Güvenli Bağlanma Mümkün mü?

Yapılan çalışmaların hemen hemen hepsi çocukluklarında güvenli bağlanma geliştirememiş insanların erişkin hayatlarında da güvensiz bağlandıklarını, dahası bu güvensiz bağlanmayı bir sonraki kuşağa da geçirdiklerini gösteriyor.

23 Ocak 2021 Cumartesi, 16:02
Güvenli Bağlanma Mümkün mü?
Abone Ol google-news

Alper Hasanoğlu, Cumhuriyet Cumartesi eki için yazdı.

Günümüz psikoterapisinde en moda konseptlerden biridir güvenli bağlanma ve gerçekten de çok önemlidir. Peki neden? Yapılan çalışmaların hemen hemen hepsi çocukluklarında güvenli bağlanma geliştirememiş insanların erişkin hayatlarında da güvensiz bağlandıklarını, dahası bu güvensiz bağlanmayı bir sonraki kuşağa da geçirdiklerini gösteriyor. 

Güvenli bağlanmayı tarif eden bilim insanı John Bowlby adında bir İngiliz psikoterapisttir. Bir psikanalist olan Bowlby 1950’li yıllarda tanımladığı bağlanma teorisiyle psikoloji ve psikoterapi alanında bir anlamda çığır açmıştır. Psikanaliz henüz yalnızca intrapsişik süreçlere, yani bireyin kendi ruhsal dinamiklerine vurgu yaparken, Bowlby ilişkiselliği ön plana çıkarmış oluyordu ve bu da bütün ayarları bozuyordu. Günümüzün en gözde psikoterapi ekolü olan kognitif davranışçı terapinin henüz esamesi bile okunuyor değildi o günlerde. Bowlby önce aforoz edildi ama zamanla bağlanma teorisinin önemi anlaşıldı ve günümüzde kişilik gelişimi ve ilişkiler açısından anlamı tartışmaya açık bir konu değil. 

O yıllarda çocuğun, yani geleceğin erişkin bireyinin başına gelen her şey için anne suçlanıyordu. Aslında bunun çok da pratik bir nedeni vardı. Baba o kadar yoktu ki, iyi olan da kötü olan da anneden kaynaklanıyordu. 

O kadar ki, bugün biyolojik kökeninden emin olduğumuz şizofreni gibi, belki de psikiyatrik hastalıkların en ağır olanı için bile annenin yanlış davranışları sorumlu tutuluyor, çocuğu şizofren olan kadına ‘şizofregenik anne’ deniyordu. Bowlby de araştırmalarını yaptığı dönemde esas olarak anne-çocuk ilişkisini inceleyerek bağlanma teorisini oluşturmuş ve doğal olarak annenin çocukla olan ilişkisi üzerinden bağlanmanın güvenli ya da güvensiz olduğunu tanımlamıştır. 

Peki ne demektir güvenli bağlanma? Anne üzerinden anlatırsak; eğer bebeğin ihtiyaçları süreklilik arz edecek şekilde zamanında karşılanırsa, yani bebek acıktığında beslenirse, korktuğunda teskin edilirse, canı sıkıldığında oyun oynanırsa, gazı olduğunda çıkarması için yardım edilirse, altı pislendiğinde zamanında temizlenirse vb., bebek güvenli bağlanma geliştirir. 

Çizen: Özge Ekmekçioğlu

Bebeğin bu ihtiyaçları tamamen pratik nedenlerle çoğunlukla anne tarafından karşılanır ve bu nedenle de bağlanma güvenli ya da güvensiz esas olarak anne-bebek ilişkisi içinde gelişir. Baba çoğunlukla, üstelik günümüzde dahi, anne-bebek arasındaki bu çok yakın ilişkiye dışarıdan dahil olandır. O anlamda da aslında dış dünyayı temsil eder. 

Ama günümüzdeki koşullar 200 bin yıllık Homo sapiens tarihinin çok büyük bir bölümünde olduğundan tamamen farklıdır. Anne de baba kadar iş hayatında yer alıyor ve güvenli bağlanmanın gelişmesi için gereken sürekliliği sağlayacak kadar bebeğiyle uzun süre birlikte olamıyor. Değişen koşullara uygun olarak, Batı ülkelerinden başlayarak erkekler de doğanın izin verdiği ölçüde bebeklerinin bakımında sorumluluk almaya başladılar. Doğanın izin verdiği ölçüde diyorum, emzirmek gibi bebek için en önemli olan işlev ancak anne tarafından gerçekleştirilebilir. 

Ama baba da bebeğin gazını çıkarabilir, altını değiştirebilir, onunla oyun oynayabilir, biraz daha büyüdüğünde bebeğini besleyebilir ve korktuğu zaman teselli edebilir. Üstelik bunu yapabildiği ölçüde, çocuğun dış dünyaya uyumlanması ve annenin güvenli kucağı dışında, dışarıda geçirdiği zamanlarda temel güven / emniyet duygusunu geliştirmesi daha kolay olur. 

Yani bu anlamda bebeğin birincil olarak bağlanma geliştirdiği kişi annesi de olsa, bebekle geçirilen zaman ölçeğinde baba, babaanne, anneanne ve dede de bağlanma açısından önemli figürler olurlar. 

Toplumun çok büyük bir kesimini oluşturmasa da beyaz yaka olarak adlandırılan kesimin genç ebeveynlerinin büyük bir sorunu vardır. Anne de baba da sanki yalnızca hafta sonu ebeveyni gibidirler ve bebeğe çoğunlukla aileden olmayan bir bakıcı bakar. Ve birçok ailede bu bakıcılar o kadar sık değişir ki, bebeğe büyüyene kadar sabit bakım veren bir kimse olmaz, ne yazık ki. 

Bu durum kapitalist sistemin dayattığı koşullardan kaynaklanır elbette ve ne annenin ne de babanın bir suçu yoktur bunun böyle olmasında. Ama şu tespiti yapmak zorundayız; böyle büyüyen bir çocuğun güvenli bağlanma geliştirmesi zordur ve bunun için yapacak çok fazla bir şey de yok günümüz koşullarında. 

Aceleci ve yüzeysel bir bakışla, annenin bebeğin güvenli bağlanma geliştirmesinden sorumlu olduğu düşüncesi eleştirilebilir. Sanki erkeği rahat ettirmeye yönelik seksist bir bakış gibi değerlendirilebilir bu yazdıklarım. Ama üzerine basarak söylüyorum, insanın ilk senelerinde ne olursa olsun anne, babadan psikolojik olarak daha önemlidir. Babanın katkısı, o ne yaparsa yapsın ikincil kalır. 

Bu durum, tarihin kısa bir döneminde ataerkil bir toplumda yaşamış olsak da anasoylu bir canlı olduğumuz gerçeğiyle ilişkilidir.