'Hak ve özgürlükleri talep etmeliyiz'

"Vücut" adlı filmiyle dikkatleri üzerine çeken Mustafa Nuri'nin ilk romanı "Nehir ve Tüm Diğer Şeyler" Mona Kitap etiketiyle yayınlandı. Birbirine yabancı 4 kişinin acılarından arınmak için olağanüstü güçleri olduğuna inanılan bir nehre gidişlerini anlatan roman edebiyatımızda yeni bir yazarın doğuşunu da muştuluyor.

18 Mayıs 2021 Salı, 00:00
'Hak ve özgürlükleri talep etmeliyiz'
Abone Ol google-news

2011'de Adana Altın Koza Film Festivali'nde yarışan ve başrolündeki Hatice Aslan'a En İyi Kadın Oyuncu; kadrodaki diğer isimlerden Şeyla Halis'e En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Hakan Kurtaş'a da Umut Veren Genç Oyuncu ödüllerini kazandıran "Vücut" genç sinemacı Mustafa Nuri'nin imzasını taşıyordu. Aslında hiç fena bir başlangıç değildi ama Mustafa Nuri o günden bu yana yeni bir film çekmedi. Onun yerine bir romanla çıkageldi Mustafa Nuri ve gizemli bir nehirden şifa uman bireylerin hikayesini getirdi önümüze. Mona Kitap etiketiyle basılan "Nehir ve Tüm Diğer Şeyler" adlı roman vesilesiyle yazarla mail üzerinden bir söyleşi yaptık.

- Biz sizi sinemacı olarak tanıyoruz aslında. Elbette senaryo yazıyorsunuz ama yine de edebiyata yönelmeniz okur açısından yeni. Edebiyat sizin için öteden beri bir uğraş olarak süren bir şey miydi, yoksa yeni bir alan mı?

Öncelikle kendimi bir alana, bir sanat dalına veya bir kavrama ait görmüyorum. Neden bilmiyorum. Yazmak benim için reklam yazarlığıyla başladı. Kelimelerin anlam ve ifade zenginliğini yavaş yavaş keşfettim. Sonra içimde hep bir hikaye anlatma arzusu olduğunu gördüm. Belki kendimi bu hikayeler üzerinden yaratmak istiyordum. Hatta hala istiyorum. Şimdi düşününce kendimi daha çok bir hikaye anlatıcısı olarak görüyorum sanıyorum. Ama mecralar değişebilir. Sinema, şiir, roman, fotoğraf olabilir. Hiçbirinin arasında bir sınır görmüyorum. Hatta şanslıysam belki disiplinlerarası akışkan bir yaratıcılık hayatım olur. Neticede aslolan hikayenin zenginliği ve içtenliği değil mi? Ne anlattığınız, nasıl anlattığınızdan daha önemli çoğu zaman.

'YAZI SİNEMANIN ANA KAYNAĞI'

- Sinema ve yazı hangi durumlarda ayrışıyor sizin açınızdan? Yani anlatmak istediğiniz bir şeyi roman formunda mı yoksa film formunda mı anlatacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Yazı her şeyin temeli bence. Diğer türlü bir görüntüler bütünü oluyor sinema. Bence ayrışmıyor ikisi birbiriyle, yazı sinemanın ana kaynağı. Ve okuyucuyu kişisel hayal gücünü çalıştırmaya ittiği için daha kavramsal diye düşünüyorum. Daha bireysel bir deneyim. Aynı zamanda zihni daha çok çalıştırıyor. Roman mı senaryo mu kısmına dönecek olursam, birbirleri arasında geçiş olabilir. Biraz yazacağım şey bana konuşuyor diyebilirim. İçgüdüsel oluyor. Böyle aksın bari diyorum.

- Romana gelecek olursak, ‘nehir’ çok güçlü bir metafor. Hatta felsefenin ilk metaforlarından biri desek yeridir. Romanınızın en önemli ‘kişilerinden’ biri olan nehir ne ifade ediyor sizce?

Bunu çok düşündüm. Bilinç akışı diyebilirim soyut anlamda. Sanki dünyanın bilinç akışı gibi geliyor bana. Sizi kendi içine çekip tartıyor. Değerlendiriyor. Kendi bilincinizle çarpıştırıyor. Acı bu yüzden serbest kalıyor sanıyorum. Ama şu an hissettiğim böyle. Tabii ki farklı yorumlara çok açık. Benim için bile değişebiliyor sürekli.

- Kayıp ve yas anlatının odağındaki meseleler… İnsanın başa çıkmakta çok zorlandığı meseleler, büyük travmalar elbette bunlar. Sizi neden bu kadar ilgilendiriyor bunlar, hayatınızdan bir yansıma mı, yoksa öteden beri üzerinde düşündüğünüz konular mı?

İkisi de diyebilirim. Biri baştan beri kendini yaratma arzusu. Ortaya çıkarma, kabul etme ve üzerindeki örtüyü kaldırma. Varoluşumla ilgili sorular sorma sürekli. Ve bu yolculuk sürerken büyük bir kayıpla sarsılmak. Ölümün mutlak kuvvetini hissetmek. Anlamsızlıkla ve belirsizlikle yüzleşmek. Hepimizin için zor bir dünya. Ve el yordamıyla bu zorluğun üzerinden gelmeye çalışıyoruz. Bilmeden, donanmadan, akışına bırakarak. Bilmek zaten imkansız, duygusal ve bireysel farkındalıkla bir donanım sağlayabiliriz belki. Doğal olan ne o bile karışıyor bazen. Çünkü ölüm doğal evet, ama kayıpla nasıl başa çıkarsın? Onu bilemiyorum. Bilemiyoruz gördüğüm kadarıyla. Sert ve Nehir’in dibi gibi kavramlar bunlar. İstemeden şiirsellik karışıyor.

'KAPİTALİST DÜZEN SATIŞ VE KAR İSTER'

- Modern hayatın insanı hep ‘iyileşmeye’ zorladığını düşünüyorum. Buradaki iyileşme ahlaki bir şey değil aslında, daha çok bir hastalıktan iyileşme ama bunu da bir şekilde kapitalist bütünün içinde eritme gibi bir durum. Yani doğaya dönmek bile ancak paranız olduğunda yapabileceğiniz bir şey sanki. Siz ne düşünüyorsunuz bunula ilgili? 

Kesinlikle öyle. Her şey pazarlanıyor. Bir yandan iyi bir niyet var evet. Ama bu iyi niyetin de bir karşılığı ve değeri olduğun için var. Kadınlar güçlendiği için kadın hakları güçleniyor, ya da LGBTİ bireyler sesini yükselttiği için, siyahiler için aynı şey geçerli. Gen Z sayesinde çevre odağa girdi. Sonuçta kapitalist düzen satışla ve karla ilgili. Yanlış bir şey değil ama farklı bir şey beklemek saflık olur. Birey olarak biz talep etmeliyiz. En azından sosyal bilinç ve bütünlüğün, kişisel hak ve özgürlüklerin değerini yükseltmeliyiz talep yaratarak.

- Reklamcılık maceranız neden bitti, o hayata dair neleri saklıyorsunuz kendinize?

Anlatmak istediklerimle arama bir aracı koymak istemedim. Zevk almadım bir süre sonra. Ama çok şey öğrendim oradan ve çok iyi insanlar tanıdım. Dostlar ve arkadaşlar kazandım. Çok sevdiğim ve sevilen işler yaptım. Kamerayla tanıştım. Kesinlikle canlı ve renkli bir sektör. Biraz ilişkilerdeki flört aşamasına benzetiyorum reklamı. Sürekli tatlı ve iyi tutmalısınız karşınızdakini. Bir kaç nadir marka ve iş var tabii istisna. Sevdiğim, takip ettiğim ve emek vermek istediğim tarzda edebiyat ve sinema daha gerçek, biraz daha rahatsız edici, daha bireysel.

- Nehir’den bir de film çıkar mı?

Başta romanın iç sesle kurulduğu için bir zorluk teşkil edeceğini düşündüm. Kahramanın kendisiyle diyaloğunun ekrana aktarımı etkiyi düşürür mü acaba diye şüphelerim vardı. Ama giderek farklı ve değişik bir yansıması olabileceğini düşünüyorum. Neden olmasın?:)