İstanbul Sinema Festivali’ne hâlâ 7 filme bilet var!

İstanbul Sinema Festivali’ne ilgi her koşulda, çevrimiçi olmasına karşın da sürüyor, ek seans konulan filmlerin biletleri de tükendi ama...

20 Haziran 2020 Cumartesi, 06:00
İstanbul Sinema Festivali’ne hâlâ 7 filme bilet var!
Abone Ol google-news

Her şey alışılmışın dışında, İKSV İstanbul Film Festivali’ne gösterilen ilgi dışında! Her yıl yaşanan bilet bulma telaşından hiçbir şey eksilmedi. Bu yıl festival “çevrimiçi” olmasına karşın, yapımcı firmaların haklı talebiyle biletler sınırlı sayıda satışa sunulduğundan yine tatlı bir telaş yaşanıyor. Haziranda satışa sunulan 15 seçkinin kombine biletleri birkaç saat içinde bitmişti. Tek tek filmlerin satışları ise bir iki gün içinde tükendi.

Yoğun istek üzerine yeniden konulan ek seansların da bir kısmının bileti bitti. Halen satışta olan sadece 7 film kaldı. Bunlardan çok ilgi gören, senaryosu nedeniyle pek çok ülkeden pek çok yönetmen tarafından tekrar tekrar çekilmiş olan “Mutlu Günler”i sinema eleştirmeni Viktor Apalaçi yorumladı. Bu senaryonun benzerini Türk seyircisi daha önce Serra Yılmaz’ın yönetiminden “Cebimdeki Yabancı” adıyla izlemiş ve sevmişti.

‘MUTLU GÜNLER’

Yolunuz Los Angeles’tan geçerse sakın orada yaşayan İsrailli ailelerden birinin yapacağı Şabat gecesi davetini kabul etmeyin. Los Angeles’ın Hollywood semtindeki görkemli bir villada geçen konusuyla “Mutlu Günler/ Happy Times”, Şabat yemeği için bir araya gelen bir grubun kanlı olaylara yol açan öyküsünü anlatıyor. 1960 Hayfa doğumlu, yönetmen-senaryo yazarı-yapımcı Michael Mayer’in, senaryosunu Guy Ayal ile birlikte yazıp yönettiği “Mutlu Günler”in konusu, Mayer’in halen yaşadığı Los Angeles’ta geçiyor.

Ritüele göre Yahudilerin, haftanın en önemli gecesi saydıkları cuma geceleri Şabat yemeği için aile bireyleri veya yakın dostlar bir araya gelir. “Mutlu Günler”de Şabat yemeği için masaya oturan 4 çift ve 2 bekâr arasında çıkar ilişkilerine dayanan bir yakınlık vardır. Aralarındaki gerilimlerin, ihtilafların, halının altına süpürülen sırların açığa çıkacağı yemeğin başında belli olur. Masadaki tartışmalar 20. dakikadan sonra yumruklaşmalara dönüşür.

ŞABAT YEMEĞİ

Paolo Genovese’nin 2016 tarihli filmi “Perfetti Sconosciuti / Mükemmel Yabancılar” 7 kişilik bir arkadaş grubunu bir akşam yemeğinde bir araya getiriyordu. Tümü cep telefonlarını masaya koyup gelen aramaları, mesajları herkesle açıkça paylaşma kararı alınca ortaya çıkan sırlar herkesi müşkül durumda bırakıyordu. Konu çok cazip gelmiş olacak ki İtalyan filminin İspanyol, Fransız, G. Kore remake’leri yapıldı.

Bizde “Cebimdeki Yabancı” başlığıyla Serra Yılmaz yönetiminde filmi yapıldı, konu tiyatro oyununa da uyarlandı. “Mutlu Günler”in bu filmden etkilendiği açık. Ancak Michael Mayer, komedi ile gerilimi bir araya getiren İtalyan filmini kanlı bir sos ile servis etmeyi uygun bulmuş. Bir araya gelince nadiren lezzetli olan komedi ve gerilim türlerini başarıyla harmanlayan filmironisi ve abartılı mizah duygusuyla öne çıkıyor.

Menfaatların ve egoların çatışması ile katılımcıların çok geçmeden kılıçlarını kınından çıkarmalarına sebebiyet verince izleyici, “Yahudi bir arkadaş grubunun kutsal Şabat yemeği nasıl bu kadar kötü gidebilir?” diye düşünmekten kendini alamıyor. Filmde insanların bencillikleri, egoları hudut tanımaksızın eleştiriliyor.

Sonradan görme zenginler, küçük burjuvalar bu eleştiriden nasiplerini alıyor. Buna, filmin finaline yakın konuya dahil edilen haham Mati üzerinden din adamları dahil edilir. Irkçılık ve antisemitizmi, karikatürize edilmiş karakterler üzerinden eleştiren filmde, haham Mati ironik bir tonda, “Neticede tüm İsrailliler dosttur” der. Ev sahibesinin kuzeni Michael ise hahamın kanaatini paylaşmaz, tırmanan şiddet olayları üzerine “Biz İsrailliler nerede duracağımızı bilmeyiz” diyerek hiddetini dile getirir. Gruba ilk kez katılan, Michael’in bonus saçlı, frankofon, güzel aktris nişanlısı Aliyah, “Hepiniz akıl hastası psikopatlarsınız” diye isyan ederek evden ayrılan ve hayatını kurtaran tek kişi olur.

KANLI BİR KARA FİLM

Michael Mayer’in bu son derece sert, alaycı ve eleştirel filmini bir özeleştiri gibi görmek daha doğru olur. Tek mekânda, kısıtlı bir zaman diliminde geçen konusuyla, filmin temposunun hiç düşmediğini Amerika’da yaşayan İsrailli oyunculardan oluşan kadronun, “ekip oyunculuğu” dersi verdiklerini söylemek lazım.

Filmin Hayfa Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödüllü senaryosu, karakter tahlillerinde son derece başarılı. Ev sahibesi Sigal’in kuzeni Michael’in tanıştırmak için yemeğe getirdiği nişanlısı hariç, tüm karakterler bencil, sorumsuz, şiddet bağımlısı psikopat kişiler. Tokat şiddetinde bir eleştiri getiren bu sert ve cesur filme ilgisiz kalmak imkânsız. Bu filmin eleştiri yazısını yazarken spoiler vermeden konusunu anlatmak da imkânsız.

Filmi izlememiş olan okuyucularımın seyir zevkini kaçırmamak için, her eleştiri yazısında şart olan filmin konusuna bu kez yer veremiyorum. Tek söyleyebileceğim, sürprizli ve bol kanlı bir film izlemeye hazırlıklı olmanız gerektiği...