İthaka, Odysseia ve Eugenia

İthaka Adası’na doğru yola çıktığımda, İstanbul’dan İskenderiye’ye göç etmiş bir Rum ailesinin çocuğu olan ünlü Yunan şair Konstantinos Kavafis’in dizeleri vardı aklımda....

13 Eylül 2020 Pazar, 05:00
İthaka, Odysseia ve Eugenia
Abone Ol google-news

“İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman, dile ki uzun sürsün yolculuğun, serüven dolu, bilgi dolu olsun. Ne Lestrigonlardan kork ne Kikloplardan ne de öfkeli Poseidon’dan. Bunlardan hiçbiri çıkmaz karşına, düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu ince bir heyecan sarmışsa eğer. Dile ki uzun sürsün yolun. Nice yaz sabahları olsun, eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!.. Hiç aklından çıkarma İthaka’yı. Oraya varmak senin başlıca yazgın ama yolculuğu tez bitirmeye de kalkma sakın. Varsın yıllarca sürsün, daha iyi; sonunda kocamış biri olarak demir at adana, yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin.” (Çeviri: Cevat Çapan)

İthaka Adası’na doğru yola çıktığımda, İstanbul’dan İskenderiye’ye göç etmiş bir Rum ailesinin çocuğu olan ünlü Yunan şair Konstantinos Kavafis’in şiirindeki bu dizeler vardı aklımda. Bir yandan da (Liverpool ve İstanbul’da da bir süre kaldıktan sonra, yaşamının geri kalanını doğduğu İskenderiye’de geçirmiş olan) Kavafis’in esinlendiği ve şiirinde atıfta bulunduğu Homeros’un Odysseia Destanı’nda, Odysseas’ın yurdu olarak anlatılan İthaka’ya dönebilmek için (on yıllık Troya Savaşı’nın ardından) karşılaştığı engelleri (insan yiyen dev Lestrigonlar ve tek gözlü mitolojik yaratıklar kiklopları) düşünüyordum. Büyülü ya da korkunç yaratıkların yıldırmadığı, bambaşka diyarlardaki çeşitli maceralarla dolu yolculuğunun ardından memleketine, sadık eşi Penelope’ye ve oğlu Telemachus’a kavuşan Odysseas’ın yaptığı gibi engelleri aşıp hedefine ulaşmak için her şeyi göze almak mıydı önemli olan? Yoksa, Kavafis’in hissettirdiği, kendi ruhunda çeşitli korkular taşımadan (ve amacı ne olursa olsun), yaşam denen yolculuğun tadını çıkarabilmek miydi aslolan? İşte bu sorularla kısa bir yaz tatili için yıllar sonra gittiğim İyon Denizi’ndeki bu Yunan adasında, sonunda kendi İthaka’sını bulduğunu anlatan İspanyol yazar Eugenia Rico ile tanıştım ve onun yolculuğuna eşlik ettim bir süre... 

Rico, daha önceden hiç görmediği bir limana girdiğinde yolculuğunun tez bitmeyeceğini bilmiyordu. National Geographic dergisine hazırladığı bir yazı çerçevesinde şubatta ziyaret ettiği (İyon Denizi’nde bulunan) Kefalonya Adası’nın ardından İthaka’ya geçen Rico, koronavirüs pandemisiyle mücadele kapsamında uygulanan önlemler nedeniyle İthaka’da mahsur kalmış. Tiyatro ve sinema oyuncusu olan eşi Nadav Malamud ve kızı İris ile 6 aydır İthaka’da bulunduğunu, gevşetilen seyahat sınırlamalarına karşın adada kalmayı sürdürmek istediğini anlatan Rico, “Bana kalsa, sonsuza dek burada yaşardım” diyor.

DAHA FAZLA DAYANIŞMA VE ÖZGÜRLÜK...

Dünyada 100’ü aşkın ülkeyi ziyaret etmiş ve pek çok farklı yerde yaşamış olan Rico, çağdaş İspanyol edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. İspanyol El Pais gazetesi, “Eugenia, İspanya’da gerçekten müthiş genç yazarlar olduğunun kanıtı” yorumunu yapıyor kendisi hakkında.

İthaka’ya gelmeden önce Venedik’te yaşayan Rico, koronavirüs salgını nedeniyle şubatta Venedik Karnavalı’nın (son iki gününün) iptal edilmesinin ardından son kitabı “Sessizliğin Öyküsü”nü yazmaya başladığını anlatıyor ve “Sessizlikle gelen sevgi ve acıyı anlatmak istedim. Yazmak bir tercih olmaktan çıkmıştı, ölüme karşı yazıyordum artık” yorumunu yapıyor. 

İnternette yayımlanan kitabında Rico, “korkunun pasaportu olmadığı”nı yazıyor. Koronavirüs krizinin bir dönüm noktası ve insanlık için büyük bir fırsat olabileceğini belirten Rico’ya göre “daha fazla birlik, dayanışma ve özgürlük yolunu seçme” şansımız var, çünkü “Covid-19 bize kaderimizin ortak olduğunu, başka bir seçeneğimizin olmadığını, hayatta kalmak için birleşmek ve işbirliği yapmak zorunda olduğumuzu gösteriyor.” 

Korkunun beyni öldürdüğünü vurgulayan Rico, “Bencil ve aslında yapayalnız olanlarla dolu bir dünyanın yarattığı korkuya karşı yazdım ‘Sessizliğin Öyküsü’nü” diyor. “Mükemmel romanların çoğunun, aslında kendisi müthiş olan yaşam yolculuğunu anlattığını düşünüyorum ve karşılaştığımız, dışarıdan gelmiş gibi görünen Kikloplar ve Sirenlerin gerçekte bizim içimizde olduğuna inanıyorum. Yunanistan’a geldiğimde anladım ki yola devam etmek yersiz. Ithakamı buldum, Kavafis’in şiirinde İthaka bir metafor, yolculuğun, varış noktasından daha önemli olduğu mesajı var, ama yalnızca yolculuğun kendisi değil önemli olan, varabilmek de önemli; eve, çocukluğuna dönebilmek. Homeros’un Odysseia destanında İthaka hem geçmişle, yani çocukluk anılarıyla ilgili hem de gelecekle, yaşamının geri kalanını geçirmek istediği yer. Benim için de öyle.”

Koronavirüs krizi, orta yaş krizine denk gelen, yaşamını sorgulayan, iç hesaplaşması yapan, “konfor alanı”ndan çıkıp, “elini taşın altına sokmaya” hazırlanan, bir gün ölecek diye her gün ölmeden, her anı duyumsayarak yaşayan ve kendi Odysseia destanını çoktan yazmaya başlamış olanlar, ya da hâlâ İthakasını arayanlar varsa aranızda, Rico’nun anlattıklarında, yaşadıklarında ve romanlarında kendilerinden bir parça bulabilirler. Rico, “Eros ve Kafka” üçlemesinde (Hüzünlü Aşıklar - Los amantes tristes, Beyaz Ölüm - La muerte blanca, Gizli Çağ - La edad secreta),  dostluk (filia), sevgi (agapi) ve aşk (eros) temalarını işliyor. Yapıtlarından Yunancaya çevrilen de var (Hüzünlü Âşıklar).

[email protected]