Don Kişot’un Türk hali

6 Aralık’a kadar görülebilecek sergide ‘En Kahraman Rıdvan’ın ilk taslak ve çizimlerinden son öykü sayfalarına giden yolculuğu görülebilir.

15 Kasım 2014 Cumartesi, 04:06
Abone Ol google-news

Gırgır, yarattığı “çizer takımı”, açısından “tek kare” karikatürün cenaze törenidir; bu, -Gırgır’ı da aşarak- Gırgır takımadalarında bulunmuş bütün çizerlerin benimsediği bir gerçekliktir. Daha da ileri giderek denebilir ki, Gırgır, “tek kare” karikatürü bile “çok kare” tadında çizebilme yeteneğine sahipti!
Karikatürü oluşturan özneler, pervaneler gibi daima hareket halindedir. Gırgır, -önceki mizah dergilerinin tadımlık olarak yer verdiği- “çizgi roman” türü üzerine kurmuştu kendini. Anlatılacak ne varsa, karikatürler bile “çizgi anlatı” biçimindeydi. Hem birden fazla kare ve hem de hareketli özneler, “ağır işçilik” gerektiriyordu. Bu nedenle Gırgır, ağır koşullarda çalışmış bir “çizer sınıfı” yaratmıştı.

Ferit Öngören, Gırgır’ı televizyon çağının mizahı olarak tanımlamıştı. Reklamlar, filmler, dizi filmler ve tanınmış kişiler onun vazgeçilmez öznelerini oluşturuyordu. Hareketli görüntülerin parodileri, Gırgır’ın biçimini de biçemini de belirliyordu. Türkiye’de çizgi romanın bir ucu “Karaoğlan”, diğer ucu
“Abdülcanbaz”dı. Bu iki farklı dünyaya kapanan çizgi roman, Gırgır ile birlikte başka dünyalara açıldı.

Geriye bakıp düşünüldüğünde, Gırgır takımadalarının oluşturduğu çizgi roman birikimi, önceki mizah dergilerinin kucağında oluşamazdı. Bu saptama, aynı zamanda Gırgır’ın mizah dergisinden çok
eğlence ve çizgi roman dergisi olduğunu işaretliyor. Bu bağlamda kendisinden önceki dergilerle bu doğrultuda karşılaştırma yapmak doğru değil. Ancak şu var ki, Gırgır’ın, oluşturduğu dünyada
hem “mizah”, hem “çizgi roman” vardı, daha çok da ikincisi.

Gırgır 1980’de sekiz yaşındaydı
ve seslendiği ülkesi, 12 Eylül askeri darbesiyle kan ağlıyordu. Bu karanlık sürerken Bülent Arabacıoğlu, ilk önemli deneyimlerini yaşadığı Hürriyet ve Çarşaf’tan Gırgır’a geçmişti. Bülent Arabacıoğlu, Gırgır’a geldiğinde dergide yetişmiş birçok önemli çizer vardı. Özellikle çizgi roman için çalışan Galip Tekin, Engin Ergönültaş, İlban Ertem ve Ergün Gündüz gibi -öneminihâlâ koruyan- bu dörtlünün olduğu sayfalarda Arabacıoğlu kendi dünyasını hızla kuracaktır.

Babıâli’de çok insanlı karikatürlerin birkaç ustası vardır; DGSA dekoratif bölümünün kurucusu ve Markiz Pastanesi’nin duvarlarını donatan kopya fresklerin sahibi Mazhar Nazım Resmor; Eflâtun Nuri Erkoç ve Cafer Zorlu. Resmor, açıktan açığa onun gibi; EflâtunNuri ise kişisel çizgi ve biçemiyle Albert Dubout’nun (1905-1976) tutkunudur. Cafer Zorlu ise bu büyük Fransız çizeri Dubout’nun adını bile duymamıştır; o, “Babıâli’de kalabalık karikatür çizen yok, o tarz çiz” öğüdüne uyar.

Çizgi roman, çok insan ve mizansen anlamına gelir aynı zamanda. Bu bakımdan Gırgır, zaten “çok insan”lı işleri benimsemiştir yola çıkarken. Bülent, dergiye geldiğinde yeterince kalabalık olmasına karşın, ünlü orta sayfa panoramalarıyla okurun gönlünü kazandı. Espribulucu’ların bir izlek etrafındaki esprilerini adeta bir arı kovanı gibi işleyerek hayranlık verici bir inşa oluşturdu ve Babıâli’nin -her biri kendi içinde bir karikatür olsa bile- çok insanlı karikatürler yapan son önemli çizeri olarak tarihe geçti.

Ve “En Kahraman Rıdvan” Bülent’in kâğıtlarında belirdi. Birçok çizgi roman ve çizgi film kahramanını bağrında toplayan bir “Anadolu çocuğu”, 7’den 77’ye Gırgır okurlarını daima en çok sevdiği anlatıların başında yer aldı. “Karaoğlan”, “Abdülcanbaz”, “Tarkan”, “Utanmaz Adam”, “Avanak Avni”, “Zalim Şevki ve Kelek Osman” ile “Küçümen” gibi en gözde çizgi roman kahramanlarının yanına “En Kahraman Rıdvan” yazıldı. Bülent’in yazıp çizerek yayımlama olanağı bulduğu serüven sayısı azımsanamayacak olsa bile, onun yıllar yılı çizilemiyor olmasının büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum.

Gırgır, Bülent Arabacıoğlu’yla muazzam bir genişlik ve zenginlik yakalamıştır.

Hangi ölçüde kabul görür bilmem ama Gırgır’ın, Bülent Arabacıoğlu’ndan önce ve sonra olmak üzere ikiye de ayrılabileceğini mırıldanacağım.