Eski 'Pelikan'cıdan şok itiraflar: Hilal Kaplan ve kocası...

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun tasfiyesi sürecinde önemli rol oynayan Pelikan Dosyası tartışmaları alevlendi. Pelikan Dosyası'na dair yeni iddialar ortaya atıldı...

24 Nisan 2017 Pazartesi, 23:12
Abone Ol google-news

Geçen yıl Mayıs ayında paylaşılan Pelikan Dosyası'na dair yeni iddialar ortaya atıldı.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık'tan çekilmesiyle sonuçlanan Pelikan Dosyası'nda, Davutoğlu ile Saray arasında yaşanan gerginliklere dair ifadeler ileri sürülmüştü.

AKP'ye yakınlığıyla bilinen Fırat Erez'in kendi blog adresinde yer verdiği yeni iddialarda ise Pelikan Dosyası'nın nasıl hazırlandığına ilişkin dikkat çeken cümleler kullanılıyor. İlk yazı ilgi görünce ikinci bir yazı daha yazdı.

Pelikan Dosyası'nın yazıldığı Kuzguncuk'taki Beyaz Köşk'te bulunduğunu ileri süren Fırat Erez, "Başlangıç" dediği yazısında, Pelikan Dosyası'nı hazırlayan ekibin çalışmalarına yönelik şu iddiaları dile getiriyor:

"Sitelerin ve hesapların logoları, tasarımları çalışılıyor, profil fotoğrafları (logolar) ve başlık (fon) görselleri üretiliyor, Bhosphorus Global'in kurumsal kimliğine çalışılıyor, birkaç video, Süheyb Öğüt'ün git gel aklının sonucu bazı kampanya patinajları yapılıyor (Muhalif tipleri Pokemonlarla kimlikleştirip seslendirmeler, illüstre etmeler gibi) ve 4 aylık sürem boyunca 2 kez denk geldiğim, 3 ayda bir faaliyet raporu hazırlanıyor.

Bu rapor, Süheyb Öğüt ve Hilal Kaplan'ın söylediklerine göre yine 3 ayda bir onun müsait zamanına göre belirlenen vakitlerde R.T.Erdoğan'a yüz yüze yapılan görüşmelerde kendisine sunuluyor.

Bekir Bozdağ, Sümeyye Erdoğan, Egemen Bağış, orada bulunduğum 4 aylık süre boyunca, yalıya ziyaretlerine şahit olduklarımdan bazıları..."

BİR İKİLİK OLDUĞU KESİN

Fırat Erez'in iddialarının devamında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dönemin Başbakanı Davutoğlu arasında bir ikilik olduğu da ileri sürülüyor.

Köşk'te çalışmalar sürerken kendisinin de bu ikilik nedeniyle Hilal Kaplan'la tartıştığını yazan Fırat Erez, "Hilal ile olan gerilim çok yüksek, onu biliyorum ama bu davranışa yine de anlam veremiyorum. Taa ki 1 Mayıs 2016 sabahı 'Pelikan Bildirisi' denen o saçmalığa rastlayana kadar. Muhtemelen Türkiye'deki herkes 'Bu da nedir? Bu nasıl bir saçmalık?' sorularını sorarken, işi tezgahlayanlar hariç meseleye vakıf olan ülkedeki tek kişiyim" ifadelerini kullanıyor.

Fırat Erez iddialarının sonunda ise yazısını şu sözlerle noktalıyor:

"Bildiriyi ilk yayan Merve Taşçı yalıda çalışmıyor ancak sürekli gelip giden bir kız çocuğu.

Yine bazı kaynaklarda "yalıda çalışıyor" dendiğini görebileceğiniz Atifet Ulusoy da bir çalışan değil.

(Belki Yalıya hiç gelmemiştir ama yönetilmesi özellikle de Twitter/DM'den çok kolay yönlendirilebilecek, aşırı hevesli ve saf birisi)

Elif Şahin bir yalı çalışanı ve Filiz Gündüz de önceden öyleydi.

Bosphorus Global "Filiz Gündüz bizde çalışmıyor" diyerek iddiayı reddetti ama önceden çalıştığını ve (ben ayrıldığımda da halen) whatsapp grubunda kalmaya, yalıya gidip gelmeye, dışardan destek vermeye devam ettiğini gizledi.

Bu az takipçili "alet edilenler" dışında Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu gibi çok takipçililer için söylenecekler sonraya..."

Blog sitesinde ise Kuzguncuk'taki Beyaz Köşk'te çekilmiş şu fotoğraf paylaşıldı:

 

PELİKAN 2 / Kişisel tanıklık / Pelikanizm

İlk yazı oldukça ses getirdi denebilir, birçok soru ve eleştiriyi de beraberinde elbette...

 Hepsini bu ve sonraki yazılarda elden geldiğince cevaplamaya çalışacağım ama öncelik, sistemin nasıl kurgulandığında (aslında kendisini nasıl kurguladığında) ve nasıl çalıştığında.

 Bu aynı zamandan "Şuda mı pelikan?" şeklindeki birçok sorunun cevabı olacak.

 Önce toparlayalım;

 1) Pelikan Bildirisi denilen (ismini kendi vermiş) ve Davutoğlu'nun 5 Mayıs tarihli istifasına yol açan etkenlerden biri olarak bildiğimiz bir belgenin, onu yayınlayanlar üzerinden de çetevari bir organizasyonun peşindeyiz.

 Elimizde şunlar var;

 2) a-Hiçbir kesin kanıt olmasa da bildiriyi sosyal medyada ilk yayınlayanların tamamının Bosphorus Global ile (bir kısmının iliştisi reddedilirken yalan söylenen) ilişkileri,

b-Bildirinin içine neredeyse zorlama biçimde; "Biziz, biz yaptık, bu bildiriyi biz yazdık!" demek için bir imza olarak zorla sokuşturulmuş hissi veren, Süheyb Öğüt'ün Turkuvaz Medya Grubuna bağlı Aktüel dergisinde 27 Haziran tarihli "Bravo Hocam Bravo!" yazısı,

c-Artık "Pelikanlar" ismiyle anılan grubun paylaşımları ve birbirine göndermeli yazılarından açıkca ortaklaşmaları,

d-https://medium.com/@efekerem/pelikan-derneği-berat-albayrak-ahmet-davutoğlunu-neden-devirdi-5fabad6dc7de adresindeki iddialar,

e-Şahsi tanıklıklarım. (Bir önceki yazıda anlatılanlar; http://firaterez.blogspot.com.tr/2017/04/pelikan-1-kisisel-tanklk-baslangc.html )

 Tüm bu eldekiler bizi;

Enerji Bakanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak, Turkuvaz Medya Grubu yöneticilerinden Berat Albayrak'ın ağabeyi Serhat Albayrak, Yine Turkuvaz Grubu yazarlarından Hilal Kaplan, onun eşi Süheyb Öğüt ve diğer başka bazı Turkuvaz Grubu yazarlarının ve/veya bu kişiler etrafında, kimileri de çalışanları olan insanların oluşturduğu bir organizasyona götürüyor.

 Yazının bundan sonrası, eğer bu grubun eylemleri suç olsa ve bir mahkemede yargılanıyor olsalar, belki de suçlu görülmeleri için yeterli kanıt sayılamayacak tüm bu verileri doğru ve yeterli kabul eden bir kurgu tarzında ilerleyecek ve onlara, yine şahsi anılarımın da içinde olduğu başka veriler, okumalar eklenecek...

 Bosphorus Global adlı bir dernek-vakıf(?) var ve olaylar bu oluşumun etrafında dönüyor.

 Bu grubun ve farklı bağlantılarının,

Türkiye dış politikasında "Yükselen Batı karşıtlığı/Rusya'ya yanaşma" diye tarif edilebilecek büyük bir kırılmanın yaşandığı, BB Ahmet Davutoğlu'nun istifasıyla milatlandırılabilecek bir anda müdahaleleri olduğu (Pelikan Bildirisi) ve etkilerini özellikle Medya ile AkParti içinde o günden bu yana yüksettikleri izleniyor.

 Grup ve paradigması, Bosphorus Global denen organizasyonun merkezinde olduğu ve merkezden çevreye açıldıkça disiplini, tutarlılığı, üslubu, terbiyesi giderek azalan bir taraftarlar/troller ordusuna kadar genişleyerek yayılıyor.

 Buna "Pelikanizm" diyoruz.

 Pelikanizmde başaşağı bir dünya algısı, yalan ve çarpıtmalar, uzaktan parmak sallayıp ayar vermeler, hedef göstermeler, tehditler, itibarsızlaştırmalar var.

 Güya istihbaratlar, manuplatif aktarımlar, satın alınmış sosyal medya hesapları ve sahte uzantılarıyla onların sözlü taciz ve saldırıları var.

 BG ile bağlantıları açık veya tümüyle bağlantısız görünen, kimi sadece gerçekler, kimi ise tümüyle yalan ve karalamalardan oluşan içerikleriyle farklı amaçlarla hareket eden siteler var.

 Bazı iddialara göre özellikle enerji ihaleleri üzerinden sair medya patronlarını etki altına alma, belli yayın politikalarına zorlama var.

Bu politikalara uyum sağlamayanların işten atılmaları, düşünsel karantinaya alınmaları var.

 Etki altına alınamayanların ise sürekli bir şüphe bulutuyla kapsanmaları, itibarlarının sürekli sallantıda tutulması var.

 Hiç ulaşamayacakları bir kısım medya ise tümüyle kapsam dışında çünkü onlar zaten ya terör destekçisi, ya paralel yapının ya da Batılı Emperyalistlerin emireri veya başka türden vatan hainleri...

 Pelikanizm'de aslında en çok gönüllüler var.

 Neden olmasınlar?

 Şimdiye kadar olmadık ahlaksızlıklarla ve ailesinin tüm fertleriyle birlikte hedef alınmış, arkasında başarılı bir siyasi geçmiş ve eserler olan bir siyasi lider; Erdoğan ile ona çok ama çok yakın görünenler var.

Onlar konuşuyorlar.

 "Eğer 'Reis'in itirazı olsa bunları durdurmaz mı? Tüm bu yazıp yaydıklarına izin verir mi?"

diyenler ve tabii bunu der demez elde bayrak öne koşanlar, bu salgın hastalığı, bu akıl tutulmasını kutsal metin sananlar var.

 O yüzden sadece Hilal Kaplanlar,

Haşmet Babaoğlu, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Cemil Barlaslar yok.

Onların parlatıp beslediği, Fazıl Duygunlar, Cem Küçükler, Ömer Turanlar, habire isim-hesap değiştiren, Gezicilikten Reisçiliğe terfi eden Serkan İnci , Murat Soydan, Merve Taşçı, gibiler ve daha bir çokları var...

Ve tabii bir de daha neyin içine sürüklendiklerinin farkında bile olmayan Ufuk Coşkun, Ekin Gün gibiler var.

 Çeşit çok.

 Peki nasıl oluyor?

Pelikanizm, bu aslında pek de becerikli olmayan, siyasi derinlikleri vizyonerliklerinden sığ,

organizasyon yetenekleri kavrayışlarından az hamaset tüccarlarının elinde nasıl böyle bir vebaya dönüşüp yayılıyor.

 1. Öncelikle Türkiye ve içinden geçtiği tarihsel dilimdeki önemi, ayrıca buna bağlı yaşanan gerilim çok fazla. Ülke olur olmadık saldırılar alıyor.

2. Bu saldırılar tarifi/anlaşılması/analizi hemen herkes için zor bir zondalar ve insan hedefe giden en kısa yolu ararken kolayca hedefinden şaşabilir, şaşırtılabilir.

3. Yukarıda da anlatıldığı gibi elde çok güçlü, türlü haksızlıklara uğramış, yakın durulan bir figür; Erdoğan var.

4. İçerden ve dışardan çokca ihanet var.

5. Şuursuz ve sorumsuz geçmişiyle kırık dökük bir muhalefet var.

 Bunlar çoğaltılabilir.

 Öykü de bütün bunlara uygun kurgulanıyor, alternatif tekleştiriliyor ve okuması belirleniyor.

"Başka türlü olamaz, böyledir ve aksini iddia eden müfteridir"

Bitti.

Ya bizdensin ya onlardan.

O kadar.

 Sanırım yeterince sıkıcı bir yazı oldu ve herkesin beklediği "gıybet"e de bir türlü gelemedik.

Gelelim.

Bu örnek pelikanizme ve onun aklına, nasıl çoğalıp, bulaştığına dair;

 Muhtemelen 2015 Aralık ayının 6-7'si.

Rus SU-24'ü düşürüleli 10 günü biraz geçmiş.

Öyle olmalı çünkü olayı konu eden "Çoban Matı" yazım, her zaman olduğu gibi Halil Berktay'ın elinde bir-iki gün oyalandıktan sonra Aralık'ın 10'unda yayınlanmış.

http://serbestiyet.com/yazarlar/firat-erez/coban-mati-647600

 Güneşli bir günde Hilal Kaplan Yalı'ya geliyor ve beni genellikle özel konuşmalar ve sigara içmek için kullandığımız balkona çağırıyor.

Dediği şu;

"MİT'cilerle konuştum. Uçağı düşürenin paralel pilotlar olduğunu söylüyorlar."

"Saçmalık" diyorum,

Çünkü hava-hava füzeyi ateşleyen F-16 pilotu uçağın milliyetini bilmiyor.

 Eğer o SU-24 Suriyeye ait olsaydı tarih boyunca bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılacaktı ama Rus çıktı ve o sırada herkesin hatırlayabileceği gibi Türkiye, eylemini sahipleniyor, haklılığını radar izleri, uyarı ses kayıtları eşliğinde açıklıyordu.

 Şimdi; "Nereden çıktı bu paralel pilot iddiası?"

 Biliniyor.

Aylar sonra bu iddia neredeyse bir gerçek olarak yerleşecek ve referans gösterilecek.

Uçağın düşürülmesini ilk yayınlayan, üstelik de daha kime ait olduğu belli değilken "Rus uçağı düşürüldü" açıklaması yapan odağın Cumhurbaşkanlığı olduğu (Sonradan bu açıklama düzeltilecektir) da unutulacak.

Davutoğlu'nun "emri ben verdim" açıklaması öne çıkacak, oysa olay anında verilen-alınan bir emrin olamayacağı karartılacak.

 Angajman kuralı var; "Sınırı ihlal eden uçak vurulacak".

Davutoğlu'nun "Ben verdim" dediği emir bu. Olaya özel değil, genel.

 Pilot/lar(?) uçağın milliyetini bilemeyecek durumdalar.

SU-24 kimliğini tanımlayan sinyali ve herkese açık telsiz uyarı kanalını kapamış.

TSK F-16'sının uyarılarını duymuyor.

 Kimliğini belirlemenin, Rus mu, SR uçağı mı olduğunu bilmenin tek yolu üzerindeki işaretleri görmek ve fakat göz teması yok, iki uçak arasında kilometreler var.

 Pilotlar paralelseler ve milliyeti ya Rus ya SR olan uçak eğer SR ise vurmanın Türkiye'ye faydası olacak.

Rus ise ülkeye zarar vermiş olacaklar.

%50 %50...

 Böyle provokasyon mu olur?

Zaten olmuyor da.

 Bu yalan, yani uçağı vuranların paralel pilotlar olduğu iddiası dolandırılıyor, dolandırılıyor ve 15 Temmuz sonrasında da "Zaten pilotlar FETÖ'den tutuklandı"ya dönüşüyor.

Bu iddiaya dair tek bir kanıt yok.

Tek bir belge yok ama gerçek kabul edilmeye devam ediliyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da dillendiriliyor ve yalanın mumu bir gün sessizce sönüyor.

Davutoğlu 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazılı ifadesinde, olay sonrasında bu iddiaların duyulduğunu, TSK tarafından araştırıldığını ve pilot/lar(?)'ın Paralel Yapı ile bir ilgilerinin tespit edilemediğini söylüyor.

Peki. Hilal Kaplan'ın olaydan yaklaşık 10 gün sonra, bana MİT duyumu diye yetiştirdiği o iddia medyada ilk ne zaman dile getirilmiş?

Bu yazıyı yazarken bakıyorum ve buluyorum;

Cem Küçük.

 Samsun / Canik Belediyesinin düzenlediği, konuşmacı olarak davet edildiği bir konferansta ve olaydan yaklaşık bir ay sonra; 28 Aralıkta...

http://www.gercekgundem.com/medya/178763/rus-ucagini-fethullahci-pilotlar-dusurdu

İşte bu işler böyle dönüyor.

Seri devam edecek.