Dünya bildiğiniz gibi...

Bazı sabahlar diğerlerine göre daha güzeldir. Hissedersiniz... Ilık bir yaz güneşi aralık perdenin arasından yüzünüze düşer, taze kahvenin buram buram kokusu dolar odanıza, açık kalan pencereden sızan okyanus esintisi değer kirpiklerinize ya da altın rengi bir güneş sıvazlar sırtınızı. İyimserlik ele geçirir ruhunuzu.

17 Ocak 2021 Pazar, 17:11
Abone Ol google-news

Kasvetli dünya gündeminden, yaşadığınız ülkenin sorunlarından veya kişisel sıkıntılarınızdan kısacık süreliğine de olsa mola verirsiniz. Artık mutasyona uğrayıp daha bulaşıcı hale geldiği iddia edilen Güney Afrika’daki koronavirüs (Covid 501.V2, asteroid ismi gibi!), kış başlamadan salgında ikinci dalganın görülmeye başlanması, bulunan aşıların mutasyona karşı etkinliğinin tartışılır olması, gelişmeyi takiben önlem olarak ülkeye yapılan uluslararası uçuşların belirsiz süreliğine askıya alınması, üçüncü seviye karantina tedbirlerinde plajların kullanımının kısıtlanması ve okyanusta yapılan bireysel su sporlarının tamamen yasaklanması hatta Langebaan lagünunda yasağı delen uçurtma sörfçülerinin orantısız polis gücü ile sudan çıkarıldığı trajikomik görüntüler bile canınızı sıkmaya yetmez.

Fata Morgana...

Tüm bu gelişmelere rağmen müjdeli haber bekler gibi bir ruh hali içindeyim ben de sabah saatinde. Mavi bulutsuz gökyüzü altında tanıdık Eden Cafe’ye doğru ilerliyorum. Günün ilk kahvesini yudumlarken olağanüstü bir durum çarpmıyor gözüme. Ancak mevcut her hava koşulu altında gördüğüme bahse girebileceğim alışılageldik Robben Adası manzarasında ilk bakışta tanımlayamadığım bir farklılık var. Dikkat kesiliyorum. Gözlerine inanamamak böyle olsa gerek! Ufukta uzanan manzarada adanın boyutu sanki iki kat büyümüş, Masa Dağı’na bakan tarafındaki deniz feneri ters dönmüş, yatay eski hapishane binalarının çarpık ve dik görüntüsü ile adanın ayakları adeta yerden kesilmiş. Yıldız Savaşları film serisinin meşhur açılış sahnesinde fezada akan yazıdaki, “Uzun zaman önce çok çok uzak bir galakside...” diye başlayan hikâyeden bir sahnenin içindeyim sanki! Galaktik Cumhuriyet’ten seyre çıkmış bir uzay gemisi deniz yüzeyinin hemen üstünde asılı durmuş; sanırsın Cape Town uzaylı istilasına uğramış. Az sonra iyi Jedi’lar ile karanlık Sithler’in mücadelesi başlayacak. Tanık olduğum bu olağanüstü doğa olayını damarlarında kan yerine deniz suyu aktığına inandığım kâşif arkadaşım Hans’a soruyorum.  Genellikle Kutup bölgelerine yakın yerlerde, nadir olarak da okyanus, göl ve çöl yüzeyinde de görülen bu olağanüstü atmosferik fenomene “Fata Morgana” adı verildiğini öğreniyorum. Deniz yüzeyinin üstündeki hava kütlesinin normalden soğuk olması, daha yüksekte olan sıcak havadan geçen ışığın kırılmasına ve cisimleri uçuyor gibi görmemize neden olurmuş. Ender tanık olunan bir tür serap. “Fata Morgana” İtalyanca bir tabir. Fata kelimesi İtalyanca’da “kader”, morgana ise “optik ilüzyon” demek. Rivayet olur ki, Kral Arthur zamanında, büyücü Morgan Le Fay, Messina Boğazı’nda Fata Morgana’nın neden olduğu gemilerin görüntülerinin bozulmasından, perili olduğu sanılan şatoların havada uçmasından ve cadılık yetenekleriyle kara yanılması yaratarak gemicileri tuzağa düşürmekten sorumlu tutulmuş. Demek ki günün müjdesi olağanüstü doğal fenomene tanık olmakmış. 19. yüzyılda Kuzey ve Güney kutbu civarında keşfe çıkan maceraperestler seyir defterlerine daha sonra varlığı kanıtlanamayan geniş arazileri keşfettiğini sanıp, çok sayıda Fata Morgana vakası not etmişler. UFO gördüğünü sanan kimi gözlemcilerin de bu optik fenomene tanık oldukları konusunda şüpheler bulunuyor.

Ming Ming ışıkları

Avustralya’da bazı bölgelerde Aborjin halkının ve ülke folklorunun bir parçası haline gelen Ming Ming ışıklarının, Fata Morgana’nın bambaşka bir formu olduğu iddia ediliyor. Bu ışıklar bazen insanları takip eder, yaklaşır, kaybolur sonra tekrar ortaya çıkarmış...

Bir gün önce ulaşılması imkânsız bir düşler ülkesi gibi algıladığım Robben Adası’na dair fantastik düşüncelerimin ve fütüristik kurgumun yerini ertesi gün realite alıyor. Nelson Mandela’nın 27 sene süren tutukluluk döneminin 17 senesini geçirdiği ve diğer politik tutuklularla birlikte kireç taşı ocaklarında çalıştırıldığı ada, 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildi. Apartheid rejimine karşı halkının onurunu ve topraklarını savunan, ömrünü eşitsizlik, yoksulluk, Afrika’nın çatışmalı bölgelerine barışı getirmeye adayan Mandela; maruz kaldığı şiddete rağmen kin, intikam ve kırgınlık taşımadı. 1993’te Nobel Barış Ödülü’nü alan Mandela, ABD Başkanlığı Özgürlük Madalyası’na da layık görüldü. İlginçtir! Dünya kamuoyundan gördüğü tüm takdire rağmen Mandela, 2008 yılına kadar ABD’nin “tehlikeli teröristler” listesinde tutulmaya devam edildi. 1994’te tüm halkın ilk defa katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilen Afrika’nın saygın ismi, yaklaşık 60 sene boyunca yer aldığı listeden ölmeden sadece beş yıl önce, 90 yaşında çıkarıldı. Dünya bildiğiniz gibi... Çoğu zaman gerçek ile algı yer değiştirir. Doğrular çarpıtılır, demokrasinin içi boşaltılır, çıkara göre politik manzara değiştirilir hızlıca. Her tür Fata Morgana yaşanır, yaşatılır siyaset arenasında!

[email protected]