En kara gece: 15 Temmuz- Gizlenen raporda din istismarı vurgusu

12 Temmuz 2017’de dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sunulan ancak Meclis’te okunmayan Darbe Raporu’nda yer alan tespitlerle bugün yapılan hataların aynı olduğu görülüyor.

15 Temmuz 2021 Perşembe, 02:00
En kara gece: 15 Temmuz- Gizlenen raporda din istismarı vurgusu
Abone Ol google-news

Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’da kalkıştığı darbe girişiminin ardından 5 yıl geçti. Siyasi iktidar FETÖ tehlikesinin geçmediğini belirterek, yürürlükteki OHAL yasalarını uzatmaya çalışıyor. FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için muhalefetin de destek vererek hazırladığı FETÖ raporu ise halen ortada duruyor. Komisyon Başkanı Reşat Petek tarafından 12 Temmuz 2017’de dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sunulan ancak Meclis’te okunmayan Darbe Raporu’nda yer alan tespitlerle bugün yapılan hataların aynı olduğu görülüyor. Muhalefet şerhleri ile birlikte yaklaşık bin 400 sayfayı bulan raporda FETÖ’nün bu zamana kadar nasıl geldiğinden, siyasi iktidarların temel zafiyetlerine kadar birçok başlıkta bilgi yer verilirken, siyasi ayak olarak muhalefetin suçlanması ise dikkat çekiyor. TBMM’ye gelen ancak iktidar kanadının engellemeleri sonucu okunmayan raporda dikkat çeken bazı bölümler şöyle:  

‘GİZLİ HEDEFLERİ İFŞA DÖNEMİ’ 

Raporda örgütün geçmişte dini bir yapı olarak görüldüğüne dikkat çekilirken, siyasi iktidarla kavganın başladığı 2010’lu yıllar “Gizli Hedefleri İfşa Dönemi” olarak nitelendiriliyor. Örgütün siyasi iktidarı hedef aldığına dikkat çekilen raporda bu dönem, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve onun şahsında AKP hükümetine karşı başlattığı gizli mücadele olarak nitelendiriliyor. 7 Şubat 2012 tarihli MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması hadisesi örgütün niyetinin ifşası olarak kabul edilirken, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunun örgütün gerçek yüzünü ortaya koyduğu ifade ediliyor. Raporda, örgüte adam kazandırmada kilit rol oynadığı ifade edilen dershanelerin kapatılmasından geri dönüş olmaması üzerine, örgütün iktidara kendi medyası üzerinden sopa göstermeye çalıştığı, operasyon için düğmeye basıldığı kaydediliyor. Siyasi iktidar 2010’lu yıllarda kendisine yönelik tehdidin ardından Fethullah grubunu örgüt olarak nitelerken, raporda Balyoz ve Ergenekon gibi kumpas davalarında iktidarın birlikte hareket ettiği örgütün hâkim ve savcılarına siyasetin içinde kimlerin yol verdiğine dair açıklama bulunmuyor. 

BEŞ TEMEL ZAFİYET 

Hazırlanan raporda, 15 Temmuz darbe girişimine gelinceye kadar tehdidin önlenememesi, devletin en kritik kurumlarına nasıl bu kadar büyük oranda sızıldığı ve fark edilmediği ile darbe girişiminin neden önceden haber alınamadığı gibi sorulara yanıt aranırken, temel bazı zafiyet alanlarının ortaya çıktığına vurgu yapılıyor. Örgütün oluşturduğu tehdide bakıldığında 5 temel zafiyet ya da soruna dikkat çekilirken, yine siyasi ayağa ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmuyor. FETÖ’nün örgütlenmesi ve din istismarına işaret edilirken, 4-6 yaş din eğitiminden Kuran kurslarına, imam-hatip liselerinden ilahiyatlara, diyanet eğitim merkezlerinden Yüksek dini ihtisas merkezlerine varıncaya kadar birçok din eğitim kurumunda yaşanan çeşitli problemlerin giderilmesinin aciliyet olduğu söyleniyor. Günümüzde FETÖ’den boşalan kadrolara ‘cüppeli amiral’ örneğinde olduğu gibi yine farklı cemaat ve tarikatlara mensup kişilerin getirilmesi, denetimsiz Kuran kurslarında dini istismarın sürmesi ve liyakatsiz kadroların devlete yerleştirilmesi hazırlanan raporla çelişen başlıklar arasında yer alıyor. 

SÖYLEDİK AMA DİNLETEMEDİK

Darbe girişiminin ardından kurulan komisyona çağrılan eski Genelkurmay başkanları, emniyet müdürleri ve siyasiler örgüte ve darbe girişimine ilişkin bilgi verdi.

Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala: Örgüt 1980’lerden itibaren devletin önemsediği kademelerine sızmaya başladı. 17-25 Aralık’tan sonra başlatılan soruşturmalar sonucu örgüt mensuplarının emniyetin operasyonel birimlerinde, istihbaratında, emniyet müdürleri seviyesinde yüzde 90’ların üzerinde bir oranda olduğu görüldü. 

Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan: Daha önceki yıllarda siyasi değil, gizlice devletin ilgili kurumlarına sızmaya çalışan bu örgüt, rahmetli Turgut Özal zamanında artık resmen açık bir şekilde devlet kadrolarına yerleşmeye başladı... 1987 yılında özel sınıf uygulaması başlatıldı. Yüzde 80’i Fethullahçı kadroların Emniyete ve amir statüsünde yerleşmesi bu uygulamayla oldu. Bizim Emniyet Teşkilatında en fazla, İdris Naim Şahin döneminde emniyet müdürlüklerinin yüzde 80’i, istihbarat ve KOM dairelerinin hemen hemen tamamı bu örgütün kontrolüne girdi.

Eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar: Ben Emniyet Genel Müdürü olarak 2011 yılının sanırım temmuz ayında atandım. Ben göreve başlarken sayın bakanımızla bunları çok açık konuştum. Sayın bakana açıkça arz ettim çünkü kendisini de önceden tanıyordum. Ama maalesef atamalarda, mesela, ben göreve geldiğimde belki 81 müdürün 65-70’i FETÖ’cüydü, ben göreve geldikten sonra atamalarla bu sayı 75’e çıktı.

Eski Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın komisyona 30 Mayıs 2017 tarihinde gönderdiği yazılı beyan: Devletimizin bir süredir FETÖ/PDY ile yürüttüğü mücadele bizim de kurumsal olarak azami dikkat ve hassasiyetle içinde yer aldığımız bir mücadeledir. FETÖ/PDY’nin tarafımızdan fark edilmemesi söz konusu değildir ve hatta en üst seviyede risk olarak tanımlanmıştır. Ayrıca yakın geçmişe kadar bu yapılanma (FETÖ) ve dini motifli hareketin tüm kamuoyunca malum olduğu bir gerçektir. Bu yapılanmanın devletin sivil, asker ve polis tüm kurumlarına uzunca süredir yavaş ve sistematik bir şekilde kendisini gizlemek suretiyle sızarak, işi bir darbe ile seçilmiş hükümeti devirmeye, TSK’yi ve Türkiye’yi kontrol altına alma noktasına getirmeye cüret etmesi, devletin diğer kurumları da dahil pek çok kimsenin beklemediği bir durumdu. Ancak, yakın geçmişte yaşanan gelişmelerin (07 Şubat, MİT tırları ve 17-25 Aralık vb.) böyle bir hainliğin varlığının somut şekilde ortaya çıkmasını sağlamasıyla birlikte, tedbir ve çalışmalarımız tereddütsüz olarak alınmış ve uygulanmış ve TSK’nin kendi içerisindeki hainleri temizleme gayretleri en üst seviyeye çıkarılmıştır. 

‘HÜKÜMET BİR ŞEY YAPMADI’

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök: 2002 yılında Genelkurmay Başkanlığına atandım. 2004 Ağustos ayındaki Milli Güvenlik Kurulu’nda silahlı kuvvetler komuta katı olarak bunun bir örgüt olduğunu, çok büyük bir imkân ve kabiliyete sahip olduğunu dile getirip “Bir icra planı yapılsın, bu iş takip edilsin” dedik. Hükümeti kesin olarak bilgilendirdik ancak ondan sonra bir şey yapıldığını görmedik. 

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner: MİT’ten ve Emniyetten gelen bilgiler dahilinde Yüksek Askeri Şûra kararları ile ilgili personelin silahlı kuvvetlerden ilişiği kesiliyordu. Ancak bazı basın organlarının kamuoyunda oluşturduğu “Namaz kılan, içki içmeyen atılıyor” şeklindeki imaj nedeniyle şûra kararları engellenmeye başladı. Bu nedenle son 8-9 yıldır TSK kendini koruyamaz duruma düştü.  (Darbeden önceki yılları kastediyor) Örgüt mensupları TSK’ye yerleşerek güçlendi ve üretilen sahte bilgi ve belgelerle davalar açılarak TSK’nin önemli kadroları tasfiye edilerek örgüt mensuplarına yer açıldı. 

‘MİT’TEN BİLGİ ALAMADIK’

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ: 1992 yılında MİT Müsteşarlığı’na sivil getirildikten sonra askeri kadroların tedricen azaltılarak sıfır noktasına getirildiğini, bu nedenle TSK’ye sızmalar ve içinde oluşan cuntalar hakkında MİT’ten bilgi alamadık. Görev yaptığım 2002-2010 arası dönemde de Fethullahçılar konusunda MİT’ten hiçbir bilgi verilmedi. O zamanki MİT Müsteşarı Emre Taner, gayri resmi olarak 100 sayfalık kadar bir rapor verdi. Raporda cemaatle ilgili basında yapılanması, ekonomik gücü gibi genel bilgiler bulunduğunu ve sadece 8-9 polisin cemaat mensubu olduğu veya ilişkisi olduğuna dair bilgi bulunduğunu 2002-2010 döneminde Emniyet ve Jandarma istihbaratından da kendilerine isim bazında gelen bir bilgi bulunmadığını, hukuken askeri personeli karargâh dışında izleme yetkilerinin olmadığını, böyle bir birim kurulması için talepte bulunduklarını ancak uygun görülmediği bilgilerin paylaştı. Askeri okullara sızılma olayı bu okullara ÖSYM tarafından yapılan sınavla öğrenci alınmasıyla gerçekleşti. Sorunu mülakatla çözmek için personel temin merkezleri kurmamıza rağmen bu merkezler de örgüt tarafından ele geçirilmiş.

Emekli Jandarma Kurmay Albay ve Yazar Mustafa Önsel: FETÖ’nün askeriyeye sızması 1982’de Harp Okulu’nda tamamen sivil lise kökenli öğrencilerden oluşan özel bir sınıf oluşturulması ile başladı. Bu öğrenciler 1985’te mezun olup göreve başladıktan çok sonra bunların çoğu general oldu ve hemen hepsi darbe teşebbüsüne katıldı. Ergenekon, Poyrazköy, Balyoz gibi davalarla ordu içinde tasfiyeye gidilerek örgütün önü açıldı. 2008’den itibaren disiplinsizlik ve sağlık sorunları gibi sebeplerle askeri okullardan da tasfiyeler başladı. 2012’de ise şakirt olmayan askeri liselere giremez duruma geldi. 

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu: 2015 YAŞ toplantısında bana ve Sayın Cumhurbaşkanımıza intikal eden bilgiler, birlikte yaptığımız istişari görüşmelerde değerlendirilmiş ve TSK’nin teamül ve kuralları da göz önünde bulundurularak bu güzide ve stratejik kurumumuzun bu tür yıkıcı unsurlardan arındırılması için kapsamlı adımlar atılmıştır. Esasen FETÖ/PDY mensuplarının kendilerini gizleyerek bürokrasiye sızma çabalarının gerçek mahiyeti, toplumun dini inançlarının sosyal hayattaki tezahürlerini bir tehdit olarak tanımlayarak dindar kişilerin bürokraside yer almasını çeşitli yöntemlerle engelleyen, bu yolda hukuk dışı uygulamalara da başvurmaktan çekinmeyen vesayetçi/darbeci anlayış temsilcilerinin hastalıklı davranışları sebebiyle başlangıçta tam olarak teşhis edilememiştir. 

RAPORDA SİYASİ AYAĞIN İZİ YOK

Raporda siyasi iktidarların örgüte dolaylı ya da üstü kapalı biçimde yaptığı yardımlara yer verilmezken, 2002 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan AKP’ye örgütün desteğinden söz edilmiyor. Örgüt ile AKP’li siyasilerin medyaya yansıyan birçok görüşmesi ve gerçekleştirilen ortak organizasyonlara değinilmezken, örgütün AKP’ye yakın bir görüntü vermeye çalıştığı ileri sürülüyor. Yine darbe girişiminin ardından tüm siyasi partilerin Meclis’te ortak bir deklarasyona imza attığı ve Yenikapı’da düzenlenen mitinge rağmen siyasi iktidar, muhalefeti örgüt ile işbirliği yapmakla suçluyor. Muhalefetin bilgisi dışında rapora sonradan eklenen bölümde CHP örgüt ile işbirliği yapmakla suçlanırken, “CHP’nin FETÖ’nün siyasi emellerine hizmet eden tutum ve davranışları 15 Temmuz darbesine giden süreçte FETÖ/PDY terör örgütünü cesaretlendirici bir nitelik taşımıştır. CHP liderinin FETÖ’nün bir terör ve suç örgütü olduğu ortaya çıktığı 17/25 Aralık 2013 darbe girişiminden sonra bu örgütle sıkı bir amaç birliği içine girdiği gözlemlenmiştir” deniliyor. Yine iktidarın dershane krizi sonrasında örgüt üyelerince sızdırılan birtakım bilgilerin muhalefet tarafından kullanılmasının örgütü aklama girişi olarak kabul ediliyor.  

AKP-FETÖ KARDEŞLİĞİ ŞERHİ

İktidar kanadının sonradan eklediği ve ortak hazırlanan ilk rapora ilişkin ise muhalefetin şerhi dikkat çekiyor. Raporda CHP’nin örgüt ile ilişkilendirilmesine karşı, örgüt ile AKP’li siyasi ve yöneticilerin basına yansıyan belgeli birçok ilişkisine yer veriliyor. “AKP-FETÖ kardeşliği” başlıklı bölüm açılan raporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın örgütün lideri Fethullah Gülen’e “Bu sıla hasreti artık bitsin” sözleriyle çağrıda bulunduğu, 2010 referandum sonuçlarının ardından örgüt liderine teşekkür etmesi, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın Türkçe Olimpiyatları’nda Fethullah Gülen’in şiirini okuması, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in “Cemaat devlete sızmıştır.. kargalar güler” sözleri ile komisyon başkanı Reşat Petek’in ekranlarda Fethullah Gülen’i öven sözlerinin yer aldığı konuşmayla birlikte eski bakan Ali Babacan’ın Türkçe Olimpiyatları’nda Gülen’i öven konuşmasının görüntülerinin yar aldığı birçok belgeye yer veriliyor. 

Raporda CHP’nin örgütle ilişkilendirilmesinin suç ortaklığını perdeleme olarak görüldüğüne işaret edilerek, “Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük ithamların, rapora sinsice eklenmesi, 15 Temmuz gibi bir yıkımın ardından ihtiyaç duyulan uzlaşma, birlik ve beraberlik ruhuna atılan son dinamit olmuş, iktidarın menzilini ve algısını gün gibi ortaya çıkartmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi, aydınlatılması gereken bir şey değil; işbirliklerinin, yoldaşlıkların, suç ortaklıklarının perdelenmesi ve muhalefetin felç edilmesi için bir lütuftur” ifadelerine yer veriliyor.

İYİ Partili Aytun Çıray ve CHP’li Zeynel Emre raporu gazetemize değerlendirdi

‘ByLock kullanan siyasileri ve bürokratları vermediler’

15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu Üyesi İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, iktidarın hazırlanan raporu tartışmaya açmaktan çekindiğini, kamuoyunun yazılanları öğrenmesinden rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Çıray, ByLock’u olan siyasiler, devletin üst düzey bürokratlarının listesini istemelerine karşı verilmediğini söylerken Emre, darbenin ardından dinlenmesi gerekenlerin dinlenmediğini belirtti.

2016 yılında “15 Temmuz Darbe Komisyonu”nda o dönem CHP Üyesi olarak görev yapan İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray, iktidarın çekince ile hareket ettiğini belirterek, “İktidar FETÖ’yü her yönüyle araştırmak için komisyon kurdu. Sonra da raporu ve ona yazılan muhalefet şerhini ortadan kaldırdı. Meclis’e sunmayıp, tartışmaya açmadı. Muhalefet şerhinden çekindiler. Kamuoyunun orada yazılanları öğrenmesini istemedi. FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkmasından kaygılandılar. Bunu siyasi ayağın araştırılmasına yönelik verdiğimiz önergeleri reddederek de gösterdiler. Çünkü raporun içeriğinin ve muhalefet şerhlerinin tartışılmasını istemediler. Hâlâ siyasi ayağa ilişkin iktidar sessiz” dedi. AKP’li Cahit Özkan’ın Meclis’te yaptığı bir konuşmada “Bizi 15 Temmuz hain kalkışmasına getiren şey 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’dur” sözlerini anımsatan Çıray, “Bir nevi kendisini ve partisini suçlamış oldu. Ama Türkiye’ye 15 Temmuz’u sadece 2010 referandumu getirmedi. 15 Temmuz’u getiren hadise 2002’de AKP’nin iktidara gelmesiyle başladı. 2004 Milli Güvenlik Kurulu’nun FETÖ ile ilgili tavsiye kararına uyulmadı. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı’nın ‘2004 Milli Güvenlik Kurulu kararını rafa kaldırdık. Bunun hukuki sorumluluğunu ben aldım, siyasi sorumluluğunu Sayın Erdoğan aldı’ diye kitabında beyanı var. Ama hâlâ bu sorumluluğu almış gibi gözükmüyorlar” diye konuştu. 

‘UZLAŞI ARAYIŞINDA OLDULAR’

17/25 Aralık sürecinde iktidarın FETÖ ile uzlaşma arayışında olduğunu söyleyen Aytun Çıray, “17 Aralık darbe tabanlı yolsuzluk olayları kamuoyunda tartışılmaya açıldığında ne yazık ki AKP’nin en üst düzey iki kişisi gazeteci Fehmi Koru’yu Fethullah Gülen’in ayağına gönderdi. Uzlaşma arayışları oldu. Eğer 17 Aralık’tan sonra Fehmi Koru bir uzlaşma çıkarabilseydi, 25 Aralık olmayacaktı. Ve 25 Aralık olmasaydı, 17 Aralık’a bir darbe teşebbüsü denilmeyecekti. Ergenekon, Balyoz olayları, MİT Müsteşarına yapılan hain operasyon... Bu tür görevlerdeki kişiler devletin namusudur. Türkiye’yi 15 Temmuz’a götüren bütün aşamalar AKP’nin siyasi İslamcı takıntısı nedeniyle olmuştur” ifadelerini kullandı. Komisyon üyelerinin taleplerinin iktidar tarafından karşılanmadığını kaydeden Çıray, “ByLock’u olan siyasiler, devletin üst düzey bürokratlarının listesini istedik, verilmedi. Her meslekten, insandan FETÖ’cü çıktı ama siyasetten çıkmadı! Bürokrat ve siyasilerin HTS kayıtlarını istedik o da verilmedi. Daha önemlisi komisyonun dinlemek istediği çok önemli şahsiyetler dönemin Başbakanı tarafından engellendi. Cezaevinde tutuklu olanların dinlenmesine de izin verilmedi. Komisyona bilgi vermesini istediğimiz hiçbir yaşayan eski cumhurbaşkanı bu davetimizi kabul etmedi. Bunların tamamı sürecin üstünü örtme amaçlıydı. Kurulan komisyona ek süre dahi verilmeden sonlandırıldı” dedi. CHP’nin FETÖ ile ilişkilendirilmesine ilişkin de Çıray, “Bu topu taca atmaktır. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin böyle bir yapı ile ilişkilendirilemeyeceği açıktır. Günümüzde mücadele cemaate, dini inançları nedeniyle istismar edilerek alınmış olan insanların cezalandırılmasıyla sonuçlandı. İş insanları konusunda FETÖ borsalarının kurulduğuna dair çok önemli iddialar var. Görülüyor ki yine bu işten gücü olan, önemli makamlara sahip olan kişiler zarar görmedi. Hukuki takibatla muhatap olmadı. Yeterli soruşturma yapılmadı. Bu işin soruşturma komisyonu kurularak devletin elindeki bütün belgelerle derinlemesine soruşturulmadan, değerlendirilmeden bir yere varılması imkânsız. İlk seçimlere kadar bu konuda bir umudum yok. İktidar değişikliğinden sonra bunun yapılacağına inanıyorum” diye konuştu. 

‘İÇ İÇE GEÇMİŞ YAPI VAR’

15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu Üyesi olan CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de “Raporda Fetullah Gülen ile yan yana gelmelerine varıncaya dek yazılı ve görüntülü kanıtlarını sunmuştuk. Hal böyle olunca raporu basamadılar, tartışmaya bile açamadılar. Resmi evrak haline getiremediler. AKP-FETÖ arasındaki ilişkilerin belgeleriyle ortaya konulması demek siyasi ayağın ortaya çıkması demekti. Siyasi ayak dediğimiz şey AKP’nin kendisi. AKP ve FETÖ iç içe geçmiş bir yapı. Yıllarca her işi birlikte yapmışlar. Ekonomik olarak güçlenmesi sağlanmış. Askeriyede, yargıda, eğitimde kadrolar vermişler. Bu imkânları verenlerin yargılanması demek AKP’nin yargılanması demek. Yargı bağımsız olmadığı içinde böyle bir durum gerçekleşmedi” dedi. AKP’nin bir tarih koyarak 17/25 Aralık’ı milat kabul ettiğini anlatan Emre, “Peki bu tarih milatsa, sonrasında caydırıcı uygulamalar neden yapılmadı? 17/25 Aralık’tan 15 Temmuz’a kadar FETÖ’nün paralel bir devlet yapılanması olduğu ve mücadele edilmesi gerektiğine yönelik 14 Milli Güvenlik Kurulu kararı var. Savcılık tarafından tespit edilen bilgilere göre 14 Güvenlik Kurulu kararına rağmen, askeriyedeki toplam atamaların yüzde 70’i yine FETÖ’cüler tarafından yapıldı. Onlara kadro açıldı. 17/25 Aralık’tan sonra yapılan işlemlere baktığımızda darbe girişimine kadar görünen etraflı bir mücadele yok. 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ’cü olanlar AKP’ye biat ediyorsa kendini kurtarmış sayıldı” diye konuştu.  

“Darbe Araştırma Komisyonu, yapması gereken işi yapmadı” diyen Emre, “Dinlenmesi gereken kişiler dinlenmedi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, MİT Müsteşarı’nın, geçmiş dönemlerde görev yapmış devlet bakanlarını dinlememiz ve nasıl kadrolaştıklarını sormamız lazımdı. Bunlar yapılmadı. Dinlenmesi gereken kişileri davet etmediler. Cemaat okulunda okumuş insanlara takibat yapılıp, ihraç edilirken o okulları açanlara bir işlem yapılmadı. Bunun örnekleri çok. Yargının amacı adalet duygusunu temin edip, onu sağlamak mı yoksa AKP ve Erdoğan’ın siyasi ikbali için çalışmak mı?” ifadelerini kullandı. 

‘BAŞKA CEMAATLERE KADRO AÇILIYOR’

15 Temmuz’dan sonra alınması gereken derslerin alınmadığını belirten Emre, şu ifadeleri kullandı: “FETÖ benzeri işler olmaması için torpilli atama yapmayacaksın, cemaatlerden gelen isimlere kadro açmayacaksın. Alınması gereken derslerden biri bu olmalıydı. Ama bu ders alınmış gibi mi? Kesinlikle hayır. FETÖ yok ama başka cemaatlere kadro açılıyor. Yaşananlar önceden tespitli mi? Tespitli. Bir devlet müsaade etmediği sürece o devlete paralel bir devlet kurulamaz. ‘Bu zaten 50 yıllık projeydi, hangi iktidar olsa buna kalkışacaklardı’ yaklaşımı doğru değil. Evet bu bir projeydi ama gizli kapaklı emelleri için uğraşan cemaat, AKP iktidara geldiğinde omuz omuza, el ele hareket etmeye başladı. İki farklı organizasyonun birleşmesiyle sızma değil, yerleşme dönemi yaşandı. AKP devletin bütün kapılarını FETÖ için açtı. MİT Başkanlığı’nın sunduğu bilgi notunda ‘Darbe yapılabileceğine yönelik bilgiler dış makamlarla paylaşıldı’ diye bir açıklama var. Darbe öncesi yazılan Ankara Çatı iddianamesinde de FETÖ’nün darbe girişiminde bulunacağına dair açıklamalar var. 15 Temmuz’un öncesinde elde olan bu verilerle neden bir şey yapılmadı? Yaşananların tam olarak ortaya çıkarılması için soruşturmaların daha da derinleştirilerek yapılması lazım. Bunu iktidar istemez ama her detayın tam olarak aydınlatılması için bunun er ya da geç yapılması lazım.” SÜRECEK