Gençleri cezbeden tabure kafeler

İstanbul'un en popüler merkezlerinde, küçük kapalı alanlardan kaldırımlara, geçitlere, sokaklara, meydanlara doğru yayılıyorlar. Tıklım tıklım dolu. Gençlerle.

14 Haziran 2015 Pazar, 20:17
Abone Ol google-news

İstanbul'un en popüler merkezlerinde, küçük kapalı alanlardan kaldırımlara, geçitlere, sokaklara, meydanlara doğru yayılıyorlar. Tıklım tıklım dolu. Gençlerle. Sabahın erken saatlerinden ertesi günün ilk saatlerine kadar açıklar. Yüzlerce bardak çay tüketiliyor alçak masalarında. İşletmecilerine ya ismiyle, ya abi ya da amca diye sesleniliyor. Kapı komşuları afili kafelerle aralarında fiyat uçurumu var. 1-2 liraya çay, 3–4 liraya kahve içiliyor. 

Gelenler samimi buluyor bu mekanları. Hasırlı, ahşap alçak taburelerinde gençlerin saatler, hatta gün geçirdikleri oluyor. Galiba sihirleri burada. Küçük alçak tabureler. İnsanları birbirine yaklaştıran, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak yapılan sohbetler, tatlı şakalarla geçen anlar. Gösterişsiz ama sahici. Tabure kafeler adını yakıştırdığımız bu güzel mekanlar, aslında Türkiye'nin birçok kentinde eski zamanlardan beri var olan çay ocakları, esnaf kahveleri. Kapısının önüne, güneşe üç-beş tabure atıp lafa dalınan, tavla oynanan geleneksel bir yaşamdan bugünün büyük şehir gençlerine miras. Tabii onların kattığı havayla, enerjiyle başkalaşarak. Kızlı erkekli, kadın kahkahalarının da yükseldiği yerler olarak. 

 

Bizi ismiyle tavlayan 

Sokak Kahvehanesi

Tünel Meydanı'ndan Galata yönüne inerken ilk sağda, üç sokağın birleştiği yerde. Tabureleri sağa ve sola doğru duvar dibinden uzuyor. Bir yandan da sanki sokağı içerisine çekmiş. Arnavut kaldırımı kafenin kapalı alanında devam ediyor. İnsanlar sohbete dalmış. Tost uzun servis tabağıyla geliyor. O küçük masanın üzerini iyi organize etmen gerek yoksa sığamazsın. 

Yunus Albayrak 34 yaşında. Aktör. Eğer izlediyseniz Galip Derviş dizisinden hatırlarsınız. Tabureli kahvehanesini ondan dinliyoruz:

"1,5 sene önce açtık. İnsanlar çok bunaldı artık büyük alışveriş merkezlerindeki o kasıntı yerlerden. Böyle salaş, insanların daha rahat edeceği bir konsept düşündük. Bu muhitte bir estetik var. Sokağı içeriye doğru devam ettirdik. Ben esasında Diyarbakırlıyım, bizim orada yaygın böyle yerler. Zaten hani çok gördüğümüz, bildiğimiz konsept bizim için. Burada olunca bir farklı geliyor."

Yunus Albayrak taburelerini Tahtakale'de yaptırıyormuş. Söylediğine göre tabureler çok marifetli. Hem çok insan aynı anda oturabiliyor mekanda, hem de sirkülasyon sağlıyormuş. "İşin esprisi bu" diyor, "ama işte pozisyon değiştire değiştire oturuyorlar." Taburede oturmak koltuklarda yayılmaya benzemiyor ama iş fiyat politikasına gelince tabure keyif olup çıkıyor.

Albayrak’ın tespitleri de isabetli: "İnsanlar bir kere şunu düşünüyorlar; biz burada bir çay içip, oturup gidebiliriz. Hani zorla birileri bize bir şey satmaya çalışmaz. Ya da bir çaya 5-10 lira ödemeyiz. Böyle olduğu için her kesimden insan, burası benim bütçeme illa ki uygundur, diye düşünüyor." 

En çok çay tüketiliyor. Yazın bir günde ortalama bin bardak çay satarken, kışın bu 200-250'ye düşüyor. Albayrak "Tabii yaz dediğin, üç-dört ay değil. Havanın yağışlı, çok soğuk olmadığı günler. Yani sekiz ay filan" diye açıklamayı da ihmal etmiyor. Saat sabah 8'den gece 2-3’e kadar açık. Gece müşterisi tamamen değişiyor. Akşam 8’den sonra gelenlerin yüzde 85'i Avrupalı turist.

 

Melisa Gürdal

20, mimarlık öğrencisi

Neredeyse hayatım burada geçiyor. Ortam sıcak çünkü. Daha içten geliyor diğer yerlere göre. Onun dışında Galata’nın, İstiklal Caddesi’nin dokusunu seviyorum. Her türlü insan bulabiliyorsun. Evet, tabureler rahatsız. Ama arkadaşlarla geldiğinde o kadar önemli olmuyor ki. Önemli olan oradaki sohbet muhabbet.

 

Can Ekşioğlu

21, inşaat mühendisliği öğrencisi Aslında ben daha rahat oturabileceğim yerleri seviyorum. Melisa'nın ısrarıyla geliyorum. Ama ortam sıcak, o konuda haklı.

Yunus Albayrak

Bak burada daha yakınız. Kocaman iki koltuk düşün, arada masa. Aramızdaki mesafeyi açar...

 

 

 

Tabure cenneti: 

Hazzopulo Pasajı

Beyoğlu, Hazzopulo Pasajı'nın avlusundan Panayia İsodion Kilisesi'nin kapısına kadar uzanıyor. Çay ocağından aralıksız çay çıkıyor. Mustafa Kayacan ya da müdavimlerinin seslendiği hitapla Mustafa Amca, tabureli çaycıların kralı. 30 yıldır bu işi yapıyor. 50, 51 ya da 52 yaşında. O da tam olarak bilmiyor:

"Burayı 1985'ten beri işletiyorum. Önceleri sırf esnafa hitaben çalışıyorduk. Çay, kahve filan. Hep tabure vardı. Hiç değiştirmedik. Eski yeni, kırılanı yeniledik tabii ama aynılarıyla. Bunları Tahtakale'den alıyoruz. İnsanlar için en rahatı bu. Böyle salaş, rahat bir yer. Mesela insanlar böyle geliyor, merdivene oturmak istiyor. Kendi halinde. Kalabalık, sırt sırta... İnsanlar bu haliyle seviyor yani, birbirleriyle kaynaşıyorlar."

Günde ne kadar çay satıldığının "matematiğini yapmıyoruz" diyor Mustafa Amca. Ama hep böyle yoğunmuş. Sabah erken saatte kapıları açıp gece 2-3… Ne kadar giderse. En çok da üniversite öğrencileri geliyormuş. Bir de anekdot aktarıyor Mustafa Kayacan: "Adamın biri bir gün bana Mustafa Amca biliyor musun, miting alanına daha rahat giriyorum. Sizin buraya daha zor girdim, dedi. Öyle kalabalık oluyor bazen." 

Onun tabureleri memleketi Ağrı'dan. "Ben en yüksek yerde doğdum, şehre indim. 63'ten beri gittim geldim devamlı. Baktım gidip gelmenin bir sonu yok, çünkü ekmek burada. Çoluk çocuk burada, iş burada. Hayatımdan çok memnunum. Bende de bir cinslik var. O cinslik şahsıma, bedenime ait. Neden biliyor musun? Adam diyor ki, yaz gelse de bir tatile gitsem. Ben de diyorum ki sabah olsa da bir çalışsam."

 

 

Mustafa Amca 

Gençlerle beraberim. Ben onlara çok sevgili, onlar bana çok saygılı. Gençler bana bir enerji veriyor. Niye yaşlanayım?

 

 

Gülsüm Çevik 

18, Lise öğrencisi Buraya gelirim. Tipimden de belli zaten, ben çok kasıntı yerlere gelemem. Buradan da iyisi biraz zor bulunur. Hem bütçeye uygun hem rahat. Kasma yok. Tabureler filan, bildiğin halkla bütünleşmiş bir yer zaten. Kasıntı tipler yok. Biraz rahatsız ama oturdukça alışıyorsun. Son zamanlarda da herkesin gözde mekanı. Rahat, cebe uygun. 

 

Antikacılar arasında yol boyu

Ethem Bey çay ocağı

Burası Kadıköy'de 20 yıldır var ama tabureler 5 yıl önce eklenmiş. Geniş kaldırıma antika eşyalarla beraber yayılmışlar. Çalışanlardan Hasan Sen Yücel, 57 yaşında. Ayakkabı modelisti.

"Burası 20 yıl evvel işhanının çay ocağı olarak açıldı. Beş yıl önce talep geldi, biz de taburelerimizi dışarı koyduk. İşler hava durumuna bağlı. Fenerbahçe'ye yakınız. Maç olduğu günler daha yoğun oluyor. Cumartesi günleri insanlar alışverişe geliyor. Kadıköy merkez ya, onun tesiri oluyor. Tabureler esasında ayakkabıcıların oturduğu tabureler. Bir kısım insanlar böyle istiyor. Bir kısım da arkalıklı istiyor. Kısa süreli oturanlar bunlarda oturup gider. Uzun oturanlar için hem sandalye vardır hem de yanında kolçak vardır. Kolçak yoksa ‘Otur, kalk, git’ demektir. Kolçak varsa uzun oturulur ama çayın fiyatı 1-2 lira değilde, 5-10 liradır. Bizde ortalama 30 dakika oturulur. Hep bir devirdaim oluyor haliyle. Sabah 7’den akşam 9’a kadar açığız. Bir şeyin geliri azsa çok çalışacaksınız. Başka çare yok. Takribi günde 500 bardak adet çay satıyoruz. Tabureler bence devam etmez. Türkiye'de bazı şeyler trenddir. İnsanlar buraya oturuyor. Cep telefonuyla ilgileniyor. Yürümekten ziyade burada cep telefonuyla daha rahat ilgileniyor. Internete giriyor, çay içiyor, gidiyor."

 

 

 

Veysel Çolak 

31, müzisyen

 Burada çay içmekle gidip endüstriyel bir yerde bilmem ne çaycısında, 50 bin şubesi bulunan çaycıda içmek farklıdır. Burası samimi, sıcak.

 

Cihan Mutlu 

33, fotoğraf editörü

 Burada daha birbirine dönük bir iletişim oluyor. Açıkta, sosyal alanın bir parçası oluyorsun, sokağın bir parçası oluyorsun.

 

 

Hasan Sen Yücel

Hep bir devirdaim oluyor.