İçimizdeki canavar

Goodnight Mommy (Ölümcül Oyun/ 2015) filmleriyle korku türüne yeni bir boyut katan teyze-yeğen Veronika Franz ile Severin Fiala, ikinci ortak filmleri The Lodge’da (Mürit/ 2019), dini fanatizm, bağnazlık, dogmatizm, tecrit, tinsellik, yas, travma, manipülasyon temalarını özgün, yetkin anlatımlarıyla sorguluyorlar. 13 Mart’ta pandemiden ve sinemaların kapatılmasından ötürü Mürit 7 Ağustos’ta yeniden gösterime girdi.

10 Ağustos 2020 Pazartesi, 12:39
İçimizdeki canavar
Abone Ol google-news

Araştırmacı yazar Richard Hall (Richard Armitage) koyu Katolik karısı Laura’ya (Alicia Silverstone) boşanmak istediğini söyler. Yeni kitabını yazarken tanıştığı, babasının yönettiği  köktendinci Hristiyan tarikatının kitle intihar eyleminden tek sağ kalan Grace (Riley Keough) ile evlenmeyi tasarlamaktadır. Bunu öğrenen  Laura intihar eder. Laura’yla Richard’ın çocukları Mia (Lia McHugh) ile Aidan (Jaeden Martell) büyük bir travma yaşarlar. Bu trajik olaydan altı ay sonra Richard, Grace ve çocuklarıyla birlikte dağ evlerinde Noeli kutlamaya karar verir. İşi yoğun olan Richard onları yalnız bırakıp kente döner. Bu tatil Grace, Aidan ve Mia için bir karabasana dönüşecektir.

Avusturyalı Veronika Franz ile Severin Fiala, iyi korku filmlerinin büyük dramlar ve büyük trajediler olduğunu, iletişimsizliğin trajediyi, korkuyu yarattığını vurguluyorlar.  “Avusturya’da her çocuk Katolik ya da Hristiyan olarak yetiştirilir. Bu çocuklar baskılarla, tabularla, yasaklarla büyütüldükleri için geçmişte onları inciten yaralarından kurtulamazlar, dertlerini açıkça dile getiremezler. Toplum, aile, insanlar hakkındaki düşüncelerimizi,  dünya görüşümüzü filmlerimizle aktarıyoruz” diyen Franz ile Fiala bu korku, gerilim  içeren psikolojik dramlarında gerçek mekanlarda çalışmayı seçmişler. 

Karın, hiçliğin ortasındaki dağ evi ana karakterdir, filme gerçekdışı bir boyut katar. Eve girildiği andan itibaren görünmeyen biri tarafından (Mia ile Aidan’ın anneleri Laura) izlenirsiniz. Salonda asılı Meryem Ana tablosu, İsa’lı haç Laura’yı simgeler. Laura, Grace’i, Mia’yı, Aidan’ı sürekli izler. Ev ve Mia’nın oyuncak bebeği sürekli Laura’nın varlığını, ölmediğini duyumsatır. Alfred Hitchcock’ın Rebecca (1940) filminde olduğu gibi dini simgeleyen Laura filmin başından sonuna dek vardır.

Mia ile Aidan çocuk oldukları için masumlar, her çoçuk gibi onlar da bazen kötü şeyler yapabilirler. Ailenin parçalanmasına neden olan Grace’i sevip sevmemeye karar vermek zordur. Grace, Mia, Aidan bazen iyiler bazen de kötülerdir. Karakterlerden birine empati duymaya çalışırsınız  ama öyle bir an gelir ki onlardan nefret edersiniz. Belirsizlik, muğlaklık, şüphe hep sürer. Sessizlik, müziğin olmayışı gizemi, korkuyu arttırır, çoğaltır. 

Psikolojik dramlarına yetkin, özgün anlatımlarıyla, Yorgos Lanthimos’un görüntü yönetmeni Thimios Bakatakis’le  Avrupa duyarlılığı katan yönetmenler hepimizin içinde canavarlar var, hepimizde iyi ya da kötü olma potansiyeli var diyorlar. Dini baskıyla, yasakla, psikolojik güdümlemeyle insanları tehdit edemezsiniz. Cennet, cehennem, araf dünyadadır, içimizdedir, kendi yarattığımız olgulardır, en ağır cezalardır. Eğer yanlış bir şey yapıp günah işlerseniz onunla birlikte yaşamak zorundasınızdır. Psikolojik güdümleme en tehlikeli eylemdir.

Veronika Franz ile Severin Faila’nın yönettiği, Riley Keough, Jaeden Martell, Lia McHugh, Alicia Silverstone, Richard Armitage’ın oynadığı, bağnazlık, dogmatizm, tinsellik, yas, travma, dini fanatizm temalarını sorgulayan The Lodge (Mürit/ 2019) 7 Ağustos’ta yeniden gösterime girdi.