Edebiyat tarihinin klasikleşmiş kadınları

Can Yayınları, Klasik Kadınlar dizisi adında yeni bir klasik dizisine başladı. Dizinin okurla buluşan ilk sekiz kitabı şöyle: Ann Radcliffe (Sicilya’da Bir Aşk Hikâyesi), Mary Shelley (Son İnsan), Emily Brontë (Uğultulu Tepeler), Jane Austen (Aşk ve Gurur), Daniel Defoe (Moll Flanders), Honoréde Balzac (Eugénie Grandet), Gustave Flaubert (Madam Bovary), Charlotte Brontë (Jane Eyre).

05 Mayıs 2021 Çarşamba, 00:01
Abone Ol google-news

ZAMANININ ÖTESİNDE YAPITLAR

Can Yayınları yeni başladığı Klasik Kadınlar dizisinin ilk sekiz kitabını okurlarla buluşturdu. Dizinin editörü Ayça Sezen, Klasik Kadınlar’ı şöyle anlatıyor:

“Diziye Klasik Kadınlar adı vermemizin nedeni hem kadın ve erkek yazarların yarattığı ve edebiyat tarihinde klasikleşmiş, kült olmuş kadın karakterlerin öykülerinin anlatılması, hem de eserleri klasik ya da kült olmuş kadın yazarların eserlerinin bulunması. Bu eserler zamanlarının ötesinde, kadına toplumun genelinin sahip olduğunun dışında, yeni, farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor.”

Italo Calvino, “Klasikleri Neden Okumalıyız?” başlıklı yazısında klasikleşmiş eserlerin farklı tanımlarını yaparken önemli bir noktaya değinir: Calvino’ya göre “Klasikler insanların hiçbir zaman ‘okuyorum’ demedikleri, genellikle ‘yeniden okuyorum’ dedikleri kitaplardır.”

Buradaki yeniden okuma ifadesi ünlü bir kitabı okumamış olmayı kabullenmekten doğan utancı barındırır, der Calvino: “Klasikleri okumuş olmak öyle değerli bir deneyimdir ki onları okumuş ve sevmiş olanlar için okuma fırsatını saklı tutarak zengin bir deneyim olarak beklerler.”

Calvino’nun klasikler için yaptığı bir diğer tanım ise şöyledir:

“Klasikler hem imgelemimize unutulmaz bir biçimde yerleşerek, hem de belleğimizin kıvrımları arasına bireysel ya da ortaklaşa bilinç dışı kılığında gizlenerek, belirli bir etki yaratan kitaplardır.”

Ben bu tanımdaki ortaklaşa bilinçdışı ifadesini çok önemsiyorum. Bu noktadan baktığımızda aslında klasik eserlerin sanatın her dalında ortak imgelemimizde iz bıraktığını söylemek mümkün. Bu noktadan Jung’un arketip bilinçdışı kavramına kadar uzanabiliriz belki de.

HER YENİ OKUMA TARİHSELDİR!

Klasikler, ortak bilinçaltımızda organik katmanlar oluştururlar. Böylece insanlığın varoluş yolculuğunun tarihselliğini etkileyecek yeni katmanlar yaratırlar. Klasikler, kuşaktan kuşağa aktarılırken kalıplaşmış bir miras olarak aktarılmazlar. Her yeni okuma, çağcıl bir bakış açısı eşliğinde ‘yapısöküm’ anlayışıyla eserin yeniden inşasını barındırdığı için tarihseldir.

Klasiklerle olan bağımız, değişip dönüşürken hem tarihsel olanı hem de çağcıl olanı bambaşka açılardan yorumlayabilmemizi sağlar. Aslında her sanat dalı için geçerli olan bu durum edebiyat açısından da son derece önemlidir. Klasiklerin yeniden yorumlanması, tarihsel ve sosyolojik açıdan ne kadar önemliyse feminist kuramlar açısından da o derece önemlidir.

KADININ EDEBİYATTAKİ YOLCULUĞU

Klasik Kadınlar dizisinin bu anlayışla hazırlandığını, böylece kadının edebiyattaki yolculuğunun altının çizilmek istendiğini görüyoruz. Dizinin bu şekilde adlandırılması konusunda bazı eleştiriler getirilebilir.

Kendi adıma bu tür çalışmaları pozitif ayrımcılık olarak değerlendirmek eğilimindeyim. Kadının olgusal olarak edebiyattaki varoluşu, yalnızca kadın yazarların eserlerini değil, erkek yazarlar tarafından yazılmış ve klasikleşmiş kadın kahramanları da kapsar.

Diziyi okumaya Charlotte Brontë’nin Jane Eyre’sinden başladım. Bronte kardeşler edebiyat tarihinin en ilgi çeken kadın kahramanlarından olsa gerek. O dönemin İngiltere’sinde kadınların kitap çıkarması pek mümkün olmadığı için bir erkek adıyla yayımladıkları kitapların içinde Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler çok büyük bir ilgiyle karşılanır.

Belki de bu durum klasiklerin yayımlandıkları dönemde gördükleri ilgi açısından da düşünülmeye değer ayrıntılar barındırıyor. Jane Eyre’ın hem çağının okurunda karşılık bulması hem de yazıldığı dönemin ve dilin sınırlarını aşarak yeni kuşaklarda ve bambaşka coğrafyalarda karşılık bulması klasiklerin imgelemimizdeki etkilerinin çok güzel bir örneği.

Tekrar okurken şunu anladım ki, klasikleri çok erken yaşlarda okumuş olmak onlarla kurduğumuz bağın tutarsız olmasına da neden oluyor. Yeniden okudukça anladım ki bendeki Jane Eyre gerçekten yeniden yorumlanması gereken, özen gösterilmeden kalıplaşmış yargılarla dolu bir Jane Eyre’ymiş.

Dizinin dikkat çeken yazarlarından bir diğeri de Mary Shelley. Yazarın 1826’da yayımlanan Son İnsan isimli romanı, apokaliptik roman türünün ilk modern örneği sayılır.

1818’de gördüğü bir rüyadan yola çıkarak yazdığı söylenen Frankenstein ya da Modern Prometheus yayımlandığında Shelley, bu romanının yayımlanmasını “çocukluktan yetişkinliğe attığım ilk adım” şeklinde yorumlar.

Kadın yazarların edebiyatın bilimkurgu türünde eserler vermesi belki de edebiyatın çocukluktan yetişkinliğe doğru attığı adımlar olarak nitelendirilmelidir. Yazdıkları kadar yaşamıyla da bize ışık tutmaya devam eden öncü yazarlardan biri olan Mary Shelley’in bu dizide yer alması onu ‘yeniden okumak’ için çok güzel bir fırsat.

SOSYAL NORMLARA İRONİK BİR AYNA!

Jane Austen’ın Aşk ve Gurur’u da sinemadan ve önceki okumalarımızdan oldukça tanıdık olması nedeniyle yeni bir bilinçle okunmayı hak eden klasiklerden.

Bilindiği gibi yazıldığı yıllarda İngiliz edebiyatı gotik temaların istilası altındaydı. İzbe şatolar, ürkütücü sahneler, mezarlıklar ve kuytu ormanlarla gerilim unsurlarının ağır bastığı romanlar içinde tarih sahnesinde yerini almaya başlayan burjuva sınıfının ahlaki endişelerine ve kadın erkek ilişkilerini belirleyen sosyal normlara, ironik bir ayna tutan Jane Austen cesaretiyle hepimize ilham vermeye devam ediyor.

Honoréde Balzac, Gustave Flaubert ve Daniel Defoe gibi yazarların seride yer alan kitapları birbirinden farklı kadınların dünyalarına dokunabileceğimiz romanlar olarak dikkat çekiyor.

Hepsine ayrı ayrı değinmek bu yazının sınırlarını aştığı için kısaca yeniden okundukça kendi yolculuğumuza da yeni anlamlar katabileceğimiz bu romanlar, bir arada çok cazip bir okuma deneyimi vaat ediyor, diyebilirim.

Klasik Kadınlar, benim ‘yeniden’ okumalarıma güzel bir fırsat oldu. Umarım hak ettiği ilgiyi görür. Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler…