Güzel dudaklar için merhametli sözler söyleyin

Londra’daki Ulusal Portre Galerisi, 18 Ekim’e dek Audrey Hepburn: Bir İkonun Portresi sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, aktrisin döneminin meşhur fotoğrafçıları tarafından çekilmiş yetmişin üzerinde nadir fotoğrafını bir araya getiriyor.

24 Ağustos 2015 Pazartesi, 09:43
Abone Ol google-news

Ömrü el verseydi, bu sene 80. yaşına basacak olan, sözbilim çınarımız, yazar ve şair Ali Püsküllüoğlu, “güzellik” sözcüğünü şöyle tanımlamış: “1. estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik. 2. Güzel olanın niteliği. ör. Güzelliği göz kamaştırıcıydı.3. Okşayıcı söz ya da davranış, yumuşaklık, iyilik. ör. Güzellik her zaman iş görür.4. Düşünsel ve ahlaksal yönleriyle hayranlık uyandıran şey. ör. İnsanlarda ruh güzelliği aranır”( Türkçe Sözlük, Can Yayınları, 2006).

Güzellik görmeye en muhtaç olduğumuz, aksine güzelliğin anlamını yitirdiği bu acı dolu ve zor dönemde 18 Ekim’e dek Londra’daki Ulusal Portre Galerisi’nde ziyaretçileri akın akın kendine çekmeye devam edecek olan “Audrey Hepburn: Bir İkonun Portresi” sergisi üzerine yazı yazmak belki de çoğu okuyucuya duyarsızlık gibi gelecektir. Halbuki, en çirkin dönemler değil midir bizi güzel olana, saf olana iten; Nâzım Hikmet’in şiirindeki gibi “güzel günler göreceğiz” umudunu yaşatan? Öte yandan, insanlarda ruh güzelliğinin en aranılan nitelik olması gereken zamanımızda, Audrey Hepburn gibi “içi dışı güzel”, başarılı, güçlü, yetenekli ve zarif bir kadını anmak çok da yadsınası bir davranış olmasa gerek.

 

Direnişe dansla destek verdi

4 Mayıs 1929’da Brüksel’de doğmuş Audrey Hepburn. 1940’da, annesiyle Hollanda’ya yerleşmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın en kızgın günlerinde, Hollanda’nın beş yıl boyunca Naziler tarafından işgal edildiği dönemde, Hepburn Hollanda Direnişi’ne maddi destekte bulunmak için dans performansları gerçekleştirmiş. 1941’de Arnhem Konservatuarı’nda bale eğitimine başlamış; 1944’de Winja Marova’nın gözde öğrencisi olmuş. 17 Eylül 1944’de Arnhem Muharebesi’nin başlamasıyla Hepburn ailesinin sayfiye evi ve Arnhem Konservatuvarı yerle bir olmuş. “Açlık Kışı”ndan herkes gibi Hepburnler de etkilenmiş. Audrey Hepburn’ün 16. yaş gününde Kanada birlikleri Hollanda’yı bağımsızlığa kavuşturmuş ve Audrey Hepburn annesiyle beraber bu sefer Amsterdam’a taşınmış ve Sonia Gaskell’in bale okuluna (şimdiki Hollanda Ulusal Balesi) yazılmış. 7 Mayıs 1948’de, “Yedi Derste Hollandaca” başlıklı filmde yer alarak ilk aktrislik tecrübesini edinmiş...

Tüm bu uğraşlardan ve zor yıllardan sonra, Audrey Hepburn 1948’de dönemin meşhur tiyatro menajeri Cecil Landeau tarafından keşfedilmiş... Bu noktadan sonra Hepburn sadece sinema ve televizyon tarihinin ölümsüz aktristlerinden biri olarak değil, aynı zamanda modanın, stilin ve zerafetin bir sembolü olarak anılmaya başlar hale gelmiş.

 

Sinema ve moda tutkunları buraya

Fotoğrafçılığın, sinemanın, reklamcılığın ve Amerikan Rüyası’nın Audrey Hepburn’ün dünya çapındaki yükselişindeki rolü göz ardı edilememekle birlikte, fotoğraf makinasının merceğine çocuksu ve saf olduğu kadar, yeri geldiğinde kadınsı yeri geldiğinde androjen ve çarpıcı pozlar verebilen bir hissiyata sahip olması da su götürmez bir gerçek.

Sergi, ünlü aktrisin döneminin meşhur fotoğrafçıları tarafından çekilmiş yetmişin üzerinde nadir fotoğrafını farklı özel koleksiyonlardan bir araya getirmekle kalmıyor, aynı zamanda eğer yaşasaydı bu sene 85 yaşına basacak olan Audrey Hepburn’ü sinema ve moda tutkunlarının uslarına hiç ayrılmamak üzere yerleştiriyor. Sergiyi gezen ziyaretçilerin her birinin de kendilerine özgün bir Audrey Hepburn şıklığı taşıdıklarını belirtmek gerekir.

Sergideki tüm fotoğraflar şüphesiz görülesi ama benim dakikalarca olduğum yerden hareket edemememe sebep olan Audrey Hepburn fotoğraflarından bazıları: Philippe Halsman’ın Life dergisinin kapağı için Roma yakınlarında çektiği majenta rengi keten gömlekli, kısa kesim saçlı, omuz üstünden bakışı insanın içine işleyen Audrey Hepburn; Cecil Beaton’ın Ocak 1960’da yine Roma’da Hassler Hotel’in teras katında çektiği peyzajlı portre fotoğrafta Hepburn badem gözlerini aşağıdaki sokağa dikmiş; 1955’de Norman Parkinson, Audrey Hepburn’ü fuşya begonvillerin önünde, şeker pembesi kolsuz Givenchy elbisesi ve bilekte biten beyaz eldivenleriyle, sorgulayıcı bir ifade ile yakaladığı an deklanşöre basmış; Erwin Blumenfeld’in 1952’de tasarladığı ve fotoğrafladığı, Audrey Hepburn’ün Mr. Fred yapımı bir kuş tüyü şapkayı miğfer edindiği, güzelliğin zamanla kaybolmadığını sadece silikleştiği fikrini aktaran şairane poz... Tüm bunların bende uyandırdığı his, yazımı, Audrey Hepburn’ün bir sözüyle bitirmeye teşvik ediyor: “Güzel gözler için başkalarının iyi niyetini görün; güzel dudaklar için sadece ama sadece merhametli sözler söyleyin; letafet içinse asla yalnız olmadığınızı bilerek yürüyün.”

[email protected]