Hayaletler gerçektir!

Yeni haftada ilgiye ve seyre değer iki film gösterimde: ‘Kızıl Tepe’ ve ‘Kara Düzen’.

16 Ekim 2015 Cuma, 09:35
Abone Ol google-news

On yıl kadar önce o unutulmaz “Pan’ın Labirenti”yle gönlümüzde hatırı sayılır bir yer etmiş, 1965 doğumlu, Meksika kökenli yaratıcı yönetmen Guillermo Del Toro’nun senaryosunu Matthew Robbins’le birlikte yazıp yönettiği, 19. yüzyılda geçen yeni filmi “Crimson Peak-Kızıl Tepe”de, önce varlıklı bir müteahhit babanın hayalet hikayeleri yazan kızı Edith’i (Mia Wasikowska) tanıyoruz, ölmüş annesinin ‘Sakın Kızıl Tepe’ye gitme’ diyen hayaletini gördüğü, travmalı çocukluğundan itibaren.

Babasının tüm karşı çıkmasına rağmen gönlünü kaptırdığı, sıra dışı icatlar yapan, gizemli İngiliz Baron Thomas Sharpe’la evlenip (Tom Hiddleston) kocasının İngiltere- Allerdale Hall’da, Kızıl Tepe’deki babadan kalma, hayaletlerin fink attığı, ürkünç Sharpe şatosuna yerleşen Edith’i, gizemli piyanist görümcesi Lucille’in (Jessica Chastain) zehirli çaylı, kanlı bıçaklı entrikaları beklemektedir.

Karanlık gölge, gıcırtı ve iniltilerden geçilmeyen, çatısı akan, görkemli ama izbe ve kendi hayaletleriyle de dopdolu şatoda, Amerikadaki sorunlu geçmişini silip Thomas’la yeni, mutlu bir ömür geçireceğini zannederken tam bir hayal kırıklığına uğrayan Edith’i, Amerika’dan kalkıp İngiltere’ye gelerek, sevişecek kadar birbirlerine tutkun Thomas-Lucille çiftinin (yani cani abla-kardeşin) pençesinden, eski göz ağrısı doktor Alan’ın (Charlie Hunnam) ısrar ve inatla iz sürmesi kurtaracaktır finalde.

Doğrusu Anglosaksonvari geleneksel korku-gerilim edebiyatı ve sinemasını nerdeyse hatmetmiş, bu türün tüm numaralarıyla kalıplarına, ayrıntısıyla vâkıf Del Toro’nun, klasik hayaletkorku hikayesinden sürükleyici polisiye gerilime dönüşen, derken gotik bir aşk hikâyesine dümen kıran “Kızıl Tepe”si kurduğu etkileyici tekinsiz atmosferi, baştan sona tıkırında işleyen temposu, parlak oyuncu kadrosu, başarılı görselliği, epeyce gözalıcı dekor kostüm tasarımları, dozunda özel efektleri ve yönetmenin yine o alışılmış börtü böcek takıntısıyla karışık, özenli anlatımıyla sonuçta keyifle tüketilen, birinci sınıf, gotik bir romans ve sıra dışı bir korku filmi...

 

Boston’un en azılı gangsteri

Güney Boston’da 1930-40’lı yıllarda aynı mahallede büyümüş 2 çocukluk arkadaşının, Alkatraz’da 9 yıl hapis yatmış, İrlanda asıllı mafya babası Jimmy Whitey Bulger’le (Johnny Depp) FBI ajanlığıyla ailesini geçindiren John Connolly’nin (Joel Edgerton) dostluğu üzerinden gelişen, ‘Boston’un Suç Lordu’ Bulger’in yaşamına karışmış çeşitli suçlu- muhbirlerin anlattığı tanıklıklardan bütünlenen ve modern bir suç filminden sürükleyici bir ‘film noir’a, giderek şiddet dozu yüksek, sert bir otobiyografik polisiyeye evrilen “Black Mass-Kara Düzen”, türe yeni bir soluk getirmeye girişen, oldukça çekici bir gangster filmi doğrusu.

Yönetmen Scott Cooper, “Kara Düzen”de, yaşlı annesi ve eyalet senatörü olan kardeşiyle (Benedict Cumberbatch) aynı evde yaşayan, mutlu aile babası Bulger, aracı polis Connolly’nin ikna etmesiyle bölgeye egemen rakibi, İtalyan mafyasından Angiulo ailesine karşı FBI ile işbirliği yapmayı kabullenip Angiulo’ları çökertecek muhbirlik faaliyetine başlıyor. Ancak bu işbirliği FBI’dan çok işlediği suçlar resmen örtbas edilen Bulger’in işine yarayacak ve cinayet, tefecilik, şantaj, vb. gibi, kanlı ve karanlık yollardan düzen içinde gittikçe daha çok güç kazanarak tüm rakiplerini saf dışı eden Bulger’in yükselişi sürecektir.

Özel yaşamıysa, 1981’de ansızın hastalanan küçük oğlunu kaybetmesi,1985’te de yaşlı annesinin ölümüyle biraz kararacaktır... Yakın plan ağırlıklı, şiddet öğesinin öne çıktığı, giderek tekdüzeleşen, beylik bir anlatımın ve kalabalık bir oyuncu kadrosunun çekip sürüklediği filmde makyaj altında zor tanınan Johnny Depp her zamanki gibi ‘döktürüyor’ yine. “Kara Düzen”, kanımca öncelikle bu türün tiryakisi seyirciyi hoşnut edecek cinsten, 2 saat süresince bol bol kandan, şiddet-şamatadan geçilmeyen, hareketli, aksiyonu bol, ilginç bir seyirlik.