Güç odaklarıyla mücadele sürüyor! Barış Doster’in yazısı...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 26. Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ kaleme aldığı, ülkemizin siyasi tarihini iç ve dış dinamiklerle ortaya koyduğu ve tümü Kırmızı Kedi Yayınevi’nce yayımlanan serinin ilk cildinde; Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi’ni yazmıştı. İkinci cilt, Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi (1923 - 1961), üçüncü cilt ise Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi (1961 - 1980) isimlerini taşıyor.

21 Mayıs 2021 Cuma, 00:05
Abone Ol google-news

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 26. Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bir süredir hedefte. Hedefte olmasının nedeni de, Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi (1961 - 1980) isimli kitabı kapsamında, gazetemizde arkadaşımız İpek Özbey’e verdiği röportajda, 27 Mayıs ve Adnan Menderes’e ilişkin sözleri.

Bu sözlerin benzerini sanki pek çok tarihçi, gazeteci, siyasetçi, bilim insanı söylememiş gibi, Başbuğ’a acımasızca yükleniliyor. Hatta hakkında dava açılıyor.

Peki, kitap, medyada öne çıkan ve Başbuğ’a dava açılmasına neden olan bu görüşlerden mi (birinci bölüm) ibaret? Hayır. Çok daha fazlası. Öncelikle bu kitap, bir serinin üçüncü kitabı. Devamı da gelecek mi, bekleyeceğiz.

Tümü Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan serinin ilk cildinde Başbuğ; Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi’ni yazmıştı. İkinci cilt, Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi (1923 - 1961), üçüncü cilt ise Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi (1961 - 1980) ismini taşıyor.

Üç kitap da, ülkemizin siyasi tarihiyle ilgilenenler için başvuru kaynağı niteliğinde.

Başbuğ kitabında yakın tarihimizin tüm önemli kırılma noktalarını, siyasi gelişmelerini ele alıyor. Genel seçimler, koalisyonlar, darbeler ve darbe girişimleri, planlı kalkınma dönemi, Kıbrıs sorunu, Yunanistan’la ilişkiler, Arap-İsrail gerilimi, siyasal İslam öne çıkan bölüm başlıklarından bazıları.

Cumhuriyetçi, Atatürkçü bir asker olan Başbuğ eskilerin iktisadı siyasi dedikleri, günümüzde siyasal iktisat veya ekonomik politik olarak kullanılan bir yaklaşımla kavrıyor pek çok gelişmeyi.

O nedenle siyasi tahlil yaparken, iktisadi tahlil de yapıyor. Toplumsal arayışları, sınıf çelişkilerini de gözetiyor.

Başbuğ, Cumhuriyet kurumsallaştıkça, milli egemenliğin kurumlar eliyle kullanılmasının pekiştiğini, bunun ise sağ partiler tarafından benimsenmediğini, o nedenle 1961 Anayasası ve onun demokratik kurumlarına tepki verildiğini ifade ediyor.

Bu tepkilerin de önce 12 Mart 1971, ardından da 12 Eylül 1980’de ortaya konduğunu, sonra da 1982 Anayasası’yla tamamlandığını belirtiyor. 12 Mart ve 12 Eylül’de ABD’nin rolüne işaret ediyor. Nihat Erim’in başbakan olmasıyla, İsmet İnönü’nün CHP içinde güç kaybına uğradığını anımsatıyor.


ABD’NİN TÜRKİYE’DEKİ NÜFUZU

İlker Başbuğ’un kitabında, ABD’nin Türkiye’nin siyasetinde, kurumlarında, sivil - asker bürokrasisinde, iş dünyasında ne kadar etkili olduğunu gösteren çok sayıda olay anlatılıyor.

ABD başkanlarının, başkan danışmanlarının, dışişleri ve savunma bakanlarının Türkiye’yle ilgili gelişmeleri nasıl büyük bir dikkatle takip ettikleri, Türkiye’den üst düzeyde bilgi ve haber kaynaklarına sahip oldukları ortaya konuyor.

ABD çıkarları için, Türkiye’nin iç ve dış siyasetine, ekonomik tercihlerine nasıl müdahale ettikleri, hani siyasi aktörleri destekledikleri sıralanıyor.

Kitapta, PKK terör örgütünün çıkışı, sol örgütlerdeki iç kavgalar, CHP’deki çalkantılar ve İsmet Paşa’nın genel başkanlıktan ayrılışı, Milliyetçi Cephe hükümetleri, kontrgerilla, 12 Eylül darbesi öncesindeki siyasi ortam da dikkat çeken bölümler arasında.

Bölüm uzunlukları makul, okuru yormuyor. Bazı bölümlerin başında kuvvet dengesini, karşıt aktörleri gösteren bir tablo yer alıyor. Sonunda ise yaşanan olaylar, neden - sonuç ilişkileri içinde maddeler halinde sıralanıyor. Bu da kitabın okunmasını kolaylaştırıyor.

1961 - 1980 dönemini yedi safhaya ayırarak inceleyen Başbuğ’un kitabının hemen başında, sunuş bölümünde yaptığı şu yaygın saptama da, Osmanlı Devleti’nin duraklama döneminden itibaren tartıştığımız temel sorunun, aslında hiç değişmediğini ortaya koyuyor: “Ekonomik çöküntü ile siyasal çöküntü arasında doğrudan ilişki vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren ana neden imparatorluğun ekonomisinin iflas etmesiydi. 1958’de ve 1978 - 1980 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımlar, siyasal krizleri tetiklemiştir”.