Dumas ile kayıp kellenin izinde

Alexandre Dumas, Tepedelenli Ali Paşa kitabında sadece Ali Paşa’nın gaddarlıklarını, politik manevralarını, sapkın zevklerini gözler önüne sermekle kalmaz, aynı zamanda Osmanlı yönetiminin dize getiremediği bir coğrafyanın “eşkıya” tipolojisi hakkında ilginç portreler sunar.

26 Ekim 2020 Pazartesi, 00:15
Abone Ol google-news

DUMAS’TAN ‘TEPEDELENLİ ALİ PAŞA’

Osmanlı’nın son dönemine üstünkörü bir bakış attığımızda dahi, ülkede ciddi ekonomik, siyasi ve idari çözülmelerin olduğunu görmekte güçlük çekmeyiz. Bu çözülmelerin Osmanlı’ya faturası hayli ağırdır. Bilançoya göz attığımızda ise, yerel idareler sürekli güç kazanırken merkezi otoritenin durmadan irtifa kaybettiğini görürüz. Gözlerimizi Balkanlar’a çevirdiğimizde, Tepedelen’de doğan ve çeşitli badireler atlattıktan sonra, bugünkü Arnavutluk ve Mora da dahil Yunanistan’ın birçok bölgesinin yönetimini ele geçirmeyi başaran Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın hikâyesine göz atmak heyecan verici olacaktır.

Ali Paşa’nın eşkıyalıktan tiranlığa, tiranlıktan isyancı konumuna geçişkenlik gösteren hayat hikâyesini ve hayatının belli başlı kırılma noktalarını Alexandre Dumas’nın kaleme aldığı tarihsel roman üzerinden takip ettiğimizde, Machiavelli’nin Prens adlı eserinde adından sıkça söz ettiği muhteris ve acımasız lider Cesare Borgia’nın kişiliğiyle örtüşen bir imgeyle karşılaşırız.

Bunun nedenini, Ali Paşa’nın tıpkı Borgia gibi kendi çıkarları doğrultusunda korkusuzca hareket eden biri olmasında ve gerek merkezi otoritenin gerekse de yönetimi altındaki halkın gözünde kendini her koşulda meşrulaştırabilme becerisinde aramak gerekir.

Bu öyle bir beceridir ki, insanın kanını donduran, hunharca işlenmiş bir cinayet bile bu muazzam irade terbiyecisinin ellerinde bir anda nefsi müdafaaya dönüşüverir. Bu yüzden Dumas’nın gözünde Ali Paşa, Cesare Borgia’nın Balkanlar’daki karanlık gölgesi gibidir. Buna bir de Sade’cı zevkler eklenince, okurun iştahını kabartan popüler bir roman kahramanı ortaya çıkar.

Dumas’nın başarısı ise, basmakalıp içinde, tarihsel olanı beklenmedik bir durulukla yakalamamızı sağlayacak ayrıntılarla olayları ve kişileri işlemesinde yatar.

Dumas’nın çizdiği Ali Paşa portresi öylesine radikaldir ki, hem ailesine hem tebaasına hem de düşmanı olan Yunan dağlılarına ancak kendi çıkarlarına ters düşmedikleri takdirde yaşam hakkı tanır. Aksi halde, Ali Paşa onları ortadan kaldırmakta hiçbir beis görmez. Kendi hâkimiyeti ve kendi arzuları bütün değerlerin ve hâkimiyetlerin üzerindedir.

Kendi bulunduğu coğrafyanın mutlak hâkimi olma arzusunu her şeyin üstünde tutan Ali Paşa, İngiliz ve Fransız delegelerle yaptığı yazışmalar ve görüşmelerde dahi, Osmanlı Devleti’nin temsilcisi gibi davranmaktan çok uzaktır.

Buna rağmen uzun süre hem merkezi yönetimi idare etmeyi hem de güçlü devletlerle kendi çıkarlarına uygun gizli ya da açık anlaşmalar yapmayı sürdürmüştür. Ta ki tatmin olmaz kişiliği onu bir isyancı konumuna sürükleyene kadar.

Sürekli yeni bölgelere hâkim olma arzusuna II. Mahmud engel olunca Ali Paşa isyan bayrağını çeker ve tam bir yıl merkezi hükümetin ordularına karşı direnir. Sonunda teslim olmayı kabul eder. Ve böylelikle Ali Paşa ve onun entrikalarla dolu otuz beş yıllık saltanatı tarihin tozlu sayfalarına karışır.

Tepedelenli Ali Paşa / Alexandre Dumas / Çeviren: Didem Tuna / Kırmızı Kedi Yayınevi / 230 s. / 2020.