'Herkesin kaybettiği tek oyun'

Tiyatrocu Filiz Kutlar, 21 yıl önce bir bomba patlaması sonucu ağır yaralanıp günler sonra hayata veda eden eşi Onat Kutlar özelinde, hem ‘terör’ü hem de acıyı yazdı.

12 Ocak 2016 Salı, 10:17
Abone Ol google-news

Yılın son günlerinde geriye dönüp geçirdiğimiz yılı şöyle bir düşünüyorum. Ölüm ve terör iyice yaşamımıza yerleşti, ne acı... Bütün dünyayı terörle cehenneme çevirmeye devam ediyorlar. 21 yıl önce 30 Aralık’ta The Marmara otelinin kafesinde, akşam saatlerinde bir bomba patlamıştı. Kafe ağzına kadar doluydu. Patlayan bombayla gencecik güzel bir genç kız, Yasemin Cebenoyan yaşamını o anda yitirdi. Genellikle her gün o saatlerde kafeye uğrayıp arkadaşlarıyla buluşan Onat Kutlar ise ağır yaralandı. 11 gün sonra o da yaşamını yitirdi. Bunları yazarken bir tuhaf oluyorum, sanki kendi yaşamımızı değil de başkalarının yaşamını anlatıyorum. Yüreğimin içinde hep o yumruk gibi acı duruyor. Bugün hissettiklerim sadece acı değil, o acıyla yoğrulmuş olan yılların ve bu günün bendeki yankısı.

O sabah yaşamımın en mutlu günlerimden biriydi. Beş yıl önce 30 Aralık’ta evlenmiştik. İki yıl kadar önce de beraberliğimiz başlamıştı. Birbirimizden çok hoşlanmakla birlikte birçok birliktelikte, olduğu gibi oldukça zorlu sınavlar verdi ilişkimiz. Belki o yaşadığımız zor zamanlar birbirimize daha çok bağlanmamızı sağladı.

Evlenme gününü onun seçmesini istemiştim, o da gülümseyerek “otuz aralık olsun, yeni yıla öyle girelim” demişti.

 

Terör cehennemi

O korkunç günün sabahında kahvemizi yudumlarken birbirimize ne kadar mutlu olduğumuzu söyledik. Bana her zaman çok sevildiğimi, kıskanıldığımı hissettirdi. Bir kadın için bu öyle güzel bir duygu ki...

O sabah bana, “Filiz, öyle mutluyum ki, hayatımın en mutlu yıllarını yaşıyorum seninle. Sanki içimden berrak bir nehir akıyor” dedi. (İtalya’da bulunduğum sıralarda daha iyi duyulsun diye, arkadaşlarım bana Filizeee diye seslenirdi. “Filize” çok hoşuna gitti, bana hep böyle seslenirdi.)

İnsan hayatta bir kez sevmiyor elbette. Ama bu defa ikimiz de mutluluğu yakalamıştık. Bu kadar mutlu uyandığımız günün akşamında terör yaşamımızı cehenneme çevirdi.

Bu acıyı yaşamış bütün aileler terörün bitmesini, faili meçhullerin son bulmasını umut ediyoruz. Belki o zaman acılarımız biraz olsun diner.

Bu sabah Onat’ın, yakında yeniden yayımlanacak olan ‘Gündemdeki Konu’ kitabını elime aldım. Hiç aklımdan çıkmayan, o korkunç yıl sonundan sadece birkaç ay önce Cumhuriyet gazetesindeki pazar yazılarında yazdığı “Herkesin kaybettiği tek oyun” yazısını yeniden okudum. Bugün bile hâlâ güncelliğini koruyan o yazıyı nasıl yazmış, bu nasıl bir öngörüdür?

Fransız devriminden önemli bir kişilik, şair Andre Chenier’in trajik hikâyesiyle başlıyor yazı. Latince bir sözcük olup büyük korku, dehşet anlamına gelen “terör”ün Fransız Devrimi’nin belli bir döneminde özel yerini kazandığını belirterek devam ediyor:

 

‘Şiddette kazanan yok’

“Ey ölüm! Bekleyebilirsin! Hadi git, uzaklaş!

Git, avut başka yürekleri; utancın korkunun

Solgun umutsuzluğunun kemirdiği

Benim için yemyeşil henüz Pan’ın çayırları,

Dipdiri henüz aşk öpücükleri, şarkıların perisi!

Ölmek istemiyorum henüz, işte o kadar!...”

Saint-Lazare Hapishanesi’nde, bir zamanlar birlikte olduğu arkadaşlarının elinden ölümü beklerken, bir başka tutsak kadın, Fleury Düşesi Aimee de Coingny için yazdığı bu satırlar, gerçekte Andre Chenier’nin kendisi için de duydukları idi. Ama 25 Temmuz 1794 günü kafası, giyotinin soğuk bıçağı ile kesilerek, kanlı bir top gibi tarihin sepetine düştü.

Onu giyotine gönderen Robespierre ve arkadaşları ise, sadece iki gün sonra, aynı kanlı yazgı ile noktaladılar yaşamlarını.

Terör’ün anlamı ve kapsamı, onu kullanana göre değişmez. Giyotinin bıçağı, kutsal kralı, vatansever ve bozulmaz Robespierre’i, hayalci Chenier’yi, serseri Sans-Culotte’lardan birini, ya da hain İsviçreliyi aynı umursamazlıkla keser.

Tıpkı Güneydoğu Anadolu’da şiddetin gencecik askerleri, küçük çocukları ve Kürt gençlerini aynı umursamazlıkla yok ettiği gibi.

Hiçbir şiddette kazanan yoktur.

Herkesin birden kaybettiği tek oyundur terör. Korkunç bir oyundur.

Andre Chenier’nin öldürülmesi ile ilgili söylenceler vardır. Bunlardan birine göre ünlü şair kafasını demirin aralığına koymadan önce bağırmış. “Bu kafada bir şeyler vardı!...”

Evet. Her öldürülenle bir evren yok edilir.

Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir hak, hiçbir öfke, hiçbir yetki doğrulamaz öldürmeyi.

Kralın ve soyluların gaddar köpekleri kadar, halkın temsilcileri, dağlılar da düşünmelidir bunu.

Günlerdir çıkıp İstanbul’un sessiz ve eski sokaklarını dolaşmak istiyorum.

Hava ağır ağır serinliyor. Eylül geliyor. İyi güz günleri. Barış... Ama çıkamıyorum. Nereye yürüsem ayağıma kan bulaşıyor. Terör içindeyim.

Yazının sonlarından küçük bir bölüm aldım. Yazının tamamı öylesine etkileyici ki... Yazılan her cümle bugünü anlatıyor... “Andre Chenier’in bir başkası için yazdığı şiirin kendisi için duyduklarıydı” diyor.

Ya bu yazı ne? Onat da kendi başına gelecekleri sanki önceden bilmiş, öyle yazmış... Her okuduğumda dehşete düşüyorum.

 

O ön söz...

“Her öldürülenle bir evren yok edilir” demiş. Evet, Onat gibi belkemiği sağlam, gerçek bir entelektüel olmak çok zor. Bir ülkede onun gibi kaç değerli insan yetişir? Terörü anlatırken herkese aynı mesafede duruyor, herkesi kucaklıyor. İbret verici bir tavır.

Bütün Türkiye’yi kucaklayan bir parti olacağız diyen partinin kadın milletvekili gibi tek taraflı, kendine yontar biçimde yazmıyor.

“PKK’lileri öldürmeye devam ederlerse kendimi öldüreceğim.” Bu sözü aydın bir insan nasıl söyleyebilir? PKK’nin öldürdükleri için de bir şeyler demesini beklerdim ama boşuna.

Çok değerli yazarımız İlhan Selçuk “Gündemdeki Konu” kitabının önsözünde ne güzel yazmış Onat için. Onu nasıl güzel anlatmış. Bütünü olağanüstü güzel o önsözden bazı bölümler şöyle;

- Çağımızın aydınıdır o... Hem ülkemizin gerçeklerine ayaklarını dayamış, hem evrenselliğin ölçüleriyle yerel gerçekleri teraziye vurabilen bir bilince ulaşmıştır.

Onat Kutlar omurgalı bir yazardı, belkemiğinden yoksun sürüngenlerden değildi.

İnsan eliyle enlem ve boylamları çizilmiş dünyamızda doğrultusu hiç şaşmadı. Kolay gibi görünen bu erdemi koruyabilmek, sanıldığından çok güçtür. Yaşadığımız yıllarda pusulasını şaşırmış aydınlar öylesine çok ki elini sallasan ellisi, saçını sallasan tellisi...

Onat, çağdaş Türkiye’nin “önsözüdür; çünkü sanatın, yazının, uygarlığın “son sözü yoktur; üstelik biliyorum ki bu kısacık “önsöz,” Onat için hiç mi hiç yeterli değildir.

Yaşasaydı, daha neler yazabileceğini düşündükçe yitirdiğimizin ne olduğunu çok daha çarpıcı biçimde duyumsuyorum.

 

Büyük bir mutluluktu

Ben de hep bunu düşünüyorum. Ben çok büyük bir şey yitirdim, büyük bir mutluluğu... Ama ülke olarak biz çok büyük bir şey yitirdik. Gerçekten omurgası sağlam bir yazarı, gerçek bir aydını... Aramızda olsaydı, bugün birçok yazarın dediği gibi “aldatıldık” sözünü ondan duyamazdınız. İşine geldiği gibi yön değiştiren kişilerden değildi o.

Onat’ı, hâlâ güncelliğini koruyan bu yazısından bölümlerle ve İlhan Selçuk gibi değerli bir aydının onun için yazdığı yazıdan alıntılar yaparak anmak ve herkesle paylaşmak istedim.

Filiz Kutlar (30 Aralık 2015)