Halka saldırıya karşı sanat misillemesi

Burhan Kum, inşaatlarla, devasa projelerle, dini araçsallaştıran söylemle halkı saldıran yeni muhafazakar kitleye “Misilleme” yapıyor. Boğziçi Köprüsü'ylü başlayan, ardı ardına yükselen kimliksiz apartmanlarla, HES yağmalarıyla süren bu yağmayı ortaya çıkaran saltanatın sonunu da bu sergide görebilirsiniz.

16 Nisan 2014 Çarşamba, 12:45
Abone Ol google-news

İnşaat: büyük şehirlerde yaşıyorsanız, çevrenizde her zaman görebileceğiniz, birisi bitip bir diğeri başlasa da bir bütün olarak gördüğünüzde asla sona ermeyecek bitmeyecek, tükenmeyecek bir yapı. Kimbilir, Türkiye gibi bir ülkede sanat ve özellikle heykel üzerine böylesine çok tartışma varsa bunda bir pay sahibi de inşaattır. Örgütsüz, emeğe saygı duymadan yükselen bu yapılar, belki de muhafazakar yükselişin heykellere verdiği bir cevaptır.

Ancak tüm bunların ötesinde inşaat, halka bir saldırı aracı haline geldi. “Hizmet” adı altında yürütülen projeler artık çevresindeki insanlara ve topluma karşı bir tehdit unsuru oluşturamaya başladı. Burhan Kum'un Empire Project'te 26 Nisan'a kadar görülebilecek Misilleme isimli sergisi, kente ve halkı karşı yürütülen bu saldırıya bir cevap niteliği taşıyor. Serginin en dikkat çekici işi olan Boğaziçi Köprüsü de, belki de en bilindik görüntüsüyle karşımızda. Avrupa ve Asya'yı, doğu ile batıyı, gelenekle, moderni ve bu başlıkları içindeki tüm çelişkileri biraraya getirdiğini öngördüğmüüz bu sembolik yapı, Burhan Kum'un portresinde ortasında bir fermuarla karşımıza çıkıyor. Hiç farkında olmadığımız yönüyle, göçten, çevresel zararlarına, kentin rant alanlarını ortaya çıkarmasına ve tüm bu etkilerin yarattığı sosyolojik sonuçlara kadar birleştiren değil ayrıştıran bir köprü.

Bugün Türkiye'de sermayeyi ele geçiren muhafakar ve “Müslüman” yapı yaşamın her alanını, dini araçsallaştıran bir hale getiriyor. Böylece tek tiplilik çeşitlilik, baskı da özgürlük olarak sunuluyor. Burhan Kum'un buna da bir cevabı var. Kırk oto portre, tek bir zaman dilimi üzerinde. Zamanın portresini çiziyor Kum. Bu eserinin ismini de Çile koymuş. Tasavuuftaki kırk günlük çileyi hatırlatıyor bize. Ve bir saltanat kayığı görüyoruz. Modernle, geleneksel mimarinin içiçe geçtiği bir İstanbul silüetinde, bize birleştirmeyen, ayrıştıran köprüyü anımsatıyor. Kayık yalpalıyor ve yolunun çok da fazla olmadığını hissettiriyor...

Modernle gelenek, batıyla doğu arasındaki bir başka hesaplaşmaya, daha uluslararası bir boyuta gidiyoruz. Hollanda'nın simgesel isimlerinden Vincent Van Gogh'un torununun Fas asıllı Muhammed Bouyeri tarafından öldürülmesi, Amsterdam Meclisi tarafından kentin 750 yıllık geçmişindeki en önemli 50 olay içinde 49. sırada gösterilmişti. Çıkarılan kitapçıkta Müslüman karşıtı söylemleriyle bilinen Theo Van Gogh'un öldürülmesi “ifade özgürlüğü karşıtı bir hareket” olarak sunulmuştu. Oysa Vincent Van Gogh'un sanatının zirvesinde olduğu yıllarda, Hollanda'nın Bali adasında binlerce Müslümanı katletmiş olması gözden kaçıyordu. İşte Burhan Kum, Vincent Van Gogh'un çok bilindik oto-portresi içine Bouyeri'yi yerleştiriyor. Bu işin evrensel bir boyutu var, bir yandan da Türkiye gibi inşaat yoluyla esir alınmaya çalışılan ülkelerde hayata soldan bakan insanların anti-emperyalist söylemden uzaklaşma sebebini sorgulatıyor.