‘Kadınların şiddet görmediği tek gün yok’

Uzun bir aradan sonra sahnelere dönen Berna Laçin’in oynadığı “Hayal Satıcısı” adlı oyun izleciyle buluştu. Oyunun yazarı Zehra İpşiroğlu ile özel bir söyleşi yaptık. İpşiroğlu ‘Bu oyunda amacım kadını kıskaç altına alan eril yapılanmanın şifrelerini taşlama ve kara mizah yoluyla çözmekti’ diyor

10 Ocak 2020 Cuma, 16:17
Abone Ol google-news






Berna Laçin’in tek kişilik oyunu “Hayal Satıcısı” geçen hafta izleyiciyle buluştu. Kenter Tiyatrosu’ndaki prömiyerin ardından Laçin oyunun yazarı Zehra İpşiroğlu’nu ve sahne gerisindeki tüm ekibi de sahneye davet ederek izleyiciyi selamladı. Aysa Prodüksiyon tarafından üstlenen yapımın yönetmenliğini ise Berfin Zenderlioğlu üstleniyor. Gerçek bir yaşam hikayesinden yola çıkarak kadınlığın ezberlenmiş söylemlerine ayna tutma iddiasındaki oyun özellikle de eril dili ve yarattığı körlüğü sorgulatma çabasında. Akademisyen ve eleştirmen kimliği ile de önemli çalışmalara imza atmış Zehra İpşiroğlu ile “Hayal Satıcısı” üzerine sizin özel bir söyleşi yaptık. 

* Öncelikle şunu sormak istiyorum; Oyunun broşüründe ‘gerçek yaşam öyküsü’ ibaresi yer alıyor. Bunu biraz açar mısınız?

Toplumsal cinsiyet konusu çalışmalarımın eksenini oluşturuyor son yıllarda. Roman, tiyatro oyunu, röportaj, araştırma, hangi alana yönelirsem yöneleyim hep bu konu... Hayal Satıcısı da son yıllarda yazdığım diğer tiyatro oyunlarım gibi gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Kadınlarla bire bir röportajlar yaparak öyküler topluyorum. Ancak bu öyküleri birebir değil de kurmaca olanla harmanlayarak bir tür ham malzeme olarak kullanıyorum. 

"Hayal Satıcısı" hangi ilhamlarla ve hangi dertlerle yazıldı?

Kadınların şiddete uğramadığı ya da yok edilmediği bir gün bile geçmiyor günümüzde. Bütün toplumu etkisi altına alan virüs salgını gibi bir şey bu. Üstelik de sadece erkeklere değil kadınlara da kolaylıkla bulaşabiliyor. İşin kötü yanı bu tehlikeli virüse karşı etkileyici bir ilacı bulamamış olmamız. Öyle olunca başka bir konuya yönelsem bile bir süre sonra kadın konusu yine karşıma çıkıyor. Şiddet gören kadının kendini var etme mücadelesi, kimlik arayışı, kişilik bölünmesi gibi sorunlara psikolojik, mizahi vb. farklı yollardan yaklaşmaya çalışıyorum. Bu oyunda da amacım kadını kıskaç altına alan eril yapılanmanın şifrelerini taşlama ve kara mizah yoluyla çözmekti. Acaba eril yapılanmaya biz kadınla ne kadar katkıda bulunuyoruz bu sorunun izini sürüyorum bu oyunda.

* Berna Laçin ile yollarınız nasıl kesişti bu projede?

Oyunu yazarken aklımda grotesk rollere çok yatkın olan bir oyuncu vardı. Berna Laçin’i hiç düşünmemiştim, kendisi oyunu Onk ajanstan almış okumuş beğenmiş böylece tanıştık. Biliyorsunuz tek kişilik bir oyun büyük bir oyuncu ustalığını koşulluyor.Yani zor iş. Buna bir de taşlama türü bir mizah anlayışı girince iş büsbütün güçleşiyor. Bunu başarabilen oyuncuların sayısı çok az. Ama ben çok şanslıyım, hep yetenekli oyuncularla kesişti yollarım.

* Kadın meseleleri Türkiye’de nedense hiç kapanmayan bir yara. Oyunda bununla ilgili birçok cümle, saptama ve hatta çözüm önerileri var. Sizce gitgide artan bu şiddet sarmalından nasıl çıkacağız?

Ataerkil yapılanma politikadan hukuk sistemine kadar toplumun bütün kurumlarını etkisi altına aldığı gibi beyinlerde de iyice kök salmış. Falcı kadın da bunu kullanarak yani başka kadınları sömürerek kariyer yapıyor. Bu açıdan da tıpkı Brecht’in Cesaret Ana figürü gibi tipik bir anti kahraman, sonuçta içine düştüğü çıkmazdan kurtulmasına kurtuluyor ama bu tatmin edici bir kurtuluş değil tabii ki. Çünkü Serpil olmaktan yine de kurtulamıyor. Yani izleyicinin onu rol modeli olarak kabul etmesi mümkün değil. Sonuçta çözüm yok bu oyunda, ya da çözüm izleyiciye bırakılıyor.

* Tek kişilik oyunların bazı avantajları ve dezavantajları var muhakkak. Yazar olarak bunları nasıl sıralarsınız; sizi neler zorladı örneğin bu oyunda?

Bana göre tek kişilik oyunların tekdüzeliğe kaymaması için mutlaka çok sesli bir kurgusunun olması gerekiyor.Bu oyunda da kadının içindeki farklı sesleri dile getiren tipik bir kişilik bölünmesinin (Serpil/Kadife) dışında fal baktırmaya gelen zengin müşterilerin sesleri, Kadife’yi kıskaç altına alan erkeklerin ya da akrabaların sesleri, ona şiddet uygulayan Nuri’nin sesi iç içe giriyor. Bu içiçeliğin hem metin hem de oyunculuk düzleminde çıkması gerekiyor ki sahne yorumunda bunun yönetmen Berfin Zenderlioğlu’nun da titiz çalışması sayesinde başarıldığını düşünüyorum.

* Sahneleme aşamasında hiç müdahale etme gereği duydunuz mu?

Oyunun açık biçimi güncel bir şeyler katmaya uygun. Berna da bundan çok yararlandı. Benim metnimde bazı kısaltmalar yapılırken bazı eklemeler de yapıldı. Bunların hepsinden hoşlandığımı söyleyemem. Ama böyle bir oyunda en önemli şey oyuncunun kendini rahat hissetmesi. Berna öylesine büyük bir coşkuyla ve canla başla çalışıyordu ki. Bana göre yazarın yönetmene ve oyuncuya özgürlük alanı bırakması çok önemli. Ama biliyorsunuz bizde genellikle tersi oluyor. Yine de bir gün oyunun hem yazarı hem de dramaturgu olarak böyle bir ekip çalışmasının içinde de olmayı isterim. 

* Peki size şunu da sorayım: Bir eleştirmen gözüyle nasıl buldunuz oyunu?

Yazar olarak konuya içerden eleştirmen olarak da dışarıdan bakıyorsunuz. Provalarda bu oyunun yavaş yavaş nasıl olgunlaştığını gördüm, kaygılarım ve korkularım da vardı, bunları zaman zaman çekinerek dile getirmeye çalışıyordum. Aslında arka planda hissedilen, telefon konuşmalarıyla altı çizilen ve oyunun başında ve finalinde yoğunlaşan baskıcı yapılanmanın biraz daha vurgulanmasını isterdim. Ama ilk gece çok güzel bir şey oldu: Berna Laçin izleyicilerle karşılaştığı anda çok iyi bir akış yakaladı geçişleri çok iyi sağlayarak, tempoyu hiç düşürmeden mükemmel oynadı. İzleyicinin dikkati ve ilgisi bir an bile azalmadı. Gerçekten çok başarılı buldum.