İnönü'yü Hitler'e Benzetmek

05 Mayıs 2010 Çarşamba, 05:53
Abone Ol google-news

Atatürk ve İnönü, uzunca süredir açık tartışmaların dışında tutuluyordu. İnönü’yü Hitler’e benzeten sözde başbakanın zihninde Atatürk de vardır aslında, bunu ertelemiş görünüyor şimdilik. Ateşle oynadığının farkına varacaktır pek yakında bu sözde başbakan.

RTE, İsmet İnönü’yü Hitler’e benzetmiş. Hitler, çok partili bir seçimle geldiği iktidarında Almanya’daki tüm muhalefeti susturarak tek partili bir zorba yönetim kuran ve çıkardığı bir dünya savaşında milyonlarca insanın kaybına yol açarak dünyamızı acılara sürüklemiş bir diktatör idi. William Shirer, 3 ciltlik “Nazi İmparatorluğu” adlı kitabında şöyle diyor:

Adalet Müşaviri Hans Frank yargıçlara görevlerini şöyle hatırlatıyor:

“Nasyonal sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda, önce kendinize şunu sorunuz: Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verir idi?” (Sayfa 349)

Yine de Alman Yüksek Mahkemesi yargıçları hukuktan vazgeçmiyor. Bunun üzerine “Halk Mahkemesi” adlı korkunç mahkemeler kuruyor. Bu mahkemenin 9 üyesinden 4’ü hukukçu, 5 üyesi ise partililerden seçiliyor. Böylece kararlarda hukuk değil, Führer öne geçiyor.

Hitlervari çağrışımlar

“Ben Ergenekon savcısıyım” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri ve yargıyı yürütmenin buyruğuna sokmayı hedefleyen anayasa değişikliklerine kalkışması, Hitlervari çağrışımlara yol açmıyor mu? Türk yargıçlarını “Benim yerimde olsa R.Tayyip Erdoğan nasıl bir karar verir” tarzında düşündürmek istiyor.

Peki Recep Tayyip Erdoğan’ın Hitler’e benzettiği İsmet İnönü ne yapmış?

Çok partili siyasi yaşam

Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanınca Mustafa Kemal’in ilk başbakanı olarak ve o dâhi ile birlikte ülkeye demokratik yolları açıcı çağdaş devrimlerin baş uygulayıcısı olmuş, Batı emperyalizminin ülkemize düşman devletleriyle işbirliği yapan sultanlığı ve hilafeti sonlandırmıştır.

Aynı İnönü, 1938’de cumhurbaşkanı seçildikten bir yıl sonra patlayan İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler faşizmine karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni korumuş, savaşın bitmesi üzerine iç ve dış herhangi bir tehdit şöyle dursun, cılız bir istekle bile karşılaşmadığı halde çok partili siyasi yaşamı başlatmıştır. Kendisini bu yoldan caydırmak isteyenlerle yaptığı söyleşi anlamlıdır:

- Paşam, iktidar Demokrat Parti’ye bırakılır mı?

- Neden bırakılmaz?

- Onların yapmayacağı şey yoktur.

- Söyleyemediklerinizi ben sizlere söyleyeyim: Bana saldıracak, hatta küfredecekler, hepsini göze alıyorum. Sizler demokratik çok partili hayatı istemiyor musunuz?

- İstemez olur muyuz Paşam? Ama erken başlattınız?

- Ne zaman başlatmalıydık?

İsmet İnönü, “5, 10, 15 yıl sonra çok partili hayatı başlatmalıydınız” sözlerini şöyle yanıtlamıştı:

- Diyelim 50 yıl sonra başlatmalıydık. Başlayalı iki yıl oldu, geriye 48 yıl kaldı, hiç başlatmasaydık yine 50 yılda kalacaktık. Demek ki kazançlıyız.

Tüm caydırma girişimlerine göğüs geren İnönü, 12 Mayıs 1950’de seçimi Demokrat Parti kazanınca, Ankara Valisi’ni aramış, “Celal Bayar’a söyleyiniz, hükümetlerini hemen kurabilir” demiş, iktidardan onurla ayrılmış ve şu sözü söylemiştir: “Benim en büyük yenilgim en büyük zaferimdir!”

Ve bu iktidar değişikliği, dünya basınında “kansız ihtilal”, “beyaz ihtilal” deyimleriyle övülmüş ve bu demokratik aşamada en büyük payın İsmet İnönü’de olduğu kanısı genel kabul görmüştür.

Demokratik rejime bağlılığı

Dahası var, 1961 seçimlerinden sonra başbakan olan İsmet İnönü, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 günlü iki silahlı ayaklanmayı yenilgiye uğratarak demokratik çok partili rejime bağlılığını yeniden kanıtlamıştır. 22 Şubat ayaklanmasını bastırırken, karargâh edindiği Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda şöyle haykırmıştır:

“Tek başıma kalsam, Büyük Millet Meclisi’ne giderim, bu maceracılar benim ancak ölümü alabilir oradan ve sonra da bu millet onlara ne yapacağını bilir!”

22 Şubat ayaklanmasının bastırılmasını izleyen ilk Millet Meclisi toplantısında İsmet İnönü tüm milletvekillerince ayakta ve sürekli alkışlarla karşılanmış, Adalet Partisi’nin milletvekilleri de o coşkuya katılma kadirşinaslığını göstermiştir, Recep Tayyip Erdoğan’ın Hitler’e benzettiği İsmet İnönü’ye.

Daha çok çok şeyler anlatılabilir(**) ancak sadece bir konuya daha değinerek yazımı bitirmiş olayım: Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir’in bir avuç subayla tankları başkent caddelerine çıkararak başlattığı macerasını bastırırken İnönü, halkımızın kurumlardan en çok güven duyduğu Silahlı Kuvvetlerimizin demokrasiye olan desteğini yanında bulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan fırsat buldukça yıpratmak istediği ordumuzu halkımızın gözünden düşürebileceği gafletindedir.

“Hiç kimse kendine göre bir ordu yapmaya kalkışmasın!” demişti İsmet İnönü, 2010 yılı başbakanının böyle bir çaba göstereceğini bilmiş gibi. Bu başbakan ki, sadece orduyu değil, yargıyı da kendine benzetme peşindedir.

Atatürk ve İnönü, uzunca süredir açık tartışmaların dışında tutuluyordu. İnönü’yü Hitler’e benzeten sözde Başbakan’ın zihninde Atatürk de vardır aslında, bunu ertelemiş görünüyor şimdilik.

Ateşle oynadığının farkına varacaktır pek yakında bu sözde Başbakan.