Hem siyaset hem bol ticaret

Necati Arslan 20 yıldır siyasi ve toplumsal olaylara uygun atkı-rozet-bayrak üretip satıyor. Hrant Dink anmalarından şampiyonluk kutlamalarına kadar her yerde… Şu sıralar en iyi ciroyu HDP etkinliklerinde yapıyormuş. AKP mitinglerinde ise kimsenin bir şey almamasından şikayetçi.

31 Mayıs 2015 Pazar, 20:02
Abone Ol google-news

Parti mitingleri elde var bir. Milli maçlar ve bayramlar, anmalar, yıldönümleri var sonra. Bir de ivedilikle hazırlık gerektiren ölümler, cenazeler, sokak eylemleri, protestolar... Görüyorsunuzdur onları, boyunlarında atkılar, bir omuzlarında kafa bantları, diğerinde bayraklar, ellerinde şerit rozetler... Neci demeli acaba; böyle bir ticaretin erbabı onlar.

Bir Hrant Dink atkısı var hafızamda. “Seni asla unutmayacağız” yazıyor; kahverengi-beyaz. Mealine itiraz yoktur ama o kullanılan dil, alanda toplanmışlarınkine çok da benzemiyor. Bir diğer unutulmaz kayıt Charlie Hebdo saldırıları sonrası Taksim’de gazetecilerin yürüyüşünde satılan kâğıt rozet. Şerit rozet deniyormuş bunlara. “Je suis Charlie” yazıyor üzerinde, 7 Janvier 201§. Sonsuzluk işareti münasip görülmüş. Altın yaldızlı şeritleri olan kırmızı kurdeleden fıfırlı çerçeve atılmış. Her bir ayrıntı için, neden diye sorasınız geliyor.

Necati Arslan’la İstanbul, Yoğurtçu Parkı’ndaki 10'dan Sonra-HDP etkinliğinde tanıştık. Tezgâhında bolca yeşil-sarı-kırmızı fırfırlı “Halkın sesi Selahattin Demirtaş” kâğıt rozetleri, Newroz bileklikleri vardı o gün. Arslan 20 yıldır bu işlerin içindeydi, “sektöre” hâkimdi.

 

Lider tespitleri

 Sirkeci’de buluşmuşuz, Tahtakale'ye doğru yürürken bir yandan gördüğü seyyar bayrakçılarla muhabbet ediyor. Galatasaray’ın şampiyonluğu bir gece önce belli olmuş, piyasadaki GS bayraklarını yokluyor. Bazı dükkân sahipleriyle selamlaşıyor, birtakım hanlara giriyoruz. Eskiden şerit rozet yapanlar da Sirkeci civarındaymış, artık Matbaacılar Sitesi’ne taşınmışlar.

Ağrılı Arslan’ın 1970’lerde Mersin’e göçme hikâyesi de siyasetle ilgili. Ailesi oldum olası CHP’ye oy verirmiş. 1977’de amcasının son anda bağımsız adaylığını koyması aileyi karıştırmış, herkes ayrı bir kente göçmüş sonra. Onlar da Mersin’e. 16 kardeşi var. Arslan’ın babası Mersin CHP teşkilatında da çalışmış vaktinde. Geçen yerel seçimden beridir HDP’ye oy verdiğini söylüyor, hatta bu seçimde bütün aşiret CHP’den HDP’ye geçmiş. Arada ağzından DTP ya da BDP de çıkabilen Arslan’ın en fazla HDP mitinglerini sevmesinin nedeni sadece oy vermesi değil. Çok net biçimde, en fazla oralarda satış yapıyormuş.

Bir AKP mitingi denemesi sonrasında bir daha gitmemeye karar vermiş örneğin. “Kaç bin kişi var meydanda, kimse bir şey almıyor” diye yakınıyor, “Yemeğinden suyuna her şey bedava verildiği için insanlar bir şeye para vermiyor herhalde” diye açıklıyor gerekçesini. “Tırlar dolusu su, yemek nasıl ziyan oluyor bir görsen” diyor. MHP mitinglerine kendi gitmek istemiyormuş, “Zaten onların kendi adamları var” diye de ekliyor.

CHP etkinlikleri için özel imâlata gerek yok anlattığına göre. Cumhuriyet-bayrak-Atatürk teması yetiyormuş. Kılıçdaroğlu’nun şerit rozeti olup olmadığını soruyorum; “Yok Kılıçdaroğlu rozete gelmez, yapsak da gitmez” diyor. Onun gibi bu işi yapanların çoğunun satış rekoru Cumhuriyet mitingleri zamanından. “Atatürk basmaya fabrikalar yetişmedi o ara. Kırmızı-beyaz ne yapsan gidiyordu, aklın almaz” diyor.

HDP’yle ilgili şu tespiti ilginç: Kürt siyasi hareketi içinden şimdiye kadar Demirtaş dışında kimsenin böyle kâğıt rozetini yaptırmamış, hatırlamıyor da. “Bayraklar bastırılır, rozet yapsak da ortasına Newroz falan yazılır sadece” diyor. Öcalan rozeti yapanlar varmış ki, malum bu eskiden gözaltı nedeni olabiliyormuş.

 

Sabahına hazır 

Bu kadar yılda kendi buluşları da var Arslan’ın. Boynuzlu takım şapkalarını döşemeci bir arkadaşına ilk kendisinin yaptırdığını, sonra “deli gibi” moda olduğunu söylüyor. Ama “boynuz” bitmiş. Birkaç ticari başarı hikâyesi daha geliyor ardından. Bir milli bayram sonrasına denk gelip piyasada tükendiği için, bir MHP yöneticisinin cenazesinde en büyük Türk bayrağı satışını o yapmış, meydandaki bütün satıcılara o bayrak vermiş.

Bir de “riskliydi” dediği Gaffar Okkan atkısı hikâyesi...  Ölümünün ardından hemen bir ucu Diyarbakır surlu atkı yaptırıp Manisaspor-Diyarbakırspor maçına götürüyor. Anında bitiyor, bir yarısını polisler alıyor, diğer yarısını Kürtler. Ecevit, Hrant Dink, Müslüm Gürses, Erbakan öldüğünde, İbrahim Tatlıses kurşunlandığında sabahına atkı hazır etmekten dolayı gururlu. Bütün olan biteni internetten takip ettiğini, hepsi eş dost akraba olan atölyelere anında sipariş verdiğini anlatıyor. Kafaya, boyna bağlanan renkli örme bantları, yaşadığı Sultangazi'de “durumu olmayan bayanlara” yaptırıyor. Rozette, şapkada, atkıda kullanılan sloganlar da ekseriyetle kendisine ait. “Urfa'nın rengi İbrahim Tatlıses” mesela.

Fiyasko var mı derseniz, Süper Lig'den elenen takımların atkıları malûm büyük yıkım. Zaten artık tescilsiz ürün de satamıyorlar. Bir de beklenmeyen durumlar olabiliyor. Binlerce liralık sipariş vermiş, HDP'nin Kazlıçeşme mitingine izin çıkmadığı haberi yayılır yayılmaz dakikasına arıyor: “Pınar Abla, iptal mi yani? Böyle olmaz ki!” Neyse sonra çözüldü de, bir sektör tarihin en büyük fiyaskosunu yaşamadı.