İnsan kavramına ontolojik bir yaklaşım

İnsanı, dünyaya atılmış ve kendini tasarlayan bir varlık – Dasein – olarak tanımlamak Heidegger’in başının altından çıkmıştır. İnsanın bir özünün olduğu ve bu öze uygun olarak bir varoluşun gelişeceği düşüncesi Heidegger ve diğer varoluş felsefesiyle uğraşan filozoflarca kabul edilmiyordu.

03 Nisan 2021 Cumartesi, 17:25
Abone Ol google-news

İnsan bir meşe palamudu tohumu değildi. Bu tohumdan zorunlu olarak bir meşe palamudu ağacı ortaya çıkacaktır ama insan denen var olandan ne olacağı, hiç de bu kadar net değildi maalesef. Bir bakmışsınız hayatının neredeyse tamamını diyabet hastalığını ortadan kaldırmak için laboratuvar çalışmalarına adamış bir bilim insanı çıkıyor ortaya, bir de bakmışsınız bir başkası geliştirdiği teknoloji sayesinde insanların hayattan beklentilerinin ne olabileceği konusunda sahip olduğu verileri siyasetçilere bir servet karşılığı satıyor. Üstelik oradan gelecek paraya hiç de ihtiyacı olmadığı halde. 

Şimdi bu ikisinin benzer insanî özlere sahip olduklarını iddia etmek pek de yerinde bir tespit olmaz sanırım. Her ikisi de dünyaya kendi istemleri dışında gelmişler ve kendi varoluşlarından, dünyada oluyor olmalarından, ‘Dasein’larından nasıl bir öz yaratacaklarına kendileri tasarlamış durumdalar. Hayatın onlara hazırladığı koşulları, içinde bulundukları zaman ve uzamın onların tasarlayacakları varlığın nasıl olacağına etki edeceğini biliyorum ve kabul ediyorum. Ama son tahlilde insanın bazı önemli kararları alabildiğini düşünüyorum. Bu anlamda ‘özgür’ bir ‘irade’nin olmadığı düşüncesi bana uzak geliyor. 

Güç ve iktidar peşinde koşup binlerce, milyonlarca insanın ölümüne karar vermeyi kılları kıpırdamadan karar verebilen narsistik dünya liderleri de böyle olmayı seçiyorlar, çocukluklarında hangi travmayı yaşamış olurlarsa olsunlar, ne olacaklarına kendileri karar veriyor. Kim söylemişti şimdi anımsamıyorum, iktidarı devirmek için giriştiğiniz darbe girişimi başarılı olursa devlet başkanı, başarılı olmazsa vatan haini olursunuz. Oysa kişiyi aynı hırslar yönetmektedir; ister devlet başkanı olsun sonunda, ister vatan haini. 

Dinin insan üzerindeki olumlu etkisinin gittikçe azalması onun dünya karşısında yalnızlık duygusuna hapsolmasına neden oldu ve olmaya devam da ediyor. Ne cansız varlıklar, ne de bitki ya da hayvan gibi canlılar ‘Dasein’ olarak adlandırılabilirler. Dasein kavramında dünyaya açıklık, oluş anlayışı, bir benlik bilgisi mevcuttur. Dünyaya açıklık yalnızca sahip olunan şeylerin bilgisi değil, aynı zamanda kendi Dasein olanakları aracılığıyla diğer insanların varlığını da anlayabilmektir. Yani, Dasein’ın dünyası esas olarak içinde bulunduğu ilişkiler ağıdır. İnsan kendini, karşılaştığı insanı ve şeyleri ancak böyle anlayabilir. Bu dolaysız anlama ancak fenomenolojik bir bakışla mümkündür. Fenomenoloji yalnızca psikoterapi alanında bu kadar verimli olmuştur. Daseinanaliz fenomenolojiktir, çünkü an’a mahsus şeyleri, olduğu gibi, şeyin kendine yabancı eşleştirmeler ve yapılandırmalar olmaksızın göstermek ister. Böylece, edinilmiş teorik soyutlamalardan sıyrılıp verili fenomenlere dolaysızca ulaşabilmemiz mümkün olur. Açıklamak değil anlamak peşindedir. 

Günümüzde bu talebin yerine getirilebilmesi oldukça zordur. Modern insan giderek kendini gösterenin gerçek varlığını görebilme yetilerini yitirmişlerdir. Düşünüş tarzımız şu an kabul gören bilimsel düşünce biçimlerinin işgali altında ve biz de bu anlamda, kendimizi dolaysız olarak kavranabilecek şeyin anlaşılmasına bırakmak yerine, karşılaşılan varlığın dolaylı ve teorik açıklamasına meyledip varlığın hesaplanabilir ve böylece tekrar üretilebilir bir hale gelmesine çalışıyoruz. Bu tektaraflılık nedeniyle bilim, halen daha bu mutlaksallık isteğini sanki gerçeğe ulaşmanın tek bilimsel yoluymuş gibi övüp duruyor. Halbuki bilimsel olarak bilinen hiçbir şey, hakim bilimsel görüşe kendini daha bilimselmiş gibi gösterme hakkını vermiyor. Özellikle de algılanan fenomenlerin sade açıklamalarıyla yetinen, hep incelenen şeyin kendisinde kalmaya çalışan, hep farkları vurgulamaya ve özellikle nesnel kalmaya çalışan başka bir düşünüş biçimi varken. 

Dasein olmak nörotik olmak demektir. Bu hasta oluş halinin asıl ayırıcı özelliği doğa  bilimlerinin iddia ettiğinin aksine, hesaplanamayan niteliksel ögelerden oluşuyor olmasıdır. Hasta oluş hali, hastanın kendi dünyasının gerçekliği içinde, diğer hastalardan hep biraz daha farklı bir şekilde bozulmuş, kopmuş ilişkilerinin anlaşılmasıyla olasıdır. Bu gerçeklik doğaldır ki, insan varoluşunun bedensel düzeydeki hasta ve sağlıklı oluş halinin anlaşılmasında naturalisitik yaklaşımların işe yaramayacağını göstermez, ama hasta ya da sağlıklı oluş halinin kendine özgü insaniliğinin naturalistik yaklaşımlarla yeterli düzeyde anlaşılamayacağını işaret eder.