Dünyadan kendinizi soyutlayamazsınız!

Sevgili okuyucular, Her şey her şey’e bağlıdır. Çağımızın en kökten değişikliği bu olacaktır. Dünya o olgunluğa ulaştı mı? Bilmiyorum. İnsan aklı evrensel bütünün hakkından kategoriler, karşıtlıklar, kavramlar icat ederek yani onu sınıflandırarak gelmeye çalışır.

23 Ocak 2015 Cuma, 16:09
Abone Ol google-news

Tasavvuf erbabının Allahın bütünlüğünün doğasını anlamadıkları gibi, insanlar bu karmaşıklıkla başa çıkamaz, ve bu sonsuz ilişkiler ağında kaybolurlar. Bu güne öyle geldik. Kendi kategorilerini gerçek yerine koyarak, insanlar, al takke ver külah yaşamaya çalıştılar. Fakat insanların büyük çoğunluğu, dünyaya idare ettiklerini sananlar da dahil, bu karmaşanın doğasını hiç anlamadılar. Kendi kategorilerini tanımladılar ve ona göre yaşadılar.

Bu çerçeveler içinde tarih oluştu. Onun için toplumlar kafalarını bir o duvara, bir öbür duvara vuruyorlar. Bu durumun uygarlıkla ilişkisi yok. Günlük yaşamın bilinen standartlarının değiştirdiğinin farkına ancak başınıza bir şey geldiği zaman anlıyorsunuz. Bu da sandığımız kadar akıllı olmadığımızı kanıtlıyor.

HERKES HAKLI, HERKES HAKSIZ

Orduların, teröristlerin hiç acımadan insan öldürdüklerini yeni öğrenmiyorum. İkinci Dünya Savaşını lise ve üniversitede yaşadım. 20 yüzyıl tarihi benim yaşadığım tarih. Afganistan, Taliban, El Kaide, İrak, Suriye, IŞID, Filistin, Gazze, Yemen, Sudan Somali, Libya, Mali, Nijerya, Boko Haram vb. Nazi ve Komünist cinayetleri, Hiroşima, New York çift kuleleri, kamikazeler, canlı bombalar, şimdi de Paris, milyonlarca ölen, milyonlarca öldürülen. Bu olayların sayısı ve zamanı yok. Hiçbiri diğerinden farklı değil. İnsan insanı şu ya da bu nedenle isteyerek, bilerek, diş gıcırdatarak öldürüyor. Hepimiz bunu yapamayız. Ama büyük bir çoğunluğumuz, bilinçli, örgütlü hatta övünerek yapmışız, yapıyoruz.

Bunlar uygarlık gösterisi değildir. Bu bağlamda Doğu Batı farkı da yok. Herkes haksız, herkes haklı. İlk insan toplumlarına kadar yılan hikâyesi gibi uzanan bu hikâyeyi unutup ‘Ben de Charlie’yim’in tavrı doğru da olsa o gürültüyü Batı, Paris’te kopardığı için etkili. Bizim başbakan bile orada. Hele Merkel ve Alman bakanların Türk bayrağı ile fotoları. Sarkozi Libya’yı bombalıyor. Hollande Mali’de. Bundan daha fazla kafa karıştırıcı ne olabilir?

Ama insanların çoğunluğu bunların aynı şeyin bin bir yüzünden biri olduğunun farkında değil. Üst uygarlığı temsil eden Batı kendine göre kavramlar yaratmış. Bazıları kendine ait olmayabilir. Ama o benimsemişse Batı uygarlığı oluyor. Savaşta milyonlar ölebilir. Öldürenler vatan için savaşıyorlarsa kahraman. Ne kadar çok öldürürse o kadar kahraman. Gary Cooper’in bir filmini anımsıyorum. Eğer bir çete sadece on kişi öldürüyorsa o zaman terörist.

Ben de politik mizah yapmak istesem ‘eğer bunları yapanlar kafayı yememişlerse ben de Kanuni Sultan Süleyman’ım,’ diyebilirim. Bu cinayetleri düşününce aklıma nedense Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ romanı geldi. Sonra düşündüm ve Umberto Eco’nun romanını anımsadım ve filmini yeniden seyrettim. Kuzey İtalya’da Ortaçağ’da bir manastırda rahip cinayetleri. Boyunlarında haçlar.

KAN İÇİCİ YARATIK

Sevgili Okuyucular,

İnsanoğlu, her vesile ile kendi cinsinden olmayanı öldürüp yiyen hayvanlardan çok daha kan içici bir yaratıktır. Bunu sürdürüyor. Yani Aristo’nun dediği gibi, doğasına uygun hareket etmeğe devam ediyor. Çünkü aklı var. Aslan yer ama, işkence yapmaz. Örneğin aslan aslanın gözünü parmağını sokup çıkarmaz. İnsan genelde insan yemese de, kolunu keser, onu yakar. Çünkü aklı var. Güneş sistemini keşfediyor ama, bir bomba ile 100 000 kişiyi öldürmeyi de keşfediyor.

Peki uygarlık bunu engelledi mi? Hayır! Asya’da var, Afrika’da var. Amerika’da var. Avrupa’da var. Cinayet ilkel toplumlarda ne kadar törensel ise, uygar toplumlarda da öyle değil mi? İnsanlığı özel parantezlere alarak mı uygara dönüştürüyoruz?

Son günlerde Cezayir kökenli iki Fransız’ın korkunç resimlerini yayımladılar. İki terörist, kimi Müslümanlar için ise iki kahraman, resimleri çok rating yapıyor. Televizyonlar, gazeteler kâr ediyorlar. Cinayet olayına rating olarak bakarsanız, vahşi bir sokak savaşı çok rating, her gece televizyonda birbirini insafsızca öldüren Amerikalı haydut ya da polis çok rating. Kenya kurtuluş savaşında İngiliz askerleri ile Kiu Kiu çok rating. İki milyon kişilik ‘Je suis Mme le Pen’, çok rating, ama İslam düşmanlığı da çok rating.

Herhalde kapitalist TV’ler hiç bu kadar para kazanmadılar. Aptal insanlar bu rating için öldüklerini biliyorlar mı acaba?

DİNİ PARAMETRELER

Önemli bir yazar “Biz İslam’a değil, teröre karşı tepki duyuyoruz” demiş. Buna Avrupa’da herkes için kimisi için inanabiliriz miyiz? İslamcı terörün temelinde büyük devletlerle boy ölçüşemeyen ve idarecileri satın alınabilen cahil Müslümanların şiddete başvurmaları var. Bunu sözde dini parametrelere oturtuyorlar.

Birtakım çaresiz adamlar şiddet gösterisini güç gösterisi olarak görebilirler. Hele bu para ve şöhreti de birlikte getirirse bu alevlenmelerin bir buçuk milyarlık fakir ve ezilmiş İslam dünyasında ortaya çıkmaması olanaksız. Güçlü devletler bunu yasal olarak çok daha örgütlü ve öldürücü olarak yapıyorlar. Teröristler Fransız da olabilir, Afganlı da fakat hepsi fakir Müslüman.

Bunun sonucunun 15 Fransız’a ve birkaç yüz Amerikalıya karşı birkaç milyon Müslüman olduğunu da anlamamış görünüyorlar. Bu kafa karışıklığı. Onlara silah satan büyük teröristlerin de dünyayı anladıkları söylenemez. Belki onlardan daha az adam ölüyor ama, onların toplumları da terörize oluyor.

Peki bundan kim kazanıyor? Hiç zarar etmeyen bir grup var: Silah satanlar! Ne var ki burada psikolojik dengesi, ekonomik dengesi bozulan milyonlar, sokaklarda ne yapacağını bilmeden dolaşan milyonlar var.

Terörü şu ya da bu grupla eşdeşleştirmek, niyet ne olursa olsun, doğru seçilmemiş bir amaçtır. İnsanın hayvan jesti olarak yaptığı her şeyi her yerde lanetlemek gerekir.

Artık tarihi başka perspektiflerde incelemek gerek. Din terörü, silah terörü, emperyalist terör, İslam terörü, polis terörü, otoriter terör sonunda hepsi insanın hayvansal içgüdülerini kendi cinsi üzerinde denemesi demek! Bu gün bunun bir aracı var. Silah. Bu olmasa terör yine olabilir. Ama boyutu otomobil terörü kadar dehşetli olmaz.

İnsanlığın 2015’e kadarki tarihi, İlk çağ – uygarlık- ve yine ilk çağ olarak tamamlandı. Çember kapandı. Belki şimdi iklimsel değişmenin tetiklediği doğa terörüyle bu aşama bir kıyametle sonlanır. Silahsız, yani sömürü aracı sınırlanmış bir dünya. Hayal, akıl, insancıl irade ve gelişmiş toplum. Bu da yine Batı’da. Eğer olmuyorsa Batı toplumlarının sorumluluğudur.

İnsanın dünya üzerindeki hikâyesi ‘rating, rating – “ra ra re, ra ra re! diye bitmemeli!

Bu olaylara, Aristo’nun “Nikomakos Etiği’ kitabındaki gibi bakarsanız umut yok; Bir din fanatiği olarak bakarsanız çıkış yok; bir milliyetçi olarak bakarsanız çıkış yok.

Nasıl bakalım?