Etiyopya’da çatışmalarla birlikte insani kriz kaygıları büyüyor

Etiyopya ordusunun ülkenin kuzey eyaletinde Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne karşı operasyonları sürüyor. Ordunun, eyalet başkenti Mekelle’yi kuşatma planları açıklanırken sivillere ilişkin kaygılar artıyor. Bölgedeki ateşten kaçan binlerce kişinin komşu Sudan ve Eritre’ye sığındığına dikkat çekiliyor. Birleşmiş Milletler insani kriz uyarısını yineledi. İki ülke arasında mülteci kamplarına uzanacak şekilde “insani koridor” açılması çağrısında bulundu.

23 Kasım 2020 Pazartesi, 06:00
Etiyopya’da çatışmalarla birlikte insani kriz kaygıları büyüyor
Abone Ol google-news

Etiyopya’nın geleceğini belirleyecek Tigray’daki mevcut krizin köklerini Etiyopya tarihinin derinlerinde aramak gerekiyor. Malum, İtalya’nın emperyal emellerine direnmeyi başarmış bir ülkedir Etiyopya. 

Çocukluğumuzda, ülke açlıktan kırılırken sarayındaki aslanlarını etlerle beslediğini okuduğumuz “Arslanlar Arslanı” lakaplı Haile Selasiye, bağımsızlık sonrası ulusal birliğin nimetlerinden hayli yararlanmış bir figürdü. Başlarda ülke içinde hassas bölgesel/etnik dengeyi sürdürme ihtiyacına uyum sağlamış olsa da sonuçta sert bir diktatöre dönüşmüştü.

KİLİT BÖLGE TİGRAY

Biliniyor; Etiyopya’yı 1974’ten 1987’ye kadar Sosyalist Etiyopya Geçici Askeri Hükümeti (Derg olarak da adlandırılır) yönetti. Marksist yönetim monarşiyi kaldırıp Selasiye’yi defetmiş, feodalizme savaş açmış, eğitim seferberliği yapmış bir yönetimdi. 

Ancak Eritre’nin bağımsızlık taleplerinin öncüsü Eritre Halk Kurtuluş Cephesi (EPLF) ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) birlikte Derg yönetimine karşı mücadele ettiler. 

Marksist yönetimin devrilmesinde bu Tigray bölgesi kilit önemdeydi. (Bu arada Derg, 1987’de resmi olarak devrilmesine rağmen, liderleri 1991 yılına kadar iktidarda kaldı).

DÖNÜM NOKTASI SEÇİM

İki örgüt de Derg’e karşı kurulan Etiyopya Halkının Devrimci Demokratik Cephesi’nin (EPRDF) bir parçasıydı. TPLF lideri Meles Zenawi, koalisyona liderlik etmiş ardından Başbakan olmuştu. 

Zenawi, Tigray’lılara yeni hükümetin güvenlik aygıtında, askeri komutasında geniş yer verdi. Yeni anayasa etnik federalizme dayanıyordu, yani her etnik bölgeye ayrılma hakkı verilmişti. 

2005 seçimlerinde daha fazla demokrasi için atılan adımların kontrol edemeyecekleri güçleri serbest bırakabileceğini fark eden EPRDF liderliği, tutumunu değiştirerek son derece baskıcı bir mekanizmaya dönüştü. Muhalif politikacılar, insan hakları aktivistleri, bağımsız gazeteciler hapsedildi. 

Oromia ve Amhara arasındaki tarihi etnik çekişmeler, Amhara ve Tigray dahil bazı bölgelerarası arazi anlaşmazlıkları etnik milliyetçiliği, karşılıklı düşmanlığı kökleştirdi. 

Hıristiyan Ortodoks seçkinler ile büyüyen, ancak görece daha fakir olan Müslüman nüfus arasında da gerilim gittikçe arttı. Zelewi 2012’de öldüğünde, ülkenin güneyinden Tigray olmayan Hailemariam Desalegn’in başbakanlığa atanması, özellikle de Oromya’da ayaklanmalara yol açtı. 

EPRDF, Hailemariam’ın yerine hızla, Müslüman/Hıristiyan karışımı bir aileden gelen ilk Oromo olan Abiy Ahmed’i getirdi. Etiyopya’nın güvenlik aygıtının içinde yetişen biri olan Abiy, siyasi tutukluları serbest bıraktı ancak federal düzeyde etkili Tigraylı liderleri görevlerinden uzaklaştırdı. 

Sadece güvenlik hizmetlerinde değil, hükümetin her yerinde Tigraylılar kendilerini nüfuzlu pozisyonlardan uzak buldular. Bu tasfiye Tigraylılar arasında çıkarlarının federal düzeyde korunacağına dair güveni zayıflattı. Tigray siyasi liderliği ülkenin kuzeyindeki Tigray’a çekildi. 

Abiy, Covid-19 salgınının ortasında Ağustos 2020’de yapılması planlanan ülke çapındaki seçimleri süresiz olarak ertelediğinde, yalnızca Tigray bölgesi seçimleri belirlenen zamanda yaparak özerkliğini savundu. Etiyopya ordusunun çekirdeğini oluşturan Tigray askeri birimlerini de harekete geçirdiler.

ABİY’İN KAYGISI...

Abiy’e göre, Tigray bölgesi federal hükümete karşı gelebiliyorsa diğer bölgeler de gelebilir. Tigray’in diğer ayrılıkçı gruplarla bağlantıları olduğuna inanıyor Abiy. Bu nedenle Tigray üzerinde merkezi otoriteyi sağlamak zorunda. Tigray, son derece zorlu, hayli dağlık bir bölge. İnsanları sert, inatçı olarak biliniyor. 

Karayla çevrili olmasına, sadece 6 milyon nüfusuna karşın, 100 milyonluk Etiyopya’ya karşı Tigray’ı savunmakta kararlı bir halkı var. Abiy, hava gücü avantajına ve kuzeyde Eritre gibi bir müttefike sahip, ancak bu ülkedeki bir savaşın Yemen’deki gibi sonuçlanması ihtimali de var. 

Tigray -en azından henüz- ayrılık için savaşmıyor. Liderleri Etiyopya’nın dağılmasını değil, Tigray’ın merkezde saygın bir yere, bölgelerinde yeterli özerkliğe sahip olmasını istiyor. Hedefleri bağımsızlıktan çok rejim değişikliği gibi görünüyor. Çünkü artık Abiy’e güvenmiyorlar. Görünen o ki, Abiy, boyun eğmelerini beklediği Tigraylılarla, Tigraylılar da Abiy ile pazarlık yapmayacak. 

Bu nedenle uluslararası arabuluculuk sorunu çözecek gibi görünmüyor. Sonucu Etiyopya’nın başka bölgelerindeki benzeri gelişmeler ile Etiyopya’nın komşularının rolü/etkisi belirleyecek ayrıca. Ülkenin geleceğini çok etkileyecek bir sorundur bu. Yine de Etiyopya’nın dağılması pek olası değil. Bir şiddet dönemine gireceği kesin. Çözüm ne olabilir? Merkezde yeni bir hükümet sistemi ile bölgelerle ilişkilerin yeniden yapılandırılarak dengenin sağlanması. Olmasa ne olur? Yeni bir Yemen’le karşılaşırız. Olacağı bu.