İçeriye mektuplar: Onlar için ne kadar da basit bir iş...

İçeride yatan adama, üstelik siyasi bir meseleden, üstelik de haksız yere, üstelik de yukarılarda hava öyle estiği için, üstelik de gazeteci olan insanlara ne denir, ne yazılır? Ha bir üstelik daha var: Üstelik 10 kişiler. Zor iş.

31 Aralık 2016 Cumartesi, 18:27
Abone Ol google-news

Biz dışarıdan “Yanınızdayız, arkanızdayız” deriz, onlar da sözlerine sahip çıkmış insanlar olarak “Bu dönemde yatmak onur nişanesidir” derler ama nihayetinde mahpushane, mahpushanedir. Soğuk olur, öyle birileriyle bir yerde buluşup kahve içemezsin, koltuğa uzanıp televizyon seyredemezsin. Sevdiklerine, ailene sarılamazsın. Hayatın kısıtlıdır. Özgürlüğün kısıtlanmıştır. Üstelik kötü muamele gelir mi, nereden gelir onu da bilemezsin. Maksadım moralinizi bozmak değil, kusura bakmayın. Ama işte insan şuna isyan ediyor. Sadece birileri öyle istedi diye bu ülkede insanlar çok kolay bir işmişçesine hapse atılırlar. Evet, neredeyse bütün siyasi tarihimiz böylesi siyasi mahpusluklarla doludur ama bu sonuncusu biraz farklı sanki. İş, “siyasi” gibi gözükmekle birlikte bir o kadar da kişisel. Yani bütün bir devlet aygıtı, bir kişinin o anlaşılmaz “intikam” duygusunu tatmin etmek için de harekete geçmiş vaziyette.

Evet, iş hapse muhalif atmaya gelince yargının elinin gayet rahat olduğunu bilirdik de, böylesi artık yepyeni bir durum. Buyurun mesela Hüsnü Mahalli. Siz içerideyken oldu. Biliyorsunuz, Suriyeli bir gazeteci. Çok değil, bundan birkaç sene önce, Türkiye ile Esad rejimi arasında ortak kabine toplantıları yapılırken, “Şengen yerine Şamgen vize sistemi mi kursak” önerileri hükümet yetkilileri tarafından ortaya atılırken, hatta iş epey ciddiye binmişken makbul bir gazeteciydi. Ne zaman Halep düştü, sanki bir karşılık verme hamlesiyle, hiç de ikna edici olmayan gerekçelerle, bütün sağlık sorunlarına rağmen gözaltına alındı ve tutuklandı. Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay daha yeni bırakıldılar. Özgür Gündem ile dayanışan gazeteciler ne olduğu anlaşılmaz suçlamalarla hâlâ yargılanıyorlar. Gazetenin yayın yönetmeni önceki gün tahliye oldu ama yazıişleri müdürü hâlâ içeride. Kürt gazeteciler hâlâ bir ateş çemberi içinde görev yapmaya çalışıyorlar. Onlarca televizyon ve gazete tek bir kararname ile kapatıldı. Gülen Cemaati’ne yakın gazetelerde bir vakitler yazmış gazeteciler yazarlar da hâlâ tutuklu vaziyette. Yani mesele Gülen Cemaati’ne bir vakitler yakın olmaksa...

Neyse. İnsanın bir de şuna isyan edesi geliyor. İnşallah, yani eminim ki, yani öyle umuyorum ki bugünler de geçecek ve çıkacaksınız. Özgürlüğünüze kavuşacaksınız, sevdiklerinize sarılacaksınız. Ve bugünler, ister istemez geride kalacak. İktidar, sırf iktidar olduğu için, sırf bu ülkede böyle yapmak -ne yazık ki- normal kabul edildiği için insanları içeri atmış olmakla kalacak. Onlar için bu iş o kadar basit yani.

Sonra, bir süre sonra, bir bakacağız belki de onlar da bununla övünmeyecek. Değil mi ya? Şu geride bıraktığımız yıllarda ne çok nedamet gösterisine tanık olduk. Evet sonuç olarak bu mesele kapanıp gidecek (AİHM benzeri hukuki süreçleri ayrı tutuyorum). Bu nedamet gösterileri dışında bu topraklardaki “İçeri muhalif atma” geleneğiyle, kültürüyle hesaplaşmayacağız. Özetle içeri giren, içeri girdiğiyle kalacak, içeri atan da adisyonu kendisinden sonra gelenlere bırakacak, muhtemelen. Hatta belki de bir bakacağız, şimdilerde hazzetmediği insanlar için sosyal medyadan polisleri, savcıları göreve çağıranlar, gazetecilikten çok ihbarcılık faaliyetiyle uğraşanlar gün gelecek, “Kim yaptı bu işleri, nerede onlar, hesap soralım” diye ortalıkta dolanacaklar. Abartıyorum sanmayın. Rus Büyükelçisi’nin Ankara’nın ortasında üstelik de bir polis tarafından vurulmasından sonra hava tam da böyle. Lafı uzatmayayım. Bir ironiyle yazıyı bitirmek isterdim. Hani “Dışarıda da durum parlak değil, orası daha güvenli” gibisinden. Ama bu işin ironisi olmuyor. Bir an önce özgürlüğünüze, sevdiklerinize, kaleminize, fırçanıza kavuşmanız dileğiyle.