendiriyor. Çünkü yerel paranın değer yitirmesi ekonomide domino etkisine neden oluyor. Kur yükselince en başta maliyetler arttığı için fiyat artışları beraberinde geliyor. Türkiye’de kurun enflasyona yüzde 15 gibi geçişkenliği var. Kur yüzde 10 değer kazandığında, enflasyon 1.5 puan artıyor. Moody’s Türkiye’nin notunu düşürmesinden bu yana dolar kuru yüzde 4.6 yükseldi. Merkez Bankası son enflasyon raporunda 2017 tahminini 0.5 puan yükseltti.

Büyümeye fren

Diğer yandan kur artışı ithal girdiye bağımlılık nedeniyle ihracatta maliyet artışı demek. Sanayide 100 dolarlık ihracat için yaklaşık 70 dolarlık ara malı ithalatı gerekiyor. İhracatçı, dolardan ithal edip yüzde 49 düzeyinde Avro üzerinden ihraç ediyor. Şirketlerin döviz borcu katlanırken yatırımlar olumsuz etkileniyor. Artan fiyatlar nedeniyle tüketim yavaşlıyor. Bütün bunlar da büyümeyi sekteye uğratacak etkiler taşıyor. Özetle hükümetin yeni teşvik programlarıyla ekonomiyi canlandırma çabaları, kurdaki artış nedeniyle boşa çıkabilir. Dış ticaret dengesindeki bozulma cari açığı büyütebilir. Ayrıca TL’deki zayıflık sıcak paranın Türkiye’den kaçışını tetikleyerek cari açığın finansmanını da zora sokabilir. Büyümenin düşmesi ise işten çıkarmaları beraberinde getirebilir.

Maliyetler artacak

IşıkFX Başanalisti Gizmen Nalbantlı da şirketlerin döviz açık pozisyonunun temmuz ayı verilerine göre 201 milyar doları bulduğunu belirterek “Döviz borcu olan şirketleri zor bir süreç bekliyor. Bu şirketler iyi bir hedging yönetimi yapmadığı takdirde kur farkı gideri kaydedecekler. Bu da şirketlerin kârlılıklarını olumsuz etkileyecek. İmalata dayalı reel sektör, daha çok kalemi etkileyeceğinden dolayı kurun yükselişini daha çok hissedecek. Giren malların bedelinin dövizle ödeniyor olması ithalatı daha maliyetli hale getirecek. Ara malı ithalatına bağlı olarak girdi maliyetleri artacak ve büyümek için ham madde ithal etmek zorunda olan ihracat sanayi de bu durumdan olumsuz etkilenecek” dedi.

Yatırımlar durabilir

Nalbantlı, sektörlerde maliyetlerin artmasının zamları da beraberinde getireceğini, son dönemde büyümeye ciddi katkı yapan tüketim harcamalarının düşmesiyle de büyüme hızının yavaşlayacağını belirtti. Buna göre otomotiv sektöründe otomobil fiyatları, enerji tarafında hem üretici hem de tüketici, maliyetlerdeki artıştan olumsuz etkilenecek. İnşaatta demir çelik girdi maliyetleri artarken fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşacak. Finans sektöründe kredi maliyetlerinin artacağına dikkat çeken Nalbantlı, olası Fitch not indirimi ve Fed faiz artışları ile maliyetlerin daha da artacağını, Türk şirketlerinin borçlarını çevirememe riskinin gündeme gelebileceğini söyledi. Nalbantlı’nın verdiği bilgiye göre Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 25’inden daha fazlasına denk gelen bir reel sektör döviz açık pozisyonu bulunuyor. Bu ise şirketlerin odağını yatırım yapmak yerine borç ödeme noktasına kaydırarak yatırımların durmasına neden olabilir.

FED İZLENECEK

Piyasalar açısından önemli bir hafta. Yurtdışında 1-2 Kasım’daki Fed toplantısı, 4 Kasım’daki ABD tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri önemle izlenecek. Türkiye’de ise en önemli veri ekim ayı enflasyonu olacak. Analistlere göre küresel piyasalarda risk iştahındaki düşüş ve Türkiye’nin jeopolitik risklerindeki artış devam ederse TL’deki zayıflama sürebilir. Buna göre dolar/TL’de 3.15 ve 3.1750 seviyelerinde yeni zirveler oluşabileceği tahmin ediliyor. Tahvil faizlerinde de buna paralel olarak yükselme eğilimi sürebilir. İki yıllık tahvilin ortalama bileşik faizi yüzde 9.25’i aşabilir.