FETÖ Raporu ve ayrıntılar-2: Beyanlara karşın atılmayan TSK’nın ‘FET’ÖRÜMCEKLERİ’

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın hazırladığı FETÖ raporunda, askeri lise öğrencisiyken cemaate yakınlığı bilinen ancak okuldan atılmayan isimler ile onlarla birlikte okurken ilişiği kesilen öğrencilerin ifadelerine yer veriliyor. Cemaat ile ilişkili olduğu tespit edilen o dönemdeki askeri öğrencilerin verdiği isimlerin 15 Temmuz’da darbe teşebbüsünde yer almasına ve bazılarının halen daha aktif olabileceğine dikkat çekiliyor.

05 Ocak 2021 Salı, 06:00
FETÖ Raporu ve ayrıntılar-2: Beyanlara karşın atılmayan TSK’nın ‘FET’ÖRÜMCEKLERİ’
Abone Ol google-news

Raporda “darbe girişimi” ve “Cumhurbaşkanına suikast” gibi suçlarla ilişkili olarak Albay Ahmet Zeki Gerehan ve hâkim Albay Muharrem Köse gibi isimlerin kendi ifadeleri ve devre arkadaşlarının verdiği ifadelerde nasıl gizlenerek bugünlere kadar geldikleri kaydediliyor. Haber dizimizin 2. gününde ifadelerine yer verdiğimiz isimler ve söyledikleri özetle şöyle:

‘ABİLER ÇALIŞTIRDI’

Firari FETÖ sanığı Albay Ahmet Zeki Gerehan’ın Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenciyken verdiği ifade raporda şöyle yer alıyor: “Ortaokul ikinci sınıfın ikinci döneminde Yunus Çobanoğlu diye biri benim mahalle arkadaşımla birlikte geldi. Ben, saz kursuna gidecektim. Vakit yaklaşınca bana sazın zararlı olduğunu söyledi. ‘Gel biraz gezelim’ dedi. Ben kabul etmedim. Sonraları bir arkadaş aracılığıyla pikniğe gitme teklifinde bulundular ve beraber pikniğe gittik. Beni Edebali Yurdu’na davet etti ve orada kütüphane sorumlusu olduğunu söyledi. Bana sınıfımdaki çalışkan öğrencileri de getirmemi söyledi. Okulumuz resmi bir tatile girdiğinde üç arkadaşımı oraya götürdüm. Sonraları Yunus Çobanoğlu’yla irtibatımız kesilmedi. Daha sonra başka cemaat evlerine gitmeye başladık. Burada bize çalışkan olduğumuz için parasız kurs verme teklifinde bulundular. Biz de parasız olduğu için sevindik.

‘İMZALI VE MÜHÜRLÜYDÜ’

Üçüncü sınıfa başlamadan önce Yalçınkaya Eğitim Dershanesi’ne kaydımızı yaptırdık, yeni öğretim yılı ile birlikte kursa başladık. Kursun ilerideki hayatımızda başarılı olabilmemiz için yararlı ve gerekli olduğu söylendi. Bir müddet sonra hafta sonlarında öğlene kadar Yalçınkaya Dershanesi’nde öğleden sonra da o evde kurs gördük. Bu arada Yusuf Abi bize Sızıntı alarak tanıttı ve tavsiye ederek aldırdı. Bize kursa başka arkadaşlar getirmemizi söylediler. Evde videodan Fethullah Hoca’nın vaaz kasetini seyrettik. Bu arada Risaleyi Nur’dan parçalar okuyup açıklıyorlardı. Fen lisesi imtihanlarına abiler tarafından çalıştırıldık. Puanlarımız tutmayınca askeri okullara başvurduk. Kuleli Askeri Lisesi’ne başvurduk. Yusuf Abi ailemle konuştu ve beni mülakatlara getirmek için ailemi razı etti. Işıklar Askeri Lisesi’nde mülakatlara girdik, kazandık. Muayeneler sırasında tuvalete gitmiştim. Döndüğümde göz muayenesine giderken kâğıdımın imzalı ve mühürlü olduğunu gördüm. Akşam Bostancı’daki eve gidince durumu anlattım onlar da anlayamadılar. Sonra raporu aldım. Rapordan sonra nasıl namaz kılacağımızı falan anlattılar. 1986 yılında okula girdim.

‘İFADE VERENLER ATILIYOR’

Dönemin askeri öğrencisi Reşat Alkan’ın o dönem Muharrem Köse hakkındaki ifadesi: Abdullah adlı bir din dersi stajyer hocası geldi ve fen lisesine hazırlananlara bedava kurs verildiğini söyledi. Ben de bu adamın verdiği adrese gittim. Uzun süre sonra benimle beraber Murat Çetin ve Muharrem adlı biri daha kurs almaya başlamıştı. Kaset dinledik, video seyrettik, yazarını bilmediğim kitaplar okundu ve bizim namaz kılmamız istendi. Bu olaydan sonra bizi ileride devlete karşı kullanacaklarını anladım.

O dönem olayla ilgili bilgi veren Alkan ordudan ihraç edilirken Köse’nin kollanarak albay rütbesine kadar yükseltildiği görülüyor. Yine darbe girişimine katılan Kurmay Albay Mehmet Kapan hakkında bilgi veren dönem arkadaşı Salim Çağlan’ın da askeri okullardan ilişkisinin kesildiği rapora yansıyan bilgeler arasında yer alıyor. Darbe teşebbüsünde yer alan Albay Abdullah Topçu hakkında ifade veren Ergün Koyuncu, Cengiz Kızıltan, Nevzat Acar Koç ve Turan Kılıç’ın da askeri okullardan ilişkisi kesilen diğer cemaat mensubu öğrenciler olarak raporda isimleri bulunuyor.

ESKİ ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ CEVDET SARAL: YAŞANMAYABİLİRDİ

1999 yılında Emniyet’in “Fethullah Gülen ve Işık Tarikatı” raporunu hazırlayan isimlerden emekli Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Cevdet Saral, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından hazırlanan FETÖ raporunu değerlendirerek “Ergenekon süreci ile FETÖ’nün ordudaki kadrolarının önü açıldı. İnceleme raporunda belirtildiği gibi halen devletin ve diğer kurumların bünyesinde ne miktarda örgütün elemanı olduğu tespit edilebilmiş değil ki bu rapor hazırlanıyor” dedi. Saral, “Kendi bünyesinde illegal örgütlenmeyi fark edemeyen Genelkurmay Karargâhı, kendi kadroları tarafından hesaba çekildikleri bir süreç yaşamış ve neticede 15 Temmuz darbesiyle muhatap olmuştur” diye konuştu. Kamuda halen örgüt üyelerinin bulunduğunu ve raporda buna dikkat çekildiğini kaydeden Saral, “Askeri okullardan atılmış bulunan öğrencilerin sivil yaşamlarında da örgüt tarafından kullanıldığı, ‘bunlar deşifre olmuşlar artık işime yaramazlar’ dememiş olduğu nokta raporda yer alan önemli hususlardan biridir. Okullardan atılanlar örgütün fedai kadrosunda askeri liselerde bir süre görev almışlar, okula devam etmeleri istenen örgüt elemanlarının da kalıcılıklarını okullarda sağlamışlar. Eğer okuldan atılmış bulunan öğrencilerin sivil hayattaki yaşam ve faaliyetlerin takibi istihbarat birimlerinden istenmiş olsaydı yapılanmanın deşifresi daha çabuk yapılmış olurdu” ifadelerini kullandı.

İLTİFAT ÜSTÜNE İLTİFAT

22 yıl önce hazırladıkları “Fethullah Gülen ve Işık Tarikatı” raporunun FETÖ ile ilgili kayıtlara giren ilk devlet belgesi olduğunu anlatan Cevdet Saral, “Ne yazık ki raporu hazırladığımız dönemde siyasi ve bürokratik çevre, Fethullah Gülen’i diyalog, hoşgörü ve uzlaşma sembolü olarak gördüklerinden dikkate almadılar. Siyasetçiler, siyasi yelkenlerini seçmenle doldurmak için cemaate yani örgüte iltifat üstüne iltifat yağdırdı. O gün önlem alınabilseydi bu süreç yaşanmazdı” diye konuştu. O dönem hazırlanan raporun bugüne de ışık tutuğunu söyleyen Saral, “Raporumuzda açık faaliyet gizli hedef üzerine kurgulanmış olan örgütün ne yapabileceğini ilişkin belki silahlı cemiyetten söz etmek şimdilik mümkün değil ancak ele geçirmeyi hedeflediği devlet kurumlarından bazıları (ordu-polis) dikkate alındığında, hedefi topyekûn ele geçirme şeklinde ve bu kurumları yöneticilerinin ışık evlerinde yetişen mensupları tarafından elde edilmesi ile mümkün olacağı gerçeği karşımızdadır. Önlem alınmadığı halde tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından, Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said’e kadar uzanan din görünümlü isyanların, belki de en ciddi, en sinsi, kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmiştik. Maalesef Türkiye FETÖ gerçeğini 7 Şubat MİT olayında, 17/25 Aralık’ta, 15 Temmuz olayında yaşadı ve gördü. O gün önlem alınabilseydi bu süreç yaşanmazdı” diye konuştu.

GURBANOĞLU DOSYASI

Azeri asıllı Palmali Grubu’nun kurucusu iş insanı Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, FETÖ üyeliği iddiasıyla 17 Mart 2020’de tutuklandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve kardeşi Mustafa Erdoğan ile ortaklık ilişkileri bulunan Gurbanoğlu’nun tutuklanması, hem de “FETÖ üyeliği” suçundan tutuklanması kamuoyunda büyük bir şaşkınlık yarattı. Gurbanoğlu dosyasının bilinmeyenlerini okurlarımız için hazırladık. Bakû doğumlu, Sovyet ordusunda görev yapan Gurbanoğlu, Sovyetler’in çöküşünden sonra denizcilik işine girdi. Denizciliğe ilk girdiğinde Azeri devleti için çalışan Gurbanoğlu, daha sonra kendi şirketi Palmali’yi kurdu. 2007’de AKP döneminde, Türk vatandaşı oldu. Ve hızla büyüdü.

MALTA BELGELERİNDE

Gurbanoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesiyle ilişkisi ise 2017’de yayımlanan Malta belgelerinde ortaya çıktı. Erdoğan ailesinin, ceplerinden tek kuruş çıkmadan 30 milyon dolarlık Agdash isimli petrol tankerinin sahibi oldukları bu belgelerde yer aldı. Belgelere göre petrol tankeri için yapılan anlaşmaya aracılık edenler ise Gurbanoğlu ve Erdoğan’ın yakın dostu SOM Petrol’ün sahibi Sıtkı Ayan’dı. Malta belgelerine göre Ayan, 2008’de 7 milyon, Gurbanoğlu ise 2008’den beri Erdoğan ailesine gemi için yaklaşık 23 milyon dolar ödedi.

İDDİALAR VAHİM

Gurbanoğlu hızla büyürken 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. 2017’de Gurbanoğlu hakkında “FETÖ üyeliği” iddiasıyla soruşturma yürütüldü. Gurbanoğlu, tutuklandı. Ne olmuştu da Erdoğan’a bu kadar yakın isim gözden çıkarıldı. Ortada dolaşan ilk iddia, Gurbanoğlu ile SOCAR petrol şirketi arasında itilaf doğduğu ve iş insanının Erdoğan ve AKP tarafından izole edildiği. Bir diğer iddia ise Gurbanoğlu’nun mal varlığına el konulacaktı.

NE SÖYLEDİ?

Gurbanoğlu’nun yargılandığı davada anlatacakları önemliydi. Erdoğan’a bu kadar yakın bir iş insanı ilk kez yargılanıyordu. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkmesi’ndeki ilk duruşmada Gurbanoğlu, soruşturmanın zamanlamasına dikkat çekiyordu. Darbe girişiminin üzerinden 4 yıl geçtiğini ve neden şimdiye kadar hakkında işlem yapılmadığını vurguluyordu.

KALKAVAN TANIŞTIRDI

“FETÖ-devlet ilişkisini biliyorum” diyen Gurbanoğlu, Erdoğan ile tanışmasını sağlayan ismin FETÖ firarisi İhsan Kalkavan olduğunu şu sözlerle anlatıyordu: “İhsan Kalkavan, o zamanlar (2006-2007) armatörler grubunun üyesiydi. Bir tersaneyle çalışmam gerekiyordu. Son ihaleyi İhsan Kalkavan kazandı. Kalkavan, ofisime sık sık gelip gidiyordu, doğrudur. Ancak beni Cumhurbaşkanımız, o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la tanıştıran da İhsan Kalkavan’dır” diyordu. Ancak savunmasında Erdoğan ailesiyle olan “iş ilişkilerine” değinmiyordu.

GÜLEN’LE GÖRÜŞMEYE KİMLER GİTTİ?

Fethullah Gülen ile ilk görüşmesini de anlatan Gurbanoğlu, o görüşmeye Türkiye’den çok sayıda politikacının ve iş insanının katıldığını ise şu sözlerle anlattı: “2007-2008 yıllarında ABD’nin New York şehrinde bir iftar yemeği düzenlenmişti. Türk dünyasının işadamları, bürokrasisi ve ABD’deki politikacılar, Hillary Clinton vardı. O iftara gidenler içinde, benim uçağımda benle beraber bir sürü devlet adamları ve işadamları vardı. 500-600 kişi Türkiye’den insan geldi. Tanıdığımız bütün büyük holdingler, şu an politikada yüksek rütbede olan insanlar vardı o yemekte. Ben de davet devlet tarafından olduğu için hayır demedim. Benim uçağımda benimle birlikte 13 kişi uçtu. Sabah ‘sahura gidiyoruz’ dediler, ilk kez FETÖ’yü orada duydum. ‘Herkes gelecek’ dediler. ‘Gelmesem olmaz mı?’ dediğimde ‘Olmaz’ dediler. Ben gece 3 gibi içki içmiştim, ‘İçkiliyim’ dedim. Bastırdılar, ‘Geleceksin’ dediler gittim. Fethullah’ı ilk görüşüm o sabah oldu.”

KRİTİK SORU SORULMADI

Gerçeklerin ortaya çıkması hedeflenen bir davada, Gurbanoğlu’nun beyanlarının ardından mahkeme başkanının, “Sizinle Pensilvanya’ya gelen isimleri sayar mısınız” diye sorması gerekirdi. Ancak bu soruyu duruşmada ne mahkeme başkanı, ne de taraf avukatları sordu. Halbuki oldukça önemli bir soruydu çünkü kamuoyu FETÖ’nün siyasi ayağına dokunulmadığını, FETÖ’nün iş insanları yapılanmasının ise soruşturmalardan nasıl aklandıklarını biliyordu. Bu nedenle Gurbanoğlu’nun vereceği isimler son derece önemliydi. Ancak birçok FETÖ yargılamasında olduğunu gibi mahkeme heyeti başını kuma gömmeyi tercih etti.