Guguklu saatler sevgisi

Yamaçlar yemyeşil; üzerlerinde koyunlar, inekler, tepeler silme kayın, meşe ve çamın çeşidiyle dolu. Güney Almanya’ya sonunda ilkyaz geldi. Yağışlı haftaların ardından her yer yeşerdi. Derelerde sular köpüre köpüre akıyor, kimi yerde küçük çağlayanlar oluşuyor.

23 Mayıs 2021 Pazar, 02:00
Guguklu saatler sevgisi
Abone Ol google-news

Bir buçuk saatlik yolculuğun ardından trenden indiğimiz Triberg, dar bir vadinin yamaçlarına kurulmuş, şifalı suları ve guguklu duvar saatleri ile ünlenmiş bir kasaba. 1730 yılında Schönwald’lı saatçi Franz Ketterer’in buluşu olan, ıhlamur ağacından yapılan bu saatler bir Kara Ormanlar simgesi. Birçok yabancı için hâlâ guguklu veya kuşlu saat demek Almanya, Kara Ormanlar demek! Üstün el işçiliği gerektiren bu duvar saatleri ülkenin geleneği. 

Almanya’nın, Fransa ile İsviçre sınırına yakın bu yöresi kuşlu saatlerin doğduğu topraklar! Yörede yapılacak bir gezide Triberg’e yakın Schonach ve Schönwald’dan başka Furtwangen’e de uğramak bir zorunluluk. Alman Saat Müzesi bu kentte. Müzede sergilenen olağanüstü güzellikte 1200 tarihi saatin karşısından ayrılmak hiç de kolay değil. Kimileri bir dolap büyüklüğünde ayaklı saatler, kimileri paha biçilemeyen küçük cep saatleri. Müzede değişik dönemlerden ve ülkelerden kilise kulesi saatleri, değişik melodiler çalan müzikli saatler de var.

DAKİK ÇALIŞIYOR

Triberg’den Schonach’a uzanan yol karaçamların arasından, suları bol küçük derelerin kıyısından, çatıları dört köşe köy evlerinin önünden geçiyor. En başarılı ustaların çıktığı söylenen Schonach’ta, Josef Dold’un 1970’te yapmayı başardığı dev saat bildiğimiz saatin tam 50 katı büyüklüğünde. Triberg’de bir evi andıran başka bir “guguklu saat” duruyor. Tabii ikisi de dakik çalışıyor. Son 15-20 yıldır Çinli yapımcılar bu “Kara Ormanlar Guguklu Saatleri”ne de el attı... Yöreye gelenler isterlerse Triberg’den yola çıkarak Güneybatı Almanya’nın olağanüstü doğasında yapacakları iki günlük bir yürüyüşle güzel göl Titisee’ye de ulaşabiliyor. Göz alabildiğine çayırlar, çam ormanları, yer yer kayınlar, meşeler yürüyene yol boyunca eşlik ediyor. Ötelerde, uzaklarda bir yerde, koyu mavi, kara doruklar, güneyin en yüksek dağı, 1500 metrelik kayak merkezi Feldberg. Yamaçların bitiminde, aşağıda vadilerde, çayırların ortasında kocaman çiftlik evleri. Zamanı olan yürüyüş meraklısı, üzerinde küçük gemilerin gezindiği göl kenarında geceledikten sonra güneye uzanıp üç ülkenin gölü Konstanz kıyılarına inebilir. 

II. ABDÜLHAMİT’İN SAATÇİSİ MEYER

Şimdi şöyle bir uzak geçmişe gidelim. Yıllardan 1938. Semiha Güzelhisar ile evlenen Burhan Arpad günün birinde Osmanbey’deki evine kolunun altında bir karton kutuyla gelir. İçinde bir saat vardır. Koskocaman bir Kara Ormanlar guguklu saati! Onu Karaköy’deki “Alman saatçi” Emil Meyer’den almıştır. Oğlu da torunu da yarım saatte bir yuvasından çıkıp “guguk” diyen kuşun sesiyle büyüdü... Johann Meyer, 1876’da Berlin’den Sultan II. Abdülhamit’in sarayına saatçibaşı olarak gelir. Şehzadelerin, hanım sultanların, vekil ve nazırların, yüksek memur ve komutanların saatleriyle ilgilenir. Ancak saraydaki entrikalardan rahatsız olmaya başlayan Meyer, 1878’de Yıldız’daki görevinden ayrılır. Fransızların inşa ettiği “Tünel” kısa süre önce açılmıştır. Meyer, hemen Karaköy çıkışına çok yakın bir sokakta bir dükkânı devralır. Avrupa’dan saatler getirtir, saatler tamir eder. İstanbul’da ünlenir. 1895 yılında Dolmabahçe Saat Kulesi’ne Fransa’dan satın alınan Paul Garnier yapımı büyük saatleri takar. Meyer sülalesi saatçilik mesleğine 1981 yılına kadar Karaköy’deki dükkân ve imalathanelerinde devam eder. 

Yıllar sonra, üniversiteye gittiğim yıllarda çevirmen olarak çalıştığım Heidelberg Baskı Makineleri temsilciliği de Meyer’le aynı sokaktaydı. Şirketin, Almanya Heidelberg’deki merkeziyle 1935’te bir sözleşme yapmış olan Yunus Nadi, Willi Blümel’i Cumhuriyet’in matbaasına getirtmişti. Avrupa’da savaşın başlamasıyla Türkiye’de kalmaya karar veren Blümel, bir şirket kurup Almanya’dan baskı makineleri ithal etti, Türkiye’de sayısız baskı ustası da yetiştirdi. 1984’teki ölümüne dek İstanbul’u hiç terk etmedi. Küçük Bebek’te denize sıfır evinde yaşadı. Yaz kış Boğaz’ın sularında yüzdü. Aile dostumuzdu!

[email protected]