Kadınları anlatmak...

Sinema festivallerinde seçkiler oluşturulurken, son yıllarda küresel düzeyde gözlemlenen ana eğilim, kadın/erkek eşitliği konusunda pozitif ayrımcılık yapmak. Ayrıca, bu çabayı etkin bir tanıtım ve iletişim aracı olarak da kullanmak...

29 Ağustos 2019 Perşembe, 12:13
Abone Ol google-news

Bir yanda, gelecek yıl yüzde 50/50 tam eşitliğe ulaşmayı hedefleyenler var; öte yanda, seçim sürecinde kameranın gerisindeki yönetmenin cinsiyetini göz önünde bulundurmanın doğru olmadığında ısrar edenler...

Venedik, bu konuda ikinci grubun en köktenci tavrını sergiliyor. 21 Altın Aslan adayı arasında sadece iki kadın yönetmenin bulunması nedeniyle haftalardır eleştirilen Alberto Barbera, bir filmi seçerken yönetmenin cinsiyeti değil, yaptığı filmin sanatsal değeri önemlidir diyerek savunuyor kendini...

Açılış gecesi öncesi, Hollywood'un tanınmış sinema dergisi Variety'nin geleneksel davetinde karşılaştığım, etkinliğin sanat yönetmeni, eski eleştirmen ve sinematek yöneticisi Alberto Barbera'ya, ''Neden Türk sinemasına bu yıl pozitif ayrımcılık yapmadın!" demiyorum tabii ki. ''Semih Kaplanoğlu'nun filmi komisyonda beğenilmedi mi; yoksa ana listede yer kalmamış mıydı?" diye giriyorum konuya. Kısa bir süre dudaklarını gererek düşündükten sonra, "Önceki filmini (Buğday, 2017) daha çok beğenmiştim. Bu kez, "Bağlılık-Aslı" bana yeterince başarılı gözükmedi" diye özetliyor. Ne cinsiyet, ne ırk, ne din, ne ülke, ne de coğrafi bölge farklılıkları konularında pozitif ayrımcılığın faydadan çok zarar getirebileceği konusunda hemfikir olduğumuz için uzatmaya gerek yok. Sanatsal seçimlerin temeldeki öznel niteliğini tartışmak ta hiç doğru değil. Venedik'te, şu ya da bu filmin seçilip seçilmemesi için herhangi bir politik baskı da söz konusu değil...

Kusturica ile ayaküstü
Aynı davetin gözde konukları arasında, resmi seçkilerdeki ilk filmleri değerlendiren Luigi De Laurentiis jürisinin başkanı Emir Kusturica (1954) da var. Cannes'da iki Altın Palmiye, Venedik'te de 1981 yılında en iyi İlk film Altın Aslanı kazanmış olan ünlü Sırp yönetmenle, Turkiye'den söz ederek başlıyoruz sohbete. Tam dokuz yıl önce, Bosna'daki müslümanların soykırımına karşı çıkmadığı gerekçesiyle tehdit edilen, resmen 'persona non grata' Ilan edilen Kusturica, jüri üyesi olarak katıldığı Antalya Festivali'nden ayrılmak zorunda kalmıştı... "Ben döndükten bir gün sonra, Antalya havaalanında bana benzeyen bir adamı dövmeye kalkmışlar" diye anımsarken, acı acı gülüyor. O günden bu yana Türkiye'ye gitmemiş Kusturica; içinden de gelmemiş... Bu sözlere kulak misafiri olan, İsveç'in önemli bir gazetesinin sinema yazarı hemen lafa karışıyor: "Atom Egoyan'ın 'Ararat' filmine ilişkin olumlu bir yazı yazdığımda, ben de Türkiye Büyükelçiliğinin tepkilerine maruz kalmıştım; hemen Ermeni soykırımını reddeden tezleri savunan birçok kitap göndermişlerdi...".
Pozitif ayrımcılık bazen gerekli, hatta yararlı olsa bile, negatif ayrımcılığın çok yanlış ve tehlikeli olduğu apaçık ortada...

Variety davetinin her yıl geleneksel bir teması oluyor. Bu kez, Pedro Almodovar'a tüm sanat yaşamını onurlandırmak için verilecek olan Altın Aslan ödülünden yola çıkarak, İngilizceyle İspanyolcayı harmanlayan "All About Mujeres" (Kadınlarla İlgili Her Şey) alt başlığı seçilmiş. Herkese göz kırpan, değişik hassasiyetleri birleştiren bir alt başlık bu...

Açılış filmine dair...
Aslında, kadınlarla ilgili, hem duyarlı hem de gerektiği yerde kadın haklarını savunan cesur ve iyi filmler yapmak için mutlaka kadın yönetmen olmak ta gerekmiyor doğal olarak. Hirokazu Kore-eda, ünlü sinema oyuncusu anneyle kızı arasındaki karmaşık ilişkileri anlatırken, kadınların erkeklerle doğrudan ilgili olmayan sorunlarına, sevecen, dikkatli, içtenlikli bir bakış getirmeyi başarıyor. Festivalin bir çoğu Hollywood'dan gelecek olan onlarca ünlü kadın oyuncu konuklarının ilk sırasında, açılış gecesine katılan Catherine Deneuve ile Juliette Binoche'un doyurucu yorumlarıyla ödül alma olasılıkları, Japon yönetmeninkinden (incelikli mizansen ustalıklarına rağmen), çok daha yüksek gözüküyor...