Göcek’in İçyüzü...

Göbün, Bedri Rahmi, Küçük Sarsala ve Manastır, mavi yolcular için Göcek’in gözbebeği sayılabilecek koylar. Hem hâlâ korunan doğası, hem tarih ve kültür mirasıyla..

25 Mart 2015 Çarşamba, 10:58
Abone Ol google-news

Bu koyların doğal güzelliklerini yaklaşık 30 yıldır koruyanlar; bu koyları Fethiye bölgesindeki hem günübirlik turla çıkanlar hem de tekne ile tatil yapanlar için bir cennete çevirenler, bugün il özel idaresi ile kira sözleşmeleri yok sayılan Yörük aileleridir. Yıllardır gezilerimizde bu koylara uğrarız. Kendilerini riske atarak fırtınada zora düşmüş kaç denizcinin hayatını kurtardıklarına, Göcek Koyu’nda çıkan yangınları ailece seferber olup söndürdüklerine, tesisleri için 10 km. mesafeden her sabah üstüne 3 tonluk su tankı monte edilmiş kayıklarıyla su taşıdıklarına, yine kayıkla 8 km. mesafeye tüm denizcilerin çöpünü götürdüklerine gözlerimizle tanık olduk.

Her yıl sonu bu aileler çoluk çocuk deniz ve kıyı temizliği yaparlar. Bu temizliklerden birine şahit oldum. Göcek’in gözbebeği dediğimiz bu koylarda denizden çıkarılan pislik içinde aküler, otomobil lastikleri, kırık iskemleler, her tür hırdavat malzemesi yanında bir buzdolabı bile vardı. Yıllar içinde karayolu olmayan bu koylara kendi imkânlarıyla su hattı çektiler, önce jeneratör daha sonra güneş enerjisi ile elektrik temin ettiler. Son yıllarda özellikle gençleri pek sevindiren wi-fi alanı bile oluşturdular.

Denize de denizciye de dost oldular...

Biz de dahil olmak üzere yeni yelkencilere öğretmen oldular. Yabancı yatçılara da esaslı bir turizm elçisi... Bu koylardaki mütevazı restoranlarda Abramovic de, Katar Şeyhi de, Dustin Hoffman ve Uma Thurman da ayıla bayıla yemek yediler. Bir gün Monaco Prensesi Caroline’in oturacak masa bulunamadığı için 45 dakika Göbün’ün kırık dökük ahşap barında sıra beklediği de efsane değil, gerçektir. Aynı restoranda yaz aylarında özellikle hafta sonu gecelerinde 200-300 kişiye kadar müşteri vardır. Lojistik imkânları son derece sınırlı bu mahrumiyet bölgesi için komik sayılabilecek fiyatlarla yemeklerini yer, eğlenirler. Masalar arasında bir dolaşın her gece değişen müşterilerin en az yarısının 20-30 kişilik servis çalışanlarına isimleriyle hitap ettiklerini, onların da “bilmemne abi, bilmemne abla hemen geliyor” diye koşuşturduklarını görürsünüz. Yani bu insanlar denizcilerin gerçekten dostu olmayı da başarmışlardır. Bunlar konunun, kiracı Yörük ailelerinin o koylardaki hakkına işaret eden insani yönü. Bir de maddi yönüne bakmak lazım...

Göcek koyları boşalsın mı isteniyor?

Oldu bittiye getirilmek istenen ve tesisleri işletenlere haber bile vermeden yangından mal kaçırırcasına düzenlenen bu ihale gerçekten vahim.

Birkaç açıdan vahim..

* Birincisi bu 4 koydaki tesislerde yaşamını kazanan ve denizcilere dostluklarıyla bilinen 50 civarında aile mağdur ediliyor. Bu insanların İl Özel İdaresi ile kira sözleşmeleri vardı. Orman Bakanlığı “Ben bu sözleşmeyi tanımam, en yüksek parayı verene ihaleyi veririm” diyor. Peki Türkiye’nin deniz turizmi potansiyelinin önemli bir varlığından söz ediyoruz. İhaleye aday olanın “tarihi bağı ve yeterliliği” geçersiz bir konu mu?

* İkincisi şu ana kadar söz konusu 4 ihale için 100’e yakın girişimci ihale dosyası almış. Her koy için 80-120 bin lira muhammen bedelle başlayacak ihalenin açık artırmada en az 250 bin, biraz fantezi gibi görünse de 500-600 bin liraya kadar yıllık kiraya ulaşabileceği tahmin ediliyor. Şu anki kiranın 5-10 katı olan bu maliyet nereden çıkarılacak? Bu koyların kapasitesi, günlük ağırlayabileceği insan sayısı belli.

* Üç.. Bölge dışından ihaleyi astronomik rakamlarla kazanacak kişiler Fethiye’den- Göcek’ten getirecekleri personelle, bir personel barınma mekânı bile yasal olarak bulunmayan C-Tipi Mesire Yeri’nde karşı karşıya kalacakları yüksek maliyeti kimden çıkaracaklar?

* Dört: Orman Bakanlığı ihalesinde bu koylar için “Boş olarak kiralanacaktır” diyor. Oysa Göcek’te bir kez denize çıkmış herkes biliyor ki, bu tesisleri 30 yıldır işleten aileler iyi-kötü kazançlarının ciddi bir bölümünü bu koyları denizciler için uygun hale getirmeye yönelik yatırıma ayırdılar. İhaleyi normal bir iş insanının vermeyeceği bedellerle kazanacak insanlar ya bu tesisleri satın alacaklar ya da sil baştan kuracaklar. Peki bu maliyeti kime yansıtacaklar? Astronomik maliyetlerle bu koyları çalıştırmaya soyunanlar ya maliyetlerini denizcilere ödetmeye kalkarlar ve kimse kapılarına uğramaz, Yunan Adaları’na deniz göçü iyice hızlanır. Ve batarlar! Ya da bu maliyet yeni işletmeciler tarafından sineye çekilmeye kalkışılır ve bu tesisler yine iflas eder.... Orman Bakanlığı da ikinci yıl kira tahsilatı yapamaz! O halde şu soruyu sormak lazım: Bu ihale neden yapılıyor. Yorumu size bırakıyorum...

KONUK YAZAR ALİ BORATAV