‘Kalemim öykünün kölesi, ruhum özgür!’

Kişi hem var hem yok olmayı başarabilir mi? O başardı! Birazdan kendi cenazesini kaldıracak... N. İpek Gökdel’in, İstanbul-Urfa hattında geçen ve bu coğrafyada yaşayan genç erkeklerin dünyasını sarıp sarmalayan romanı Kefaret (DEX); alegorik bir roman sayılmaz. Bilimkurgu hiç değil. Felsefi öğütler veren bir kurmaca adeta. Ve Gezi Direnişi’nde yaşananların polisiyesi. Ve Urfa ile İstanbul’u anlatan bir şehrengiz!

23 Mayıs 2021 Pazar, 00:02
Abone Ol google-news

‘KÖK HİKÂYE KENDİ DİLİNİ OLUŞTURUYOR’

- Karakalem Roman Serisi; üç kitaplık, İstanbul’un Anadolu’nun gizemlerini, efsanelerini hatta komplo teorilerini de barındıran ve Netflix’te ilk yerli yapım olan fantastik bir seri. Fakat hemen sonrasında biçeminiz değişti ve fantastik ögeler yok oldu. Tövbe her ne kadar distopik bir fonda geçse de oldukça gerçekçi üç ana karakterİN dramlarını sunuyor. Bu değişimi ne tetikledi sizde?

Cümlelerin, betimlemelerin derinliğine değil hikâyeye odaklanmış bir yazarım. Anlatacak çok hikâyem, yazacak çok romanım var. Anlatmakta olduğum kök hikâye kendi anlatım dilini oluşturuyor, diyebiliriz. Karakalem Roman Serisi fantastik ögeler taşırken, Tövbe yeraltından ses veren bir gerçekliği haykırıyordu. Hikâyenin kölesi olmuş bir kalemim. Romanda anlatılan karakterler ve olaylar hangi yönde yazmamı isterse öyle yazıyorum, diyebiliriz. Kalemim öykünün kölesi, ruhum özgür!

- Beşinci romanınız Kefaret; kendi cenazesine giden bir adamla başlıyor. Kapakta da gözü bantlı bir adamın fotoğrafı var, Tövbe’nin kapağında ise gözü bantlı bir kadın vardı. Kefaret ve Tövbe ilişkisini anlatır mısınız?

Her ikisinin de anlatım dili benzer ve yakın geçmişin izlerini taşıyan ve bugünü anlatan romanlar. Fakat Kefaret, bu coğrafyada yaşayan genç erkeklerin dünyasını, Tövbe ise genç kadınların dünyasını sarıp sarmalıyor. Hem dişil ağızdan hem eril ağızdan yazmayı seviyorum. Tövbe’de üç kadının iç sesini yazarken Kefaret’te erkekleri dile getirdim. İkileme olmasa da kapakları bu sebeple benzer.

‘UNUTTURMAMAK İÇİN YAZDIM!’

- Kefaret’te tartıştığınız karşıt uçlar, ikilikler var. Kefaret’teki asıl dertleriniz neydi?

Hafıza oyunbaz bir maymun. Kefaret; unutturmamak için yazıldı. Ölenler unutulmasın, Gezi Olayları unutulmasın, vicdan sızlasın diye. Kefaret, yazar ile okur arasındaki perdeyi kaldıran bir roman oldu. Hikâyenin ve karakterlerin nereye evrileceğini, olayların nasıl gelişeceğini okurdan saklamadan yazmak istedim. Okura ne sürpriz yaptım ne de ondan bir şey gizledim. Çünkü aslolan insanın dönüşüm yolculuğunu anlatmaktı.

- Bir şehri tüm yönleriyle yazmayı da seven bir yazarsınız. İstanbul ve Urfa’yı öyle güzel anlatıyorsunuz ki… Urfa’yı anlatır mısınız, nasıl yaşadınız o coğrafyayı?

Urfa’dan dönmek istemedim. Urfa ve civarında geçirdiğim her gün, her gece, uğradığım her ev, her pazar yeri, her köşe, her yer sofrası beni benden aldı. Tarihi ve arkeolojik mekânlar deseniz başlı başına bir masal alemi. Daha çok yaşamın akıp durduğu gündelik Urfa’ya tutkun oldum. Sokak aralarından yükselen namelere, insanlarının düşünce biçimine, feodalizmin izlerine, binlerce yıllık kültürlerin aynı potada eriyişine aşık oldum. Kefaret’te de okurlar Urfa’yı benim gözümden görebilsin diye, kelimelerim izin verdiğince yazmaya gayret ettim.

- Kefaret’te yazarlığınız, diliniz artık başka bir yöne yol alıyor gibi. Bugün yaşadıklarımız ve/veya öznel deneyimleriniz bunda ne kadar etkili?

Yaşama dair umut taşıdığımız zamanlarda yazdıklarımızla, üzerimizde binlerce tonluk baskı hissederek kapana kısıldığımızda yazdıklarımızın aynı olması beklenemez.

Kefaret’in ana mekânları Urfa ve İstanbul gibi gözükse de aslen “mezarlık ve Gezi Parkı”dır. Kısıtlamaların, yolsuzlukların, haksızlıkların, adaletsizliğin ayyuka çıktığı zamanlardayız. Yazmak saklanmanın bir türü. Baş edemediğin, onaylamadığın dünyayı uzaktan uzağa protesto etmek gibi.

Michel Foucault, “Artık kendimize ait bir yüzümüz olmasın, yazımızın altına saklanalım diye yazarız aynı zamanda.” diyor. Ben de Kefaret’in sayfalarına sakladım yüzümü. Çünkü dünyada ve ülkemde olanlar yüzümü kızartıyor, çok üzülüyorum ve kelimelerimce isyan ediyorum.

- Yeni kitap geliyor mu?

Evet. Bambaşka bir türde üstelik. Bir aile destanı yazıyorum.