‘Gözünüze şiir değsin!’

Sanırım ilk şiirden günümüze ‘göz, bakış, görmek, bakmak’ sözcükleri ve bunlara bağlı olarak ‘seyretmek, gözlemek, göz etmek, göze almak, gözden düşmek, kör göz, görmemek, gözüm üstünde, nazar etmek, göze gelmek, göz süzmek, göz yummak, göz yaşı, gözde olmak’ gibi deyimler, tamlamalar şiirlerde kullanılagelmiştir.

03 Nisan 2021 Cumartesi, 00:05
Abone Ol google-news

BAKIŞ BİR KİMLİKTİR!

“Ben nerde bir çift göz gördümse/ Tuttum onu güzelce sana tamamladım”.

Cemal Süreya bu dizelerle gözün bir insanı simgelediğini, tamladığını anlatırken Ülkü Tamer, “Yürürken o bakışını bırakma/ kasketin gibi kendine ekle onu” diyerek bakışın bir kimlik olduğunu ifade eder.

“Gözdür alemi gezer/ Gönül biriynen olur” der Neşet Ertaş. Bir dizemde; “Kocaman pencere olurdu gözlerim” derken gözün tüm canlılar için yaşamı, dünyayı görme, tatma yeri olduğunu imlemiştim. Bir de ‘gönül gözü’, ‘iç göz’ var ki, o da halk ve tasavvuf şiirinde önemli bir yer tutar.

“Bana kara diyen dilber/ Kaşların kara değil mi/ Yüzünü sevdiren gelin/ Gözlerin kara değil mi” diyen Karacoğlan, birçok halk ozanı ve şair gibi, kaş-göz ve saç imgelerini beraber kullanır.

Nâzım Hikmet, “Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine” ya da “Gözlerindeki tadını düşün/kıpkırmızı güneşin” dediği gibi; Arif Damar da, “Duran el/ gitmeyen ayak/ bir göz ki/ arkasında bir ölü gözü” der.

Attila İlhan’ın, “Gözlerin gözlerime değince/ felaketim olurdu ağlardım” diyen şiiri ezberimizdedir. Ruşen Hakkı görmek fiilinden yola çıkarak, “Dilini öğrendim böceklerin/ otlarla gördüm gökyüzünü” dizelerini yazar.

Metin Eloğlu, “De, bir kırlangıç alacası bile göremedim/ o kamçı gibi İstanbul tüneklerinde/ Hiç kimse çağırmasa da hep kalkıp gittim” der. “Ateşler yaktım ısındım karanlığında/ yoluma çıktıkça gözlerinin akşamı/ ne ürkek ne büyük olduklarının akşamı” diyen Kemal Özer, sevgiliyi gözlerinin sıcağıyla anar.

GÖZLERİNDEN BELLİDİR!

Ahmet Necdet, “Ben bir İnegöllüyüm/ İnegöl tatlı yurdum/ ilk kez orda açtım dünyaya gözlerimi” diyerek yaşamını anlatır. Salâh Birsel, “Ben şiir yazmasını bilmem/ ama ben bekledim o yazları/ kibar gözden yaş gelmez/ çok yaşadım, çok öldüm” diyerek ironisini sezdirir.

Sabahattin Kudret Aksal, “uyandım uyandım hep seni düşündüm/ Yalnız seni, yalnız senin gözlerini” derken; Orhon Murat Arıburnu, “Gözlerin, gözlerime rasgele değse/ dizlerin, dizlerime, yağmurlar yağar içime/ taa içime” dizelerini yazar.

Göz sanatın her dalında önemlidir. “Gözlerinden bellidir Cevriyem/ Sende de kara sevda var” şarkısı eşliğinde izlediğimiz Fosforlu Cevriye unutulur mu? Çoğu türkülerde ela, kara, zeytin, bal rengi, zümrüt, deniz, kahve renkleriyle anılır. Bazen de “Tek bana gösterme cinli gözlerin” denir.

Nâzım’ın “Karım benim/ gözleri baldan tatlı arım benim” şiirini çoğumuz biliriz. ‘Yüce dağ başında yatmış uyumuş/ ela gözlerini uyku bürümüş’, ‘Senin en güzel yerin/ kahverengi gözlerin’/ ‘Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne’/’Kara gözlüm efkârlanma gül gayrı’/ ‘Bak yeşil yeşil’, ‘Gözlerin bir içim su’ gibi şarkı ve türküleri ömrümüzde göze dair seslerdir.

CEFA ÇEKTİRİR, DELİ EDER, MAŞUKU ÖLDÜRÜR!

Bakmak, görmek eylemleri yaşamdaki birçok durum için kullanılırken ‘göz’ daha çok aşk şiirlerinde, özellikle de güzellemelerde sık geçer, erkek şiirinde kadını işaret eder. “Ahu göz, ceylan göz” ifadelerine divan ve halk şiirinde çok rastlarız. Hatta bazı dizelerde gözler katildir, maşukunu öldürür. Cefa çektirir, deli eder.

Fuzuli, “Gül-i ruhsârına karşı gözümden kanlu akar su/ Habibim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı” derken Mihri Hatun da, “Sevgili, ‘yolumda canını terk kıl, gözüm kan görmeye meyillidir, hemen çabuk ol’ dedi. ‘Gözüm üstüne’ dedim” dizeleriyle aşkın gücünü yazar.

Ümit Yaşar Oğuzcan, “Ben senin en çok gözlerini sevdim/ Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil/ Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar/ hiçbiri gözlerin kadar anlamlı değil” derken; Hüseyin Ferhad, “Uğrunun tekiydi herhal/ Nesepsiz bir harami/ Ezilmiş bir çift üzüm/ Gibiydi ama kara gözlerin” der.

KADIN YAŞAMINDA GÖZ!

Betül Tarıman, “Gözlerimde uçsuz bucaksız ırmaklar yıkanıyor” der. Arzu K. Ayçiçek, “Düşündükçe büyüyorsa gözleri Sümbül hanımın/ bahçesinde oynayan çocuklara bakarak” dizeleriyle kadın yaşamına gönderme yapar.

Lale Müldür, “Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti/ Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı” derken; Bilsen Başaran, “Gözlerinin uzun öykülere düşmesi ne güzel” der.

Ahmet Günbaş, “Gözlerini göndersen biraz kalsalar” diyerek özlemini dile getirir.

Dilruba N. Erenler, “Yüzündeki öfkeyi kimliksiz dolaştıran/ göz avlusunda bir çift turna” der. Tarık Günersel, “engeller aşa aşa/ mağaranla baş başa/ kalınca iç gözle bak/ gizlerle sarsılarak” dizelerinde ‘iç göz’ü söyler.

Cevahir Bedel, “ölüm sayfasına yazmayın beni/ ben gözlerimi kocaman açıp/ boynuma dolanmaya yaşamı çağırdım” derken; Gültekin Emre, “Öğlen/ sonbahar şiirleri geliyor aklıma/ ölü gözler gibi dizeler”i yazar.

Tuğrul Keskin, “Gözlerim hiç yeşil olmayacak/ kederden bu gece” der.

“Kimsesiz çocuklar geçti gece yarısı/ korkudan büyümüş gözleriyle” dizeleriyle Gülsüm Cengiz kimsesiz çocukları işaret eder…

“Susamak Zamanları” şiirimde, “Ölür gideriz gözümüz açık/ kimse görmez susadığımızı/ erir hasretler, yerin altına iner/ kardaki sudur/ sızlatır ırmağı usulca” derken başka bir şiirde “Gözlerin bir yoldu/ içinden geçerek sana geldiğim” demiştim.

Gözünüze nazar değil, şiir değsin...