Geçmişin belleği

Bir sonbahar sabahı, okyanus sahili boyunca yürüyüşe çıkmak için en uygun saat. Dipdiri turuncu sabah güneşinin mevsim geçişlerinde usul usul değişen ışığının su yüzeyinde yarattığı tonlar ve gölgeler büyüleyicidir.

18 Nisan 2021 Pazar, 02:00
Geçmişin belleği
Abone Ol google-news

Bölge bitki örtüsü fynbosların arasından okyanusa açılan tahta geçitin bir ucunda ben, diğer ucunda kafasına şapkaları üst üste geçirmiş sokak satıcısı bir kadın... Ufak tefek ama kafasındaki şapka kulesi ile heybetli görünüyor. Elleriyle şapkadan kulesini okyanus esintisinin yarattığı sarsıntıya karşı sabitleme çabası içinde. Tam birbirimize selam vermek üzereyken ayak bilek hizamızdan son süratle bir karaltı geçiyor ve fynbosların arasında gözden kayboluveriyor. Ben donakalıyorum, satıcı kadın panikliyor. Anlık görüntünün kedi büyüklüğünde bir fare olduğunu, kadının korkudan sıçramasıyla yerlere dağılan şapkalarını toplamasına yardım etmek için eğildiğimde anlıyorum. 

Az önce kahvaltı ettiğim kafeteryaya dönüp, gördüğümü anlatıyorum. Güney Afrika’da hijyenin ve sosyal hizmetlerin yetersiz olduğu teneke ev yerleşim bölgelerinde kedileri bile kaçıran farelerin, yatağında uyuyan bebeklere dönem dönem musallat olduğunu öğreniyorum. İlaçlama ve kapan gibi çözümler ile sorunun üstesinden gelemeyen belediye yetkililerinin başvurduğu son çare muazzam yaratıcı! Ekolojik “pençeli baykuş” projesi... 

Çevredeki okulların çatılarına yerleştirilen baykuş yuvalarının kemirgenlere karşı başarılı olabilmesi için ilk adımda yerel halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor. Keza halk kemirgenlerden ziyade batıl itikatlarında şeytani ruh ve cadılık ile özdeşleştirdiği baykuşlardan daha çok ürküyor. Safsatalara inanıp kaçırdıkları baykuşlar nedeniyle hızla artan kemirgen nüfus ancak üç yıl sonra kontrol altına alınıyor. 

‘Kedi indirme’ operasyonu

Tarihte buna benzer en trajikomik örneklerden bir diğeri “Operation Cat Drop - Kedi İndirme Operasyonu.’’ 1950’li yıllarda Dünya Sağlık Örgütü sıtma hastalığıyla mücadele etmek için Borneo Adası’nda kısaca DDT olarak bilinen zehirli bir tarım ilacı kullanmaya karar verir. Zehir sivrisinek nüfusunu azaltır, sıtma salgını kontrol altına alınır. Bir müddet her şey yolunda gider. Süregelen ekolojik av-avcı zincirinde kediler geko kertenkeleleri, kertenkeleler böcekleri, böcekler eşekarılarını, eşekarıları tırtılları, tırtıllar sivrisinekleri yer. Bölgedeki evlerin palmiye yapraklarından yapılma çatılarının çökmesi ile birlikte planda bir terslik olduğu anlaşılır. Saz ve yapraktan yapılma çatılarda yaşayan tırtılları yemesi gereken eşekarılarının DDT uygulamasından sonra sayıları azalmıştır. Arı, sivrisinek ve böceklerle beslenen geko kertenkelesi şanslıdır, her nasılsa zehirden etkilenmez. Ancak aynı şey kediler için geçerli değildir. Kertenkele ile beslenen adadaki kedi nüfusu kırıma uğrar. Kediler azalırken, meydanı boş bulan farelerin istilası başlar. Sıtmadan kurtulan halk, bu kez veba ve tifo hastalıklarının pençesine düşer. Dünya Sağlık Örgütü acil gündemle toplanır ve adaya farelerle doğal mücadele timi olan kedilerin gönderilmesine karar verilir. Ancak bölge sarp ve yoğun ormanlıktır. Bu yüzden İngiliz Hava Kuvvetleri kedileri ormanın derinliklerine paraşütle indirmeye karar verir. 1960’ta Borneo Adası gökyüzünü düzinelerce paraşütlü kedi kaplar. Hava indirme birliği mensubu “kediler” yerel halk tarafından kahramanlar gibi karşılanır. 

Bir başka hikâye ise hayvanlar aleminin tasarım ve mühendislik dehası kunduzlara ait. Ekosistem içinde kunduzlar evlerini akarsuların içine yapar. Kızıl dişli kunduzlar (dişlerinin yapı taşlarındaki demir nedeniyle) kemirdikleri ağaçlar ile akarsuyun önünü keserek, debisini azaltır. Yığdıkları ağaç parçaları ile baraj kurarak durgun bir gölet oluşturur. Açtıkları kanallar ile suyu çevre topraklara kontrollü şekilde yayan kunduzların yaşadığı bölgeler orman yangınlarından en az etkilenir. Bu yüzden ABD’nin Idaho eyaletinde 1950’lerde erozyona uğramış alanları canlandırmak için baraj kurma ve sulama dehası mühendis “kunduz çiftler” pilotların eşlik ettiği bir operasyonla paraşütle su kaynaklarının yanına indirilir. 

Yağmalanan doğal döngü

1960’lı yıllar, Peru Güney Pasifik Okyanusu akıntılarının taşıdığı balık sürüleri ile beslenen pelikan ve martılar yıllar boyunca azot, amonyak, fosfat ve alkali tuzlar açısından zengin olan dışkılarını (guano) anakaraya çok yakın adalara yığar. 1850’li yıllarda organik gübrenin gücünü kavrayan Avrupalı tüccarların ithal ettikleri bol miktarda guano, Kıta Avrupa’nın verimsiz topraklarının şifası olur. Verimleşen toprak açlığa çare olur. Gel zaman git zaman 1960 yılında ABD ve Avrupa’daki hayvan çiftliklerinin beslenme ihtiyacı balık ununa olan rağbeti artırır. Peru kıyılarındaki ringa sürüleri balık unu yapımı için kontrol dışı avlanır. Kuşlar besin bulabilmek için balıkçı teknelerini izler, bir süre sonra da yorgunluktan suya düşüp boğulur. Önce balıklar gider ardından kuşlar... Doğanın döngüsü yağmalanır. O tarihlerde Lima şehrinin ana caddelerinde yiyecek ararken ölen pelikanları görmek günlük hayatın bir parçası haline gelir. 

Geçmişin belleği görmek isteyene, dinlemeyi bilene ders alınması gereken örneklerle dolu. İnsanoğlunun büyük başarı olarak gördüğü sinsi imha araçlarının, asri zamanların talan mekanizmalarının ve yağma kültürünün neden olduğu devasa kayıplar dehşet verici boyutlara ulaşmış durumda. İnsanoğlunun doğa ile girdiği üstünlük oyununun kazananı olur mu? Bu öyle bir oyun ki oyunda bir taraf galip gelince, artık iki tarafın da mağlup olduğu kesinleşir.

[email protected]