Kadın isterse başarır

Hayatta her zorluğa hazırlıklı olunması gerekliliğine vurgu yapan Betül Mardin, “Savaş dönemini yaşadığım için varlığı da yokluğu da bilirim. Karşılaştığım kötü olaylardan dolayı hayata küsmedim, tam tersine daha da yükseldim. Kendinize güvenin. Her kadının yapması gereken bir işi, bir mesleği muhakkak olmalı” diyor.

17 Mart 2018 Cumartesi, 21:47
Abone Ol google-news

İstanbul’un Nişantaşı semtinde, cam binaların arasında özünü koruyarak bugünlere kadar gelmiş tarihi bir apartman dairesinin giriş katı... Adeta bir anılar dehlizinden geçer gibi yağlı boya tablolar ve antikaları arkama alarak girdiğim salonun ortasındayım. Sağ tarafımda kararlaştırdığımız çay saatine uygun olarak özenle hazırlanmış bir masa... Bu masanın başında, 90 yaşının tecrübeleriyle beni selamlayan “halkla ilişkiler”in duayen ismi Betül Mardin. Kötümserliğin, yılmışlığın, çaresizliğin dünyasında yeri olmayan Mardin, bütün içtenliğiyle en başından hikâyesini anlatırken bir kez daha anlıyorum bir kadının isterse ne kadar çok şeyi değiştirebileceğini... Büyük mücadelelerle, yılmadan bugünlere geldiğini duygulanarak anlatan Mardin, bugünlerini şekillendiren çocukluğuna şu sözlerle dönüyor: Gelenekler ve aile insanın hayatına damga vuruyor. Kalabalık bir aileden geliyorum. Ailenin ikinci kızı olarak doğmam ailede büyük üzüntü yaratmış. Bir de beş yaşına kadar dilsiz olmam daha büyük üzüntü... İkinci çocuk kız ve dilsiz... O zamanlar bu durum çok fena çok... Doğduğum evde Arapça, Almanca, İngilizce, Fransızca ve Türkçe konuşuluyordu. Dolayısıyla aile büyük ve tabii ki en az 20 kişilik olan yemek masamız da ona göre çok iskemleli... Bu büyük masada yaşadığım olaylar, bugünün Betül Mardin’i olmamda büyük etkendir. Bu masada çok şey dinleyerek ufkumu aştım. En önemli olan olay ise o günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün bize yemeğe gelmesidir. O zamanlar beş yaşındayım ve hâlâ dilsizim. Bu sebeple Atatürk’ün ekmeğini usulca alarak bana yedirdiler.

Atatürk’e minnettarım

Ailenizin Atatürk’ün ekmeğini size yedirme amacı neydi?

Amaç ve inanç, o yaşıma kadar konuşamadığımdan böylesine büyük bir insanın bana ilham olmasıydı. Bu ziyaretten sonra dilsiz olduğum için insanların alay etmesinden bıktığımdan büyük yemin verdim. Ayna önünde egzersizler yaptım. Bir daha susmadım... Çok şanslıyım ki Atatürk’ü gördüm ve ona minettarım... Atatürk çocuğu olmaktan her zaman gurur duydum. Bu yaşadıklarım bugünkü ben olmamda, teker teker basamakları çıkmamda bana eşlik etti. Güçlüklerle başlamak, hayatın daha mükemmel olmasına yardımcı oluyor. Derken liseyi bitirdim ve sıra geldi üniversiteye, ardından da mesleğe... Ben psikiyatr olmak istiyorum ama nerde... Babam “erkek dizi senin bacağının yanına gelemez” dedi ve böylelikle üniversite hayatım başlatmadan bitmiş oldu. Dolayısı ile başka bir şekilde kendimi ilerletmem gerekiyordu... Ancak pes etmedim ve evde İngilizce dersleri vermeye başladım. Elbette kadınlara... Daha sonra basamakları yılmadan teker teker çıktım. Uzun süre magazin sekreteri, sayfa editörlüğü, TRT’den BBC’ye kadar birçok farklı yerde ve alanda çalıştım. Böylece kendimi bu mesleğin içinde buldum ve hiç durmadan çalıştım. Bu sayede bu günlere gelebildim. 90 yaşındayım ve hâlâ çalışıyorum. Bu sözlerin ardından dudağında beliren çocuksu gülümsemeyle, “Daha ne olsun” diyerek, adeta yıllara meydan okuyup verdiği başarı mücadelesinin memnuniyetini dile getiriyor.

Çocuklara önem verilmeli

Bugün alanınızda Türkiye’nin en başarılı kadınlarındansınız. Geçmişe dönersek nasıl zorluklar yaşadınız ve engelleri nasıl aştınız?

Tabii ki birçok zorluk yaşadım. Yaşamasam olmazdı zaten. En büyük engelim de halkla ilişkilerin Türkiye’de bilinmemesiydi. Daha ne engeli olsun? Önceliğim bu engeli aşmaktı, dolayısı ile işimde çok ciddi çalıştım. Büyük bir banka ile çalışmaya başladım, bu sayede ben de banka da büyük ivme kazandık. Bu yükseliş sonucu 8-9 tane müşterim oldu ve mesleğim artık daha fazla bilinen bir meslek haline geldi. En büyük engelimi bu sayede aştım. Meslektaşlarım çoğalmıştı ve onlarla toplantılar yapıp yeni açılar bulduk.

Türkiye’de, bireylerin ve özellikle kadının iş hayatında önemli yere gelmesi için nasıl bir çocukluk geçirdiği ve aldığı eğitim yadsınamaz bir unsur. Bu konuda ailelere tavsiyeleriniz var mı?

Ailelerin kaç çocuğu olursa olsun hepsine özel olarak önem vermeli. Her birinin istekleri, yetenekleri ve hayata bakışı incelenmeli. Çocuk aile tarafından benimsenmeli ve yaşama karşı güven hissetmeli. Mesela dayak yiyorsa bu çocuk nasıl kendine güvenebilir? Çocukların en çok sevgi ve saygıya ihtiyacı var. Evvela ilkokulu bitirdikten sonra hangi alana ilgi duyduğunu anne baba olarak gözetmek gerek. Sadece kızlarımızı değil erkeklerimizi de desteklemeliyiz.

Kadınların çalışmama tabusu hâlâ yıkılmadı

Siz nasıl bir çocukluk ve genç kızlık geçirdiniz?

Ben çok güç bir çocukluk ve genç kızlık dönemi geçirdim. Büyükbabamızın yanında oturuyoruz 5 çocuk ve 10 torunu... Bu torunlarda 4 oğlan, 6 kız. Tabii bu 4 oğlanın ergenlik dönemi ve o zamanların erkeklere verilen öneminden dolayı çok zorluk çekmiştim. Dadımdan yediğim dayaklar da cabası... Savaş dönemini de yaşadığım için varlığı da yokluğu da bilirim. Küçücük ekmek için kuyruklarda beklerdik. Her gece sığınaklara inerdik. Yaz günleri yüzmeye gittiğimiz plajlarda bir bakardık ki denizde ölü cesetler yüzüyor. Bizler de bakardık cesetlerin ceplerinden aile resimleri yazıları silinmiş. Dün gibi hatırlıyorum. Bu olaylar beni adam etti. Bu yaşadıklarımı bir ders olarak gördüm. Hayata küsmedim, tam tersine daha da yükseldim.

Bu tabu yıkılmalı

Eskiden kadınların çalışmasına aileler izin vermezdi. Siz bu tabuyu nasıl yıktınız?

İlk önce ailemi kızdırmayacak işlerle başladım. Kadınlara İngilizce ders verdim. Yavaş ama bir o kadar da emin adımlarla yürüdüm. Benim asıl şansım öncelikle Türkiye’de değil yurtdışında TRT’yi temsilen çalışmamdı. Ailem de zamanla bu duruma alıştı. Daha sonra evlendiğimde de çalışmaya devam ettim. Kendi ayaklarımın üstünde mecburen durmam lazımdı. Asla pes etmedim. Vazgeçmedim. Maalesef kadınların çalıştırılmama tabusu hâlâ yıkılmadı. Bu tabu yıkılmalı.

Maalesef “çocuk gelin” gerçeği ile hâlâ karşı karşıyayız. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Bu olay kız çocuğuna resmen hakarettir. Burada en önemli olan ailelerin bilinçlendirilmesi. Bu çirkin olayların olduğu yerlerde seminerler verilmeli. Gazetelerde bu konuyla ilgili destek birimlerinin yazdıkları yazılar olabilir. Bazı küçük kızlarımız büyüklerine söyleyemese de belki bu yazılardan destek alabilirler.

Kadınlara tavsiyeleriniz neler?

Kendinize güvenin. Kaın birden bire çalışmaya mecbur kalırsa yapabileceği ufak tefek şeyleri önceden tespit etmeli. Örgü, nakış, temizlik, bebek bakıcılığı, haber yazmak... Ne varsa. Biz kadınlar her şeyin üstünden geliriz. Kadın isterse başarır.

Çalışmak insanı her daim dinç kılar. Benim hayatımda ailem ikinci kez sıfıra düştü. Ben çalıştıtğım için bu durumu atlattım. Çalışmasaydım ne kadar güç durumda kalacağımı düşünmek bile istemiyorum. Kadınların her zaman yapacağı bir iş, bir meslei olmalı. Hayatta her zorluğa hazırlıklı olun.