Hottentot Venüsü’nün hikâyesi

Seni eve götürmeye geldim. Eve, hatırlar mısın bozkırı? Yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir, Orada güneş yakmaz. Bir tepenin eteğine serdim yatağını Battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili, Sarı beyaz çiçeklerle kaplı Akarsuyun şarkısı işitiliyor Çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.

26 Temmuz 2020 Pazar, 06:00
Hottentot Venüsü’nün hikâyesi
Abone Ol google-news

Yukarıdaki satırlar 1789 yılında doğmuş Güney Afrikalı Sarah Baartman için yazılmış. Şiiri yazan Güney Afrikalı aktivist, şair Diana Ferrus, Hollanda’nın Utrecht kentinde kolonilerde cinsellik üzerine çalışırken bir gece yıldızlara bakar, “Ne kadar uzaktalar” diye düşünür, “oysa memleketimde olsam yıldızlara tek tek dokunabilirdim” diye hüzünlenir.

Ferrus, sıla hasreti çekerken aklına asıl adı “Sarahcık” anlamına gelen Saartjie Baartman’ın yürek dağlayan hikâyesi gelir. “Tanrım: O, kalp kırıklığından öldü; memleket hasretinden, kısacık ömründe kim bilir neler yaşadı”. Şiirinin ilk dizesi; “seni eve götürmeye geldim” bu yoğun hislerle çıkar şair Ferrus’un kaleminden.

Sarah, Khoisan kabilesinden bir köle. (Avrupa Kıtası’ndan gelip bu coğrafyaya yerleşenler bu kabileye Hottentot adını uygun görmüş. Bir rivayete göre Khoisa dilinde hot ve tot sesleri yaygın kullanılıyormuş. Batı uygarlığının kendine benzemeyene taktığı küçümser ve alaycı bir lakap.) Küçük yaşta anne ve babasını köylerine yapılan bir baskında kaybetmiş. Cape Town’da bir çiftçinin kölesi olmuş.

Sarah’ı farklı kılan Khoisan kabilesinin genetik özelliği “steatopy” yani vücut yağının kalçalarda toplanması. Çoğunlukla farklı görünümdeki genital organ ile birlikte görülüyor. Kabilede güzelliğin simgesi olarak görülen bu fiziksel özellik, köle olarak çiftlikte çalışırken daha 20 yaşındayken Britanyalı bir doktorun dikkatini çeker. Doktor, Sarah’ı satın alır ve zengin olma vaadiyle kandırarak sergilemek amacıyla Londra’ya götürür.

Kafes içinde boynuna tasma takılarak çıplak olarak sergilenir, hakaretlere ve tacizlere maruz kalır. Daha sonra Parisli bir vahşi hayvan terbiyecisine satılır. Burada da hayvanlarla birlikte sirklerde gösterilerde kullanılmaya başlanır. Terbiyecisinin emirlerine göre yürüyen, oturan, kalkan, farklı fiziksel özelliklerini sergileyen bir kadın.

İnsan olduğu bile unutturulmuş bu gencecik kadın, yorgun, sefalet içinde alkolik bir hayat kadını olarak 1816’da hayatını kaybeder. Batılı sahiplerinin taktığı isimle -Hottentout Venüsü’nün- acıklı hikâyesi ne yazık ki burada bitmez. Saartjie’nin bedeni öldükten sonra bile huzur bulamaz.

Napolyon’un cerrahı ve zoolog yazar George Cuvier, üzerinde çalışmak için Sarah’ın bedenini parçalara ayırır. Kölelik ve ırkçılık karşıtı kamuoyunun oluşmasıyla Khoisan kabilesi küçük kızlarından geriye kalan ne varsa memleketine iade edilmesini ister. Ancak talep reddedilir. Trajik kararın gerekçesinde şöyle denir:

1850 yasasına göre Fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler Fransa’ya aittir. Eser olarak nitelendirilen kadın bedeni, 1976 yılına kadar Paris’teki Musee de l’Homme’da sergilenmeye devam eder.

MANDELA’NIN TALEBİ

Nelson Mandela, 1994 yılında yapılan seçimlerin ardından devlet başkanı olur. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand’ın Güney Afrika ziyareti sırasında konu tekrar gündeme gelir. Mandela, Saartjie’nin iadesini ister. Konu yine açıklığa kavuşturulamaz. Khoisan halkının protestoları artarak devam eder. Kabile kızlarını geri istemektedir.

2000’de Dışişleri Bakanı Alfred Neo ve Kültür Bakanı Ben Ngube talebi yineler. Müze bilimsel çalışmaları gerekçe göstererek skandal bir kararla talebi geri çevirir. İnternette Ferrus’un Sarah için yazdığı şiire rastlayan Fransız senatör Nicolas About, konu hakkında araştırma yapar. Çok etkilendiği şiiri senatoda okuyan About, “Onu bir canavar, bir ucube olarak kayda geçmek istiyorlar, ama bu işte gerçek canavarlık nerede’’ diye sorar.

Şiirin gücü ile Senato’dan 2002 Ocak ayında onay çıkar ve Paris’te düzenlenen bir törenle (Sarah’tan geri kalan ne varsa) Güney Afrikalı yetkililere teslim edilir. 9 Ağustos 2002 tarihinde ise Khoisan ritüellerine göre Doğu Cape eyaletinde doğduğu topraklarda Kadınlar Günü’nde düzenlenen törenle toprağa verilir. En nihayetinde Khoisan kabilesi kızlarına, Sarah da memleketine kavuşur. Onun hayat hikâyesini anlatan “Venus Noire’” adlı film, Abdellatif Kechiche tarafından yönetilmiş ve birçok ödüle layık görülmüştür.

KADIN HAKLARININ KORUNMASI

Sarah Baartman’ın, kısacık yaşamında tanık olduğu kötülükler ve maruz kaldığı zorbalıklar tarihte kadın haklarının en büyük sembollerinden biri. Aradan geçen iki asra rağmen kadın hakları konusunda, kadını alt varlık olarak gören zihniyete karşı verilen mücadele yetersiz kalıyor. Kamuoyunda mağdur kadın yerine zalim failleri temize çıkarma çabalarına bakarak, kadın hakları konusunda yerimizde saydığımızı anlayarak irkiliyorum. Bir kadın olarak her vahşice işlenmiş kadın cinayetinin ardından duyulan utancın sıradanlığına bakarak ürperiyorum. İnsandan devşirilmiş canavarların elinden can veren kadınların ardından ortaya dökülen çarpık zihniyete isyan ediyorum.

[email protected]